ZİNCİRLERE VURULMUŞ ADALET

329
ZİNCİRLERE VURULMUŞ ADALET

Said Güneş

Toplum, Leyla ile Mecnun ve Ferhat ile Şirin’inin aşkıyla, şiirlerini ve yazılarını hep süslemiş ve bundan sonrada süsleyecek gibi görünüyor. Çünkü gönül, kendisine yaşatılan güzelliklere vefalı davranmış, yaşadıklarını asırların silinmez ve paslanmaz kütüphanelerinde kalıcı izler bırakmak üzere korumuştur. Leylası davası olan asrın mecnunu diyor ki;  “Her yerde olmanın yolu gönüllere girmekten geçer.” Gönülden vize alan her müspet hareket, incitmeden ve incitilmeden evrensel ve demokratik dolaşım hakkına sahip olmuştur.

Zihinlerimizi biraz yoracak olursak, acaba gönüllerin geçit vermediği, asırlara mal, şairlere malum ve halkın diline pelesenk olmuş başka herhangi bir ikili var mı? Teknolojik buluşları gölgesinde bırakacak, sancılar ve acılarla dolu başka başka ikililer elbette vardır. Nedir bu sancılar ve acılara annelik yapan bu başka ikili? Trafik kazaları mı? İş kazaları mı? Yoksa adiyattan ve sıradanlaşmış maden kazaları mı! Hayır, ben bunlardan bahsetmek istemiyorum. Bu tür kazalar bireyin aklında silinmez izler bıraksa da asırların ve toplumların hafızasında yer almazlar. Başka özdeşleşen ikiliden söz etmek istiyorum: Zülüm ve adalet!

Adalet, asr-ı saadette insanlık tarihi için zirveleri görmüş, zülüm karşısında unutulmaz bir mücadele vermiş ve devrin devrilmez zannedilen enaniyet abidelerini dize getirmiştir. Her kesime lazım olan bu adalet, gelecek nesillere, toplumun derdi ile dertlenen baba yiğitlere, tarifi imkânsız ariflere ulaşmak üzere, sahabeden ve tebe-i tabiin tarafından yaşanılarak test edilmiş, inanç, idrak ve düşünce laboratuvarından vizesi alınmış ve bir daha yaşanması düşüncesiyle asırların hafızasına emanet edilmiştir. Adalet sadece anlatılmaz, ancak yaşanılarak veya yaşatılarak tarihin sayfalarına not olarak düşülür. İnsanlık tarihinde yaşanan örnekleri yok denilemez. Örnek mi istiyorsunuz İşte size Hz. Ömer.

Devrin çilekeşi Bediüzzaman derki: “İnsan ekmeksiz yaşayamaz fakat, meyvesiz yaşayabilir.” Biz de deriz: Evsiz yaşarız ama adaletsiz asla! Karayolları ve köprüler olmadan yaşarız ama adaletsiz asla! Havaalanı olmadan yaşarız ama adaletsiz asla! Siyasetsiz yaşarız ama adaletsiz asla! Başkansız yaşarız ama adaletsiz asla! Asla! Asla!

Evet, özellikle Müslümanlar arasında zülüm her devirde yaşanmıştır. Küçük bir kesimde, hedefine ulaşsa da genel olarak hiç zirve yüzü görmemiştir. Hak davasının temsilcileri, sabah akşam bir neyzen gibi sürekli inleyerek aşağıdaki duaları virdizeban edinmişler:

Allahümme ecirna min fitnet-id diniyeti ve dünyeviyye
Allahümme ecirna min fitnet-i ahirzaman
Allahümme ecirna min fitnet-il mesihiddecali ve süfyan

Özellikle de ahir zamanda bir gün gelecek, Süfyanizim şaha kalkacak, korkulan bu zulmün fireni patlayacak, zulüm zirve yapacak, zalimler de seleflerine rahmet okutturacak, şeytana zalimlikte üstatlık yapacak ve bütün bunlar tarihin silinmez sayfalarında yerini alacak. En acısı da müspet görünümlü, kuran ve din kisvesi altında gelişip boy atan şekli olacak. Osmanlı’nın mirası, Mehmet Akif’in gözyaşları dökerek hayalini kurduğu, rahmetli Turgut Özal’ın sevda tohumlarını ektiği güzelim ülkemizde, bugünlerde tam da zulüm bahar mevsimini yaşarken buna şahit oluyoruz. Kulaklarını tıkayanlar, bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyenler, mevki ve makamını düşünenler, korku ve gelecek endişesi ile oturup kalkanlar, hatta bu zulmü bilinçsizce alkışlayıp ona ortak olanlar, biraz geç de olsa yakın bir zamanda özüne dönecek adaletin karşısında hesap verecekler. En basiti de yarın vicdanı ölmemiş nesiller karşında hesap veremeyecekler. Diyelim ki beklenen adalet bu dünyada olmadı. Sarsılmaz adalet, bükülmez denge bizi mizanın öbür tarafında beklemeyecek mi? Milyon dolarlar Şehrizarlara yetse de asla hakkın adaletine etki etmeyecektir. Çünkü ilahi adalette zaman aşımı yoktur.

Peki, nedir bu mücadele? Dün Habiller ile Kabillerin mücadelesinin asırlar sonrası kabuk değiştirmiş, misliyle tekrarlanan filmin son bölümü olsa gerek. Feraset sahibi, ilim deryası, meşhur âlim, Fas ulemasının nadide insanı Ferit El Ensari’nin son kitabı (Son Süvari) bize filmin son kısmının ipuçlarını veriyor.  Bir irade kahramanı ile bir öfke kurbanı arasında geçen, hak ile batılın mücadelesidir. Bu dava doğurgandır. Asırlar önce asr-ı saadette bir mağarada ve müdafaa meydanlarında doğumunu gerçekleştirmiştir. Dün Barla, Kastamonu ve Emirdağda önlerine çıkan bir sürü gulyabaniye rağmen, sisli ve boğucu bir atmosferde, trendeki yük vagonlarının üzeninde, bir mahkemeden bir mahkemeye koşarken, hayatiyetini bir grup bahtiyar ile devam eden bir sevdanın, bugün de eğitim kurumları, hastane, banka… vs. kurumları ile varlığını sürdürürken kıydınız canına. Ama unutmayın bu sevda binadan ve bankadan ibaret değildir. Bu doğum, dün Anadolu’nun sinesinde gerçekleşti, bir anne misali dünyaya merhamet tohumlarını ekti. Ve yeni bir dünya kuruluyor nağmeleri ile ciğerparelerini büyütürken, ellerinden alıverdiniz ansızın. Bir daha geri dönmesin diye üzerine vicdanı ölmüş, yüreği paslanmış kayyumlar koydunuz. Demek ki tam anlayamamışız materyalist asrın, manevi minaresinden yükselen o lahuti sesi. Peki ne demiş; “Euzubillahimineşeytani ve siyaseti”. Bilemedik siyaset sahnesi, merhametten yoksun, menfaatler yokuşu, çıkışlardan çok inişler serancamesidir. Simalarında yalanın emaresi olmayanları, terör ithamı ile medrese-i yusufiyelere attınız. Ama doğurgan ruhlar mekândan bağımsız, uğradıkları her yeri cennetlere ve huzur adacıklarına çevirme edasındalar. Kadere razıyız, zindanlar da asırlardan beri Yusuflara hasret olsa gerek….

Zülüm çoktan adalet ile ittifak etmiş. Yargısız infazlar, nesebi gayr-i sahih veletler gibi semeresini Silivri ve emsali hapishanelerde netice vermiştir. Ve diyeceğim o ki; madem adalet mülkün temelidir ve masumun yitik malıdır o hal de bir an önce sahiplerine iade edilmelidir. Ey, kuralsızlıkta usta, zalimlikte akademik unvan kazanmış, rüşveti hilafetin gerekliliği gibi gören, günah ile süslü hayatını adaletin temel kitabı kabul eden, acımasız asrın ve bu devrin tiranları! Yarın bu adalet en çok sizin gibi zalimlere lazım olacaktır. Heyhat! Mevlana’nın ifade ettiği gibi: “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok, nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”  Devrin dev zalimlerine derim: “Ne babayiğitler gördüm, üzerinde terör emaresi yok, ne hukuk cübbeleri gördüm içinde adalet yok.” İçi boş cübbelere sesleniyorum: Bu adalet bugün halkın huzurunda, yarın da hakkın huzurunda size lazım olacak. Zulmün yamacında can çekişen, zincirlere vurulmuş, bir üveyk gibi narin, bir aslan gibi heybetli, bir küheylan gibi gösterişli, herkese lazım adaletin bir an önce geri gelmesi umudu ile!

CEVAP VER