ZAMANE FIKRALARI – 8

219
ZAMANE FIKRALARI - 8

Adamın birinin cürmü deryaları taşırmış, hatta dağları batırmış, dört bir yanda başakları yatırmış. Ne yapsın garibim, bunca mesâvi iradeyi felç edince tevbe kaçınılmaz olmuş. Nerede tevbe edecekti peki, camiye gidecek değil ya. Orada zaten günaha giriyor. Fıskı mitingde, riyası camide… Günah çıkarayım bari demiş, eee günah çıkarmak için de papaz lazım. Tabi muvazene yerinde olmayınca altmış yıllık alimi huzura getirin demiş. Tabi yanında el pençe duranlar diyememişler “Yanlışınız var!” diye. Neticede bir sözü daha vebal olarak sırtlanmış.

***

Bununla da yetinmemiş, Sam Amca’ya çakmış mesajı: Al papazı, ver papazı…J Mübarek sanki pişti oynuyor. Sanki kozlarını ortaya koyuyor. Tabi elinde koz çok. Elini bir kaldırsa Elazığdaki Boing, Aradahandaki nükleer silah, Osmaniyedeki uzay ekipmanları, Bitlisteki Iphone ve Tuncelideki ağır sanayi fabrikalarımız adamların siparişlerini askıya alacak.

***

Bir de bunun bir yiğidi var. Şirin mi şirin, tıknaz mı tıknaz. Bir zamanlar ucuz haberler sunardı da sonradan adam oldu(!) İşte yiğidin son kehaneti: “Kuzey Irak ve Azerbaycan iki yıl içinde karar alıp Türkiye’ye katılacak. “ Hay bin kunduz! Biz nasıl da düşünememiştik bunu. Meselenin tek izahı feraset herhalde.

Feraset nedir diye soracak olursanız onu da eski bir fıkrayla anlatayım: Üçkağıtçı bir adam hoca kisvesiyle köy köy dolaşır, üç beş kelam edip yolunu bulurmuş. Halkta bu cehalet onda da bu dil olunca itibar o biçim…Bir gün yine çıkmış kürsüye. Cemaat ağzının içine bakıyor, yokluk deminde keçiye Abdurrahman Çelebi derler ya… Cemaat ne bilsin herif sahtekar. Vaazı(!) bitirirken “Cemaat!” demiş ve devam etmiş: “Bugüne dek dünyaya üç büyük veli geldiiii. Biri Abdülkâdir Heyelâniii….İkincisi Bayezid-i Fistâniiiii…Üçüncüyü söylemeyeyim cemaat, enaniyet olmasın!..:))

Vaazdan sonra cemaatten biri elleri bağlı vaziyette yanına varmış, “Hocam üçüncüsü siz misiniz yoksa?” deyince bizimki cevabı yapıştırır: “Hey Allahım, mümindeki ferâsete bak!”

***

Son okyanus ötesi seyahati, hafızalara haşmetpenâhın tok sesiyle ifade ettiği bir hakikatle kazındı: Adalet ve insan haklarını görmek isteyen Türkiye’ye gelsin. Tamam gelsin, gelsin de Türkiye’nin neresinde görecekler?

Havaalanına en yakın internet kafede olabilir. Kısa bir internet sörfüyle batı dünyasından güzel misaller bulunabilir. İyi de bir batılı bunu yapmak için neden kalkıp yurdumuza gelsin? Neden olacak? İşe farklı bir hava katmak için tabi. Simyacıdaki çoban, bahçesindeki hazinenin yerini öğreneceği rüyayı görmek için taa Mısır piramitlerinin yanına kadar gelmedi mi? J

***

İnsanlara suç bulmayı meşrep edinenleri görünce Bayburtlu Zihni’yi hatırladık yine. Senenin birinde İstanbul’ a gitmiş. İstanbul, o zaman da bildiğiniz İstanbul. Bediüzzamanın ahvali “İspanyol hastalığı” na benzettiği gibi bir ortam var. Hâsılı, bu Anadolu çocuğu böyük şehrin hallerine alışamamış. Dönüş yolunda bir hana uğramış. Kahvesini getirmişler. Bakmış ki fincanın kulpu yok… Hancıya demiş ki “Siz bunu İstanbul’a götürün.” Adamcağız buna anlam veremeyince sormuş, “O niye?” demiş. Bayburtlu taşı gediğine koyuvermiş: “Orada her şeye bir kulp takarlar!”

Kerem UMAR