Zamane Fıkraları

228
Fıkralar

Senenin birinde Bayburtlu Zihnî, İstanbul’a gider. Bu koca şehirdeki pekçok şeye alışamaz. Bir süre sonra memleketin yolunu tutar. Yolda uğradığı bir kıraathanede önüne konan fincanın kulbunun kırılmış olduğunu görünce kahveciye “Sen bunu İstanbul’a götür.” der. Adam bu söze anlam veremez ve sebebini sorar. Zihnî cevap verir: “Orada her şeye bir kulp takarlar…”

En özlü ifadesini “trajikomik” kelimesiyle bulan öyle şeyler yaşanmıştır ki bizim dünyamızda bunlar “Güler misin ağlar mısın!” deyimiyle karşılanır.

Şef döneminde zikir meclisi kurdular diye Erzurum’da derdest edilen on bir arkadaş, mahkemeye aşiret reisi ve iki cinayet sanığı Kerem Ağa ile birlikte çıkarılırlar. İş yoğunluğundan olsa gerek… Kerem Ağa savunmasını yaparken kıvrak zekasıyla hakim heyetini zor durumda bırakır. Cümleleri bütün salondakileri tebessüme sevk eder: “Hakim Bey, ben ne yaptım ki! Sadece  iki adam öldürdüm. Ben de Vehbi Hoca gibi Allah Allah diyeydim de bana da istediğiniz cezayı vereydiniz!..”

Vehbi Hoca ve arkadaşları Allah’ın izniyle zaman zaman zindanı terk edip evlerini ziyaret ederler de bundan kimseciklerin haberi olmaz. Bir duanın bereketiyle kapılar açılır ve gidenler, tavsiye üzerine en  kısa zamanda geri dönerler. Vehbi Hoca onlara, yolda sizi görüp seslenen olursa dönüp bakmayın der. O gün dışarı çıkan Metih Hoca, kapıda bekleyen zağar( küçük köpek) kendisini görüp havlamaya başlayınca dayanamayıp ona döner ve “Ula sus! Hadi bekçi münafık, sen de mi münafıksın!” der.

Kuran okutmanın, Allah demenin yasak olduğu, mabetsiz şehirlerin inşa edildiği günlerde bir şeyh efendi canına tak deyip inzivaya çekilmeyi kafaya koyar. Temiz kalpli bir talebesine der ki “Eğer jandarmalar beni sorarlarsa, şeyh efendi infirâd etti ve evrâd okuyor, dersin.” der. Talebe, kısa süre sonra şeyh efendiyi de almaya gelen jandarmalara durumu dili döndüğünce ifade eder: “Şeyh efendi irtidâd etti, Tevrat okuyor:))

Günümüz insanı da geçmiştekilere taş çıkartırcasına bu tür hadiselerin altına imza atmakta, meslekÎ onurlarını ayaklar altına almak pahasına bugünün ve geleceğin insanının ağzına sakız olmaktadır.

Asırlarca Karakuş fıkralarının anlatıldığı bir coğrafyada kim derdi ki ona rahmet okutacak misaller kapalı duvarlar arkasında değil, kameraların karşısında boy gösterecek? Kim derdi ki mahekeme salonlarında maznunlar(zanlılar) aslan gibi kükreyip “Delil nerede!” diyecek, kolu omuzdan kırık  hâkimler de mütevazi bir üslupla “Delil yok.” diyecek.

Sözlerimi abartı olarak görenlerin nazarına sadece birkaç örnek arz edeyim de bir yandan tebessüm etsinler, bir yandan da ülkeyi bu hale getirenlerin ibretlik halini görsünler:

Vatan evlatlarının apar topar derdest edilip tıkıldığı nezarethaneye bir esrarkeş getirilir. Kısa süre önce göklerde seyreden adamcağız henüz tam ayılmamıştır. Bir müddet sonra kendine gelir ve etrafındakilerle tanışmak ister. Biri öğretmen, biri hakim derken adamlar kendilerini tanıttıkça daha da afallar ve tepkisi şu olur: “Yahu ben bugün fazla kaçırdım galiba!”

Milletin tanıdığını tanımadığını “Filancalardan” deyip gammazladığı bir hengamda bir savcı da iftiralardan nasibini alır ve derdini anlatamadan kendini içeride bulur. Koğuşun neredeyse hepsi dindardır ve onun, bu taraklarda pek bezi yoktur. Bir sabah vakti uyanır ve o anki uyku sersemliğiyle kendini öldü sanır ya da durumu özlü şekilde ifade etmek için bu üslubu kullanır: “Yahu öldüm de millet benim cenazemi kılıyor sandım. Benden başka herkes kalkmış, sabah namazı kılıyor. O yaşa kadar alnım secdeye değmediği için kendimden utandım.”

Domuzlu’da da vatan evlatlarını içeri tıkarlar bu zehir-zemberek günlerde. Bir yandan üzülen Medrese-i Yusufiye ehli bir yandan da içeride olmayı fırsata çevirip kendilerini evrad ve Kuran-ı Kerim okumaya verirler. Hapishanede üns esintileri esmeye başlar. Duvarlar uzun zamandır duaya ezkâra hasret kalmıştır. Gardiyanlardan biri mahkumlara der “Yahu kardeşim biraz az okuyun, garip şeyler oluyor burada, sonra korkuyoruz.” der.

On yedi bin gülden bir gül hapishaneden çıkarken ağlayarak kendisine sarılan bayan gardiyan, “Yahu çabuk git, beni işten attıracaksın.” diyerek isyanını bağrına gömer .

Bir şom ağızlı der ki: “Askeriyeden atılması gerekenlerin isimlerini biz belirleyip ilgili mercilere verdik. Kimin ne olduğunu tam tespit edemediğimiz için, işini iyi yapmaya çalışanların ve küfür etmeyenlerin, cemaatçi olduğuna hükmettik.”

Hapishaneye abisini ziyarete giden genç, kapıya kimliğini bırakır. İşgüzar memur telsizden kimlik sorgulaması yapar ve onun, aranan bir kişinin kardeşi olduğunu tespit eder. Çıkışta gencin yakasından tutar ve seni alacağız,der. Genç, sebebini sorar. Sebep gayet açıktır. Abini bulamadığımız için seni alacağız, der pişkin herif. Genç, rahat bir tavırla: “İyi de abim içeride, ben de şimdi onu ziyaretten geliyorum.”der.

Uzun sözün kısası, ağlanacak hallerine gülenler, yedikleri herzelerle bizleri muvakkat tebessümlere  sevk etseler de vicdan sahiplerinin nazarında nefretle anılmayı hak etmektedirler.

Varsın günah hamallığı yapma adına vebal yokuşlarını tırmansınlar, ne gam!… Birileri de sabır dantelalarını ilmek ilmek işleyip melekleri tebessüme sevk ediyor ya…

PAYLAŞ
Önceki İçerikFIKIH KÖŞESİ
Sonraki İçerikBAYRAM DÜŞÜNCELERİ