USD
6,2570
EURO
7,3115
ALTIN
242,5071

Suudi Arabistan’daki Operasyonların Muhtemel Yansımaları

Tüm dünya, sürpriz ve reformcu yaklaşım ve uygulamaları ile dikkatleri üzerine çeken Suudi Kralı Veliahdı Muhammed b. Selman başkanlığında kurulan “Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu”un cumartesi geceki tutuklama ve görevden alma olaylarıyla çalkalandı.

Suudi Arabistan’daki Operasyonların Muhtemel Yansımaları
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Tüm dünya, sürpriz ve reformcu yaklaşım ve uygulamaları ile dikkatleri üzerine çeken Suudi Kralı Veliahdı Muhammed b. Selman başkanlığında kurulan “Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu”un cumartesi geceki tutuklama ve görevden alma olaylarıyla çalkalandı.

Şok operasyon çerçevesinde en az 11 prens, görevdeki 4 bakan, onlarca eski bakan ve askeri yetkili yolsuzluk komisyonu tarafından sorgulanmak üzere tutuklandı.

Yapılan operasyon, mahiyet, kapsam, içerik, zamanlama, iç ve dış bağlantıları açısından incelendiğinde olaya “Suudi Arabistan’ın 17 – 25 Aralığı” dersek mübalağa etmiş olmayız.

Suudi Arabistan, son zamanlarda içte başta kadın hakları alanında olmak üzere reformlarla; dışta ise Yemen başta olmak üzere bölgedeki açık-kapalı yaptığı operasyonlarla gündemde.

Amerika “Erdoğan Türkiyesi”nden beklediği “Ilımlı İslam” projesi Erdoğan’ın fabrika ayarlarına geri dönmesinin ardından suya düşünce bu rolü üstlenecek devlet veya devletler arayışına girdiği herkesin malumu. Trump’un Suudi Arabistan ziyareti ile başlayan süreç, Suudi Yönetimi’nin radikallikten “Ilımlı İslam”’a dönüş yapacağını resmen deklare etmesi ve fikri zeminini hazırlamak için kurum ve kuruşlar oluşturması bunun açık delillerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Bu misyonu taşıyıp taşımayacağı ayrı bir konu olmakla birlikte, Riyad’a hâkim olan yeni eğilimin yankıları siyaset arenasında da görülmeye başlandı. Son yolsuzluk operasyonunu bu açıdan da değerlendirmek mümkün. Ancak olayı sadece iç dinamiklerle açıklamaya kalkmak ve salt bir yolsuzluk olarak değerlendirip krallık tahtına oturmaya hazırlanan Muhammed b. Selman’ın yeni eğilime uygun “yolsuzlukla mücadele eden bir lider” PR çalışmasına indirgemek fotoğrafın bütününü görmeye engel olacaktır.

Doğru bir analiz ve külli bir değerlendirme yapabilmek için mutlaka olayın zamanlamasını ve bölgedeki son gelişmeleri de göz önüne almak gerekir. Cumartesi günü sürpriz bir şekilde istifa eden Lübnan başbakanı Sa’d el-Hariri, İran’ı işaret ederek “suikasta uğrama” ihtimalinden bahsedip soluğu Riyad’da almıştı. Suudi menşeli Al-Arabiyye televizyonuna yaptığı açıklamada şu ifadeler çok dikkat çekiciydi: “Şu an Lübnan’da babam Refik el-Hariri’nin şehit düştüğü andaki hava hâkim. Hayatımı hedef alan gizli planların farkındayım. İran’a şunu söylemek istiyorum: Arap halklarının içişlerine karışma konusunda yenilen taraf siz olacaksınız. Arap halkı, geçmişte olduğu gibi yeniden dirilip ayağa kalkacak ve ona kötülük yapmak üzere uzanan elleri kesip koparacaktır. İran, başta Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen olmak üzere girdiği her yere yıkımdan başka bir şey getirmemiştir. Hizbullah, sadece Lübnan’da değil bütün Arap ülkelerinde “İran’ın Kolları” hükmündedir.”

Bu açıklamaları değerlendiren ünlü Filistinli yazar Abdulbari Atvan, Hariri’yi “Riyad’dan Lübnan’da savaş ilan etmek” ile suçladı. Suudi Arabistan’nı da İsrail ile aynı karede yer alarak İran, Hizbullah, Hamas, Yemen Husileri ve bölgedeki diğer İslamcı akımları hedef almakla itham etti.

Suudi’deki yolsuzluk operasyonlarının İran ve uzantıları ile bir bağlantısının olup olmadığını tespit etmek için elimizde henüz somut bilgiler yoktur. Ancak el-Hariri’nin hem de Riyad’dan “İran’ın uzun kollarını kesmek”ten bahsetmesi, Atvan’ın onu “Lübnan’da savaş ilan etmek”le suçlaması ve eldeki mevcut bilgilerden yola çıkacak olursak yolsuzluk operasyonun bir amacının da Riyad yönetiminin “Şii Hilali” mücadelesinde kendisine ayak bağı olan veya farklı düşünen bazı prens ve yöneticilerden kurtulma ihtimalinden bahsedilebilir. Aslında konu ile ilgili yayınlanan krallık fermanında özenle seçilen “Zayıf karakterli yöneticiler” ifadesinde ve konunun “güvenlik” boyutuna yapılan vurguda bunun emarelerini görmek mümkün. Dolayısıyla operasyon ile İran ve uzantılarının – ki buna Türkiye de dâhil – elinde olma ihtimali yüksek bir takım yolsuzluk veya ahlak dosyaları bulunan zayıf karakterlileri temizleme amacı da güdülmüş olabilir. Katar-Arap krizi devam ederken Türkiye’de Bodrum’da tatil yapan Prens Velid b. Talal’i hatırlayınız. Erdoğan medyası Katar konusunda Riyad’a baskı yapmak için Suudi Prenslerin yarı çıplak fotoğraflarının yayınlamıştı. Bu arada 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının, başta Yasin el-Kadı olmak üzere, Suudileri de ilgilendiren yanının olduğunu da hatırlatıp geçelim.

İran’ın, İslamcı akım üzerinden tüm bölgede yayılmaya; Irak, Suriye, Yemen, hatta Türkiye, Katar, Hamas vb sünnî hareketleri bile kendine eklemlemeye çalıştığı ve bunda da başarılı olduğu aşikâr. Bunun en somut örneği yolsuzluk dosyaları ile teslim alınan Erdoğan Türkiye’sidir. Sünni dünyaya mensup olmasına rağmen bölge meselelerinde net bir tavır alamamakta ve bir salıncak gibi bir sağa bir sola gidip gelmekte, Batı – Doğu Bloku arasında bir salıncak gibi sallanmakta, orijinal politikalar üretememektedir.

Türkiye’nin İran ve dolayısıyla Doğu/Avrasya Blokuna büyük çoğunluğu itibariyle eklemlenmesi ile birlikte Sünni dünyada doğan boşluğu Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkeler doldurmaya çalışmaktadır. 2 Kasım’da İstanbul’da başlayan “Türkiye-Körfez Savunma Güvenlik Forumu”unda konuşan İran dışişleri bakan yardımcısı Seyyit Kazım Seccadî, Mısır ve Suudi yönetimini Türkiye gibi İran’la işbirliğine davet etmişti. Ne var ki bu iki ülke Tahran’ın bölgedeki hamlelerine karşı kendi özgün siyasetlerini üretmeye çalışmakta ve özellikle Sünni dünyaya ait olup da İran tarafından bir şekilde koparılan veya etkisi altına alınan hareketler üzerine yoğunlaşmaktalar. Bu minvalde Kahire’de varılan anlaşma çerçevesinde Filistin’deki Gazze Yönetiminin istifa ederek bütün yetkileri Ramallah Hükümetine devretmesi İran’a atılan en önemli gollerden biri sayılmaktadır.

Diğer yandan, dev ekonomik ilişkileri ile bilinen Prens Velit b. Talal’in de gözaltına alınanlar arasında olduğunu düşünürsek Erdoğan’ın elinden önemli bir “güç kaynağı”nın ve – yukarıda değindiğimiz gibi – “koz”unun alındığını söylemek gerekir ki bu da Riyad’ın İran ve Erdoğan etkisindeki Katar Krizinde elini güçlendirecektir.

Dolayısıyla, bazı analistler, el-Hariri’nin sert açıklamalarının ardından ve İran’ın Yemen’deki Husîler üzerinden sürdürdüğü vekâlet savaşı kapsamında Riyad’a balistik füzenin fırlatıldığı aynı gecede bu kadar kapsamlı bir yolsuzluk operasyonunun başlatılmasının tesadüflere verilmemesi gerektiği kanaatindeler.

Suudi Arabistan’da gerçekleşen bu operasyonun gerçek mahiyet ve saikleri hakkında kesin bir kanaate varmak için henüz vakit erken. Ancak Sünni dünya liderliğine oynayan Riyad ve Kahire ile Şii Hilali sevdalısı İran arasındaki çatışmanın bir uzantısı olarak değerlendirilebileceğini, hatta bölgedeki NATO ve AVRASYA mücadelesinin yansımalarından biri olarak da okunabileceğini söylemekte bir beis olmadığı kanaatindeyim.

Türkiye’ye gelince, Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın’ın ifadesiyle o henüz aynı gece Yemen’den fırlatılan roketin Riyad’a düşüp-düşmediğini “tespit etme”ye çalışmaktadır!

Ümidimiz, Suudi Yönetiminin açılan yolsuzluk soruşturmalarını nezih ve şeffaf bir şekilde sonuna kadar sürdürmesi ve gerçeği ortaya çıkarmasıdır. Erdoğan’ın yaptığı gibi  “İran’a uluslararası yaptırımları delmek” olan yolsuzluk dosyalarını kapatıp operasyonları yapan bütün yargı ve emniyet mensuplarını ve onları destekleyen sivil kuruluşları cezalandırmamasıdır.
Sözlerimizi tartışmaya açık şu soruyla bitirelim: Suudi Arabistan bu operasyonla İran’ın Amerikan ve BM’nin yaptırımlarını delmek için kullandığı Şebeke’nin Suudi Kolunu mu deşifre etti ve bazı “zayıf karakterli yöneticiler” nedeniyle – aynen Türkiye de olduğu gibi – İran politikalarına teslim olmamak için ön tedbirlerini mi almaktadır?

Yükleniyor...

YORUMLAR

    Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.






    0 YORUM