USD
6,0197
EURO
6,9241
ALTIN
229,3776

Çocuğun Kapasitesi Allah’a İman Etmeye Yeter mi?

İnsanoğlu, pek çok yetenek ve kabiliyetle donatılmış olarak dünyaya gelir. Doğumundan ölümüne kadar yetişme ve yetiştirme sürecindedir. Etkiye ve etkilemeye açık bir varlıktır. Fiziksel ve sosyal çevrenin, bu yeteneklerin gelişmesinde ve yeni yetenekler edinmesinde, olumlu veya olumsuz tesirleri söz konusudur.

Çocuğun Kapasitesi Allah’a İman Etmeye Yeter mi?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

İnsanoğlu, pek çok yetenek ve kabiliyetle donatılmış olarak dünyaya gelir. Doğumundan ölümüne kadar yetişme ve yetiştirme sürecindedir. Etkiye ve etkilemeye açık bir varlıktır. Fiziksel ve sosyal çevrenin, bu yeteneklerin gelişmesinde ve yeni yetenekler edinmesinde, olumlu veya olumsuz tesirleri söz konusudur.

Varlığın özü, yaratılışın ilk gerçeği imandır. Din, iman temeli üzerine bina edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de tüm peygamberlerin, insanlığı önce bir ve tek olan Allah’a imana davet ettiğini görüyoruz. Kendi çocuklarına da ilk Allah’a imanı telkin edip, şirkten uzaklaştırdığını görüyoruz.

Hz. Muhammed (sav)’in de henüz mükellef olmadıkları çağda çocukları, Allah’a imana davet ettiğini rivayetlerden anlıyoruz. Hz. Ali başta olmak üzere pek çok sahabenin çocuk yaşta iman ettiğini Müslüman olduğunu da biliyoruz.

Peygamber Efendimiz (sav)’in çocuklara din eğitimi hususunda, ilk önce imani bilgileri, daha sonra ibadet ve muamelata ait mevzuları geçtiğini görüyoruz.

İnanç duygusu fıtri bir duygudur. Bu yüzden İslam, kendisine bir peygamber veya kutsal öğreti ulaşmamış insanı inançtan muaf tutmaz. İbadet vb. mesuliyetleri olmasa da böyle insanlar bir ve tek olan Allah’ı bulmak, O’na iman etmekle mükelleftir. Çünkü insanın fıtrat ve kabiliyetleri, yaşadığı hayatı gözlemlediğinde kendisini Allah inancına götürmek için yeterlidir. İnsan bu donanımda yaratılmıştır.

Hz. İbrahim’in putperest bir aile ve toplumda dünyaya gelmesine rağmen, akli ve ruhi melekelerini kullanarak daha çocuk yaşta, Cenab-ı Hakka iman etmesi bize en güzel misaldir. Hz. İbrahim’in babası Azer bir put ustasıydı. Hz. İbrahim daha çocukken insanların babasından aldığı cansız putlara heykelciklere taptığına şahit olduğunda bu durumu yadırgıyor ve sürekli sorguluyordu. Zararı ve faydası gelmeyen putları ilah edinmenin saçmalığını her ortamda ifade ediyordu.

Kendisine peki sen neye inanıyorsun? Senin ilahın nerede? Diye soruyorlardı. O da düşünüyordu. Gökyüzündeki yıldızları inceledi uzun uzun, en güzel, en parlak olanına gözü takıldı, acaba bu benim Rabbim olabilir mi diye düşündü. Birden hava bulutlandı yıldızlar görünmez oldu “ben kaybolup gidenleri sevmem” dedi gökyüzünde parlayan aya baktı, “acaba bu benim Rabbim olabilir mi” diye düşündü. Ancak sabah olunca o da yok oldu. “Ben kaybolup gidenleri hiç sevmem dedi. Her tarafı ışıl ışıl aydınlatan ve ısıtan güneş ortaya çıkınca ‘işte bu… bu benim Rabbim olabilir mi diye düşündü’ Ama akşam olunca güneş de kaybolup gitti.

Hz. İbrahim sonunda hakikate ulaştı. “Güneş de benim Rabbim olamaz. Yıldızlar, ay, güneş bir güç tarafından yönetiliyor. Bir görünüyorlar, bir kayboluyorlar. Emir tahtında hareket ediyorlar. Onları da beni de yaratan tüm dünyayı yöneten bir Allah var, işte o benim Rabbim” dedi. Ve her şeyi yoktan var eden ve idare eden Allah Teala’ya iman etti.

Bizim Kuran-ı Kerim’de geçen bu kıssadan alacağımız pek çok ders vardır.

1- Her insan, çocuk yaşta dahi olsa, akli ve ruhi melekeleriyle Allah Teala’yı bulup iman edebilir.

2- Allah’a iman dinin temelidir. Çocukluk da insan ömrünün temelinin atıldığı, kodlandığı dönemdir.

3- Din eğitimine çocuk yaşta başlanmalıdır. Anlayamayacağı kavrayamayacağı faraziyesi doğru değildir.

4- Soru sorma, sorgulama arayışa kapı açar. Doğru sorulara, doğru cevaplar hakikate ulaştırır.

Çocuklar, Allah’a İmana Muhtaçtır

Risale-i Nur’da, merhamet ve şefkate en muhtaç zümrenin çocuklar olduğu belirtilir. Acziyeti, za’fiyeti ve iktidarsızlığı en yoğun onlar hissettikleri için, her durum ve şartta dayanabilecekleri, güvenebilecekleri kudretli ama aynı zamanda merhametli bir Halıka, yaratıcıya ihtiyaç hissederler. Böylece huzura, güvene erebilir, istidatları inkişaf edebilir. Hayata çok daha sağlıklı bir başlangıç yaparlar.

İnsan fıtratı, doğası her zaman doğru ve güzel olan, hata yapmayan, aldatmayan, kaybolup-gitmeyen, emin-güvenilir, güçlü-kudretli bir varlığa dayanma, inanma, güvenme ihtiyacı hisseder. Çocuklarda bu beklenti maksimum seviyededir. Yaşadıkça çok güvendiği insanlarda gördüğü hatalar, eksikler hatta çok büyük yanlışlar onların küçücük yüreklerinde şifa bulmaz yaralara sebebiyet verebilir. Çocuklarda güvensizlik, endişe, boşlukta kalma duygusunun önüne geçebilecek tek şey Allah’a imandır.

Kötü bir ebeveynin veya çevrenin elinde yetişen çocuk, doğru-yanlış ilkelerini ancak kusur ve eksikten münezzeh Rabbine iman sayesinde edinebilir. Ya da ebeveynini yitiren bir çocuk, gerçek koruyucusu ve kollayıcısının, Allah Teala olduğunu bildiğinde, bu acıyla ve eksikle daha sağlıklı bir şekilde mücadele edebilir. Sevdiklerine Cennet’te kavuşacağı tesellisiyle yokluğun çıldırtıcı pençesine düşmez.

Çocukluk İman Dersinin Alınacağı En Fıtri, Doğal Dönemdir

Meşhur “Fıtrat Hadisi”nde Allah Rasulü (sav), çocuğun İslam inancına uyumlu olarak yaratıldığını, çocuk üzerindeki ilk ve en büyük tesirin de, ebeveyninin tesiri olduğunu beyan etmektedir. “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne-babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecusi yapar.” Bu Hadis-i Şerif çok açık şekilde doğan her çocuğun imana ve inanca açık kabiliyet ve kapasitede doğduğunu ifade etmektedir. Ve bu vazifeyi, anne-babasına emanet etmektedir.

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz…” Buhari

“Risale-i Nur’un fıtraten ve zamanın ehemmiyetine göre talebesi olacak, başta masum çocuklardır. Çünkü bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imani alamazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda İslamiyet ve imanın erkanlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslamiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir.”

“Çocuk gayr-i iradi ilk anne-baba diyebilir. Ama iradi olarak ilk ALLAH demeli.” ***

Elanur Beyza

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM