İşkence Dosyası-4

İşkence Dosyası-4

19 Aralık 2017 0 Yazar: M. Lütfi Doğan

İşkencenin günümüze ve yurdumuza bakan yönüne dair iki hususu paylaşmakta fayda var. Bunlardan birincisi, bu uygulamanın kime, ne zaman ve nerede yapılırsa yapılsın kabul edilemez olduğunun ikrarı. Bu konudaki tavır ortaya konurken birilerine iyi oldu da diğerlerine yazık oldu demek ne kadar insafa sığar.

Dersim; altmış, yetmiş bir ve seksen ihtilalleri ve benzeri olağanüstü dönemlerde insanlara reva görülenler hep akıllarda canlı kalsa da karşımızdaki acı gerçek; insanlara sistemli ya da sistemsiz şekilde uygulanan işkencelerin günümüze kadar aralıksız devam etmesidir. Maalesef bu uygulamalardan toplumun her kesimi nasibini almıştır.

Meselenin bir diğer yönü de günümüzde bu harekete maruz kalan insanların otuzlu ve kırklı yılların “Kafasına vur, ekmeğini al.” denecek vasıftaki ezilmiş kitleleri olmadığıdır. Bugün bir şeylere tahammül etmek zorunda kalanlar bir yandan işin içinde kaderin hissesi olduğunu unutmuyor, kendi muhasebelerini yapıyorlar. Fakat bu, ileride hukuk dairesi içinde haklarını aramayacaklarını göstermiyor.

“Ne yapayım, Allah’ından bulsunlar!” diyerek olanları sineye çekmek, toplu linçe maruz kalan onca insanın hakkını teslim etmemek olmaz mı? Olur elbette. Bu cürümleri irtikâp edenlerin yaptıkları yanlarına kâr kalmamalı, kanun önünde bir bir hesap vermeliler.

***

Bu küçük yazı dizisinde, vatan sathını zulümle dolduran zamane Yezitlerinin sebep olduğu ve onların emriyle emir kullarının uygulamaya koyduğu bazı işkencelere değinilecek. Mağdurların daha da mağdur olamaması için isim ve yer verilmeyecek; ancak bu hususta içimize su serpen bir husus varsa o da bu yaşananların birer birer kayıt altına alınıyor olmasıdır. Elbet bir gün, zamane soytarılarının doldurduğu zulüm dolu sandıklar, adalet şahının huzurunda açılacaktır.

Gerçi kimilerine sorsanız her şey sütliman. “Ahâli emn ü râhatta, cihan yekpâre nûrânî”

Lakin iktidar lafazanları lüks mekanlarda yeşil pop ve şatafatlı sofralarda gününü gün ederken bu ülkedeki cezaevlerinde, nezarethanelerde ve maalesef meçhul mekanlarda ne işkenceler yapıldığından halkın büyük çoğunluğunun haberi yok.

Neler mi oluyor? Neler olmuyor ki…

İşkence tanımın içinde geçen baskı, hakaret ve benzeri uygulamalarla başlıyor her şey. İnsanlar psikolojik işkenceye ve toplumsal linçe maruz bırakılıyor.

Daha mahkemeye çıkarılmadan bir güzel ıslatılanlar, dövülenler, ağıza alınmaz küfürlerle izzeti kırılanlar…

Kafasına çuval geçirilip nefessiz bırakılanlar, Osmanlı torunları(!) tarafından Yedikule Zindanlarında Sultan Genç Osman’a reva görülen yeniçeri uygulamalarının aynısına maruz bırakılanlar (hayaları sıkılanlar)…

Senelerce parti vaatleriyle dalga geçilirken kullanılan “Ankara’ya deniz getireceğiz!” vaadini bir başka veçhesiyle gerçekleştirip Revan Nehri’ni Anadolu’ya akıtan ve Kerbela güllerini bir kere daha solduranlar…”Size su yok!” darb-ı meselini hayata tatbik edip zindanda çocuklu anneleri bile susuz bırakanlar…

Karanlık hücrede bırakılanlar, makatına jop sokulanlar, psikolojik işkencelere maruz kalanlar;

küfür, hakaret, soyma, hanımının namusuyla ve aile fertlerinin alıkonmasıyla tehdit edilenler…

Darp edilenler, kronik hastalığı olduğu halde ilacı verilmeyenler, yirmi sekiz şubatta bile saçının telini göstermemeye çalışırken bugün devletin maaşlı memurları tarafından taciz edilenler…

Gelip cenazenizi alın diyerek arsızca evine haber verilenler, vücudundaki darp ve yara izleriyle öteye yürüyenler, zihni faaliyetlerine darbe vurulmak için ilaç verilenler ve daha neler neler…

İstemeyerek de olsa bunları tarihe tanıklık etme adına serinin diğer yazılarında paylaşacağız.

M. Lütfi Doğan