USD
6,0197
EURO
6,9241
ALTIN
229,3776

Çıktık Dikenli Yollara Söz Verdik Allah’a

Kıymetli okuyucular! Bu yazımızda sözü hakiki söz Üstatlarına teslim edecek ve onlardan alacağımız cesaretle sadece yazının sonlarına doğru sizlerin hislerine tercüman olma sadedinde bir iki hususu dile getirmeye çalışacağız. Hak’tan inayet ola!

Çıktık Dikenli Yollara Söz Verdik Allah’a
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Kıymetli okuyucular! Bu yazımızda sözü hakiki söz Üstatlarına teslim edecek ve onlardan alacağımız cesaretle sadece yazının sonlarına doğru sizlerin hislerine tercüman olma sadedinde bir iki hususu dile getirmeye çalışacağız. Hak’tan inayet ola!

“Mesleğimizde ihlâs-ı tâmmeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir. Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuat var ki; öyleleri, her biri yüzlere mukabil bu hizmet-i imaniyede muvaffak olmuş. Yirmi-otuz yaşında sıradan bir adam iken, altmış-yetmiş yaşındaki velilere tefevvuk etmiş ve onları geçmiş olanlar var.”

“Madem bizler, böyle sarsılmaz, en yüksek, en büyük, en ehemmiyetli, fiyat takdir edilmez derecede kıymettar ve bütün dünyası, canı ve cânânı pahasına verilse yine de ucuz düşen bir hakikatin uğrunda ve yolunda çalışıyoruz; elbette bütün musibetlere, sıkıntılara ve düşmanlara kemal-i metanetle, sarsılmadan, sabırla mukabele etmemiz gerektir.”

“Hem belki karşımıza aldanmış veya aldatılmış bazı hocalar ve şeyhler ve görünüşte muttakiler çıkartılır. Bunlara karşı vahdetimizi, birlik ve beraberliğimizi, dayanışmamızı muhafaza edip onlarla uğraşmamak lâzımdır, münakaşa etmemek gerektir.”

“Bu eski ve yeni iki Medrese-i Yusûfiyedeki şiddetli imtihanlarda sarsılmayan ve hizmetinden vazgeçmeyen, yakıcı çorbadan ağızları yandığı halde talebeliğini bırakmayan ve bu kadar saldırı ve tecavüzlere rağmen kuvve-i mâneviyeleri kırılmayan zâtları, ehl-i hakikat ve gelecek nesiller alkışlayacakları gibi, melaike ve ruhanîler dahi alkışlıyorlar diye kanaatim var.”

“Kardeşlerim! İnsanda en mühim ve esaslı bir his, korku hissidir. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade ediyorlar. Onunla, korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalaletin propagandacıları, avamın ve bilhâssa alimlerin bu damarından çok istifade ediyorlar. Korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.

… Ey kardeşlerim! Eğer ehl-i ilhâdın dalkavukları, sizi korkutarak kudsî cihad-ı manevînizden vazgeçirmek için size hücum etseler; onlara deyiniz: “Bizler اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَ اِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ “Kur’an’ı azamet ve şanımıza yakışır şekilde Biz indirdik ve Onu koruyup kollayacak olan da yine Biziz Biz” ayetinin sırrıyla, Kur’anın kalesindeyiz. (Kur’an için geçerli olan bu koruma Kur’an ehli için de geçerlidir. Dolayısıyla korkmaya ve çekinmeye gerek yoktur.) حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” sözü etrafımıza çevrilmiş muhkem ve sağlam bir surdur.

Binde bir ihtimal ile, şu kısa hayat-ı fâniyemize küçük bir zarar gelme korkusundan, hayat-ı ebediyemize yüzde yüz bin zarar verecek bir yola, bizi bilerek ve isteyerek sevk edemezsiniz!”

Hem yine onlara deyiniz ki: “Yüzbin ihtimalden bir ihtimal değil, yüzde yüz ihtimal ile bir helâket bile gelecek olsa; zerre kadar aklımız varsa, korkup, hizmet-i imaniye ve Kur’aniye’yi bırakıp kaçmayacağız!” Çünki mükerrer tecrübelerle görülmüş ve görülüyor ki: Gelen bela, en evvel büyük kardeşine veyahut üstadına tehlike zamanında ihanet edenlerin başında patlamış. Hem merhametsizce onlara ceza verilmiş ve onlara alçak nazarıyla bakılmış. Böylelerinin hem cesedi ölmüş hem de ruhu zillet içinde manen ölmüş. Onlara ceza verenler, kalplerinde bir merhamet hissetmemişler. Çünki derler: “Bunlar madem kendilerine sadık ve müşfik üstatlarına hain çıktılar; elbette çok alçaktırlar, merhamete değil tahkire lâyıktırlar.”

Hem ey kardeşlerim! Çoğunuz askerlik etmişsiniz, etmeyenler de elbette işitmişlerdir, işitmeyenler de benden işitsinler ki: “En ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar ise siperinde sebat edenlerdir!”

قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذِى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلاَقِيكُمْ “Söyle onlara ki: Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, işte o, sizin önünüze çıkacak ve sizi karşılayacak” ayet-i kerimesi işâri bir mana ile gösteriyor ki: “Ölümden firar edip kaçanlar, aslında bu kaçışlarıyla ölüme doğru koşuyorlar!”

“O halde, madem şimdiye kadar ekseriyetle iman ve Kur’an hizmetinin hadimleri, hizmetlerini her belâya, her derde bir çare, bir ilâç bulmuşlar ve bizler, her gün hizmet derecesinde, maişette kolaylık, kalbde ferahlık, sıkıntılara genişlik hissediyoruz, görüyoruz. Elbette bu dehşetli yeni belâlara, musibetlere karşı da yine Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniye’de daha çok çalışmakla mukabele etmemiz gerektir.”

“Bugün başımıza gelenler, gelecekte de katlanarak karşımıza çıkabilir.. ülke bir baştan bir başa mezaristan hâlini alabilir.. milletin azmi, ümidi tıpkı bir kefen gibi onun başına geçirilebilir.. ırmaklar Revân Nehri’ne, çöller Kerbelâ’ya, düşmanlar Şimir’e, aylar muharreme dönüşebilir.. kundaklamayı kundaklamalar takip edebilir.. dev yangınlar olabilir, yangınlar evlerimizin-barklarımızın yanında, beklentilerimizi, plânlarımızı da kül edebilir.. dost-düşman herkes bizi yalnız bırakabilir; yalnız bırakmaktan da öte hiç ummadığımız kimselerce arkadan hançerlenebiliriz.

Evet, işte düşmanların böyle esirip köpürdüğü, dostların vefasızlık gösterip bizi bütün bütün terk ettiği durumlarda dahi kat’iyen teslim olmamalı, eğilmemeli; iman ve ümitlerimize dayanarak dimdik ayakta durmalı ve bir küheylan gibi hız kesmeden çatlayıncaya kadar koşmasını bilmeliyiz.

Hatta hâlihazırdaki fecâyi ve fezâyi şimdikinin kat katına ulaşsa.. etrafımız âh u efgân ile inlese.. çevremizdeki çığlıklar gidip tâ âsumana dayansa.. yaşanan ızdıraplar magmalar gibi köpürüp yüreklere vursa ve bütün bir millet çaresizlikle kıvranıp dursa.. düşünen başlar üzerinde kılıçlar kavisler çizse, beyinler balyozlarla ezilse.. dört bir yanda sadece zalimlerin “hayhuy”u duyulsa.. en canlı, en temiz vicdanları simsiyah bir yeis sarsa.. hanlar devrilip hânümanlar yerle bir olsa.. ay batsa, güneş sönse, nazarlarla beraber gönüller de karanlığa gömülse.. kuvvet gemi azıya alsa, hak kaba kuvvetin paletleri altında kalıp ezilse.. her yerde dişli dişini gösterip gezse, zayıf dilini tutup sessizlik murâkabesine dalsa.. bütün mukavemetsiz ruhlar bir bir yıkılsa ve kalbzedeler üst üste devrilse…

Her şeye rağmen biz duruşumuzu, tavrımızı değiştirmeden konumumuzun hakkını vermeli, yerimizde durmalı, herkesin başvuracağı bir güç, bir ümit kaynağı olmalı ve sönmeye yüz tutan bütün meş’aleleri yeniden tutuşturmaya çalışmalıyız. Allah’a inancımız tam ise, ümit, azim, kararlılık şiarımız olmalı; millete hizmet de vazifemiz.

… –maâzallah– bir gün ülkede her şey alt-üst olsa, yığınlar gidip karanlıklara gömülse, yollar harap olup köprüler yıkılsa; hizmet-i imaniye ve Kur’aniye’nin hadimleri, paniklemeyi inanç ve iradelerine karşı saygısızlık sayarak yeis ve durgunluk içinde ölüm görüntüleri sergilemektense, başkalarının yaşama hislerini harekete geçirmek için uçma gayretlerinde bulunacak ve her hâlleriyle, yürüyebilene yolların açık olduğunu haykıracaklardır.

… İşte böyle birinin bugününü bütün bütün yıksalar, o yönelir yarınlara ve yoluna o kulvarda devam eder; yarınlarını da yok etseler atını mahmuzlar ve öbür günlere koşar. Baş edemezler böyle biriyle ve edememeliler de. Zira o imanı, azmi, ümidi sayesinde, bozgunlar yaşadığı ya da yıkıldığı durumlarda bile hep bir başka muvaffakiyet ve zaferin projeleriyle serinlemiştir. Ve yine böyle biri, önünde kinlerin, nefretlerin kudurup durduğu, ufkunu üst üste karanlıkların sardığı anlarda bile asla ümitsizliğe düşmemiş ve paniğe kapılmamıştır.”

“Yeryüzünde hakikî insan kalmasa, dört bir yandan ufukları toz duman kaplasa, sokaklar bütün bütün çamur seylaplarına yenik düşse; her tarafı dikenler sarsa ve zakkumlar gülleri gölgede bıraksa; meydanlar saksağanlarla dolsa ve saksağan sesleri bülbül nağmelerini bastırsa, bal kâselerinin etrafında eşek arıları uçuşup dursa; ormanların ürperten vahşeti sokaklarımızda kol gezse, ilme hürmet kalmasa, mârifet kapı kapı kovulsa, insanlık bütün bütün vefasızlığa kurban gitse; dostluklar yıkılıp dostlar düşman tavrını alsa, onlar sarsılmadan hep yerlerinde durur ve:

“Her şey devrilebilir ben ayaktayım ya.! Her taraf kupkuru çöle dönmüş; gözyaşları gibi bir kaynağım olduktan sonra ne ehemmiyeti var.! Yürümek için Allah iki ayak lütfetmiş, iş yapmak için de iki pençe; iman gibi bir sermayem var, gönlüm gibi de bir serhaddim.. dünyaları imara yetecek fırsatlar değerlendirme bekliyor; Rabbime dayanıp bunlarla cihanı Cennetlere çevirebilirim.. toprağa atılan her tohum birkaç başak verdikten sonra, gelecek adına gam u keder de niye.! Ve hele bir de, Allah ötede birleri binlere ulaştıracağını vaad ediyorsa!.” der yürürler hedeflerine doğru, harap olmuş yollara ve yıkılmış köprülere rağmen.”

Ya Rabb! Zat-ı Ecell-i A’lan da şahittir ki bizler, evlerimizden ayrılıp kardeşlerimizin arasına gelirken, ayrılığımız karşısında üzülen analarımıza “Anacığım üzülme! Hatta bir gün öldüğümüz haberini alırsan yine üzülme! Ama içlerine gittiğimiz şu güzide arkadaşlarımızdan ayrıldığımızı duyarsan, işte o zaman oturup ağla ve karalar bağla!” dedik.

Zatını, hamele-i arşını, meleklerini ve bütün mahlukatı şahit tutuyoruz ki, girdik reh-i sevdaya, söz verdik Sana geriye dönmeyeceğiz.

Ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesmekle ve onları kütüklerde sallandırmakla tehdit eden Firavun’un karşısındaki sihirbazların bir saatte kazandıkları hakiki imanı kırk senedir kazanamamanın utancıyla sadece nefislerimizi levm ediyor ama hiç olmazsa taklidi olarak da olsa onlara ittiba ediyor ve bütün zalim ve müstebitlere diyoruz ki:

(فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا﴾ ﴿إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى )

“Yap yapmak istediğini ve elinden geleni ardına koyma! Kaldı ki sen sadece şu dünya hayatını bitirebilirsin! Halbu ki bizler Rabbimize iman etmişiz ve ümit ediyoruz ki (bize yapacakların karşısında) O bizim hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın sihirlerin günahlarını bağışlayacak. Hem O her şeyden daha hayırlıdır ve daha bâkidir.”

Mücrim ama vefalı, Senin kapından ayrılmayı hiçbir zaman düşünmeyen başlarımızı Sa’d b. Muaz Efendimizin tertemiz çehresinin arkasına gizliyor, dilimizi diline takıyor, asırlarca ötede de olsak Efendimiz’in ruhaniyatına sesleniyor ve yine diyoruz ki:

“صِلْ حِبالَ من شئت، واقطع حِبالَ من شئت، وخذ من أموالنا ما شئت، وأعطِ مَن شئت، وامنع مَنْ شئتَ وحارب من شئت وسالم من شئت. والذي نفسي بيده لو استعرضت بنا البحرَ وخضتَه لحُضناه معك، ما تَخلّفَ منا رجل واحد”

“İstediğinle dost ol yâ Rasûlallah! İstediğinle bağlarını kopar yâ Rasûlallah! Mallarımızdan istediğin kadar al yâ Rasûlallah! Aldığın bu malları dilediğine ver yâ Rasûlallah! İstersen de hiç kimseye verme yâ Rasûlallah! Dilediğinle savaş yâ Rasûlallah! İstediğinle de barış yâ Rasûlallah! (Bütün bunlarda Seninle beraberiz ve Senin arkandayız yâ Rasûlallah!)

Nefsim kudret elinde olan Zata yemin olsun ki, karşımıza uçsuz bucaksız deryalar çıkarsan ve ona dalsan, bizim hiçbirimiz senden geri kalmayacak, Seninle beraber o deryaya dalacağız yâ Rasûlallah!”

Evet neticede hepimiz bu uğurda ölsek bile hiç önemsemeyecek, Senin güzide sahabin Haram b. Milhan gibi “فزت ورب الكعبة” “Kabe’nin Rabbine yemin olsun ki kurtulduk” diyeceğiz yâ Rasûlallah!

Ragıb Hikmet

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM