USD
4,8367
EURO
5,6786
ALTIN
193,4502

Canlar Gırtlakta Gözler Ufukta

Çok acayip bir imtihan sürecinden geçiyoruz. Allah sonumuzu hayra çıkarsın. Ayaklarımızı kaydırmasın. Rüzgar her yönden esiyor. Tazyikler üstten-alttan, sağdan-soldan, arkadan-önden her yandan hücum ediyor. Şeytan ise insi ve cinni yardımcılarıyla habire ha bu yangına körük çekiyor.

Canlar Gırtlakta Gözler Ufukta
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Çok acayip bir imtihan sürecinden geçiyoruz. Allah sonumuzu hayra çıkarsın. Ayaklarımızı kaydırmasın. Rüzgar her yönden esiyor. Tazyikler üstten-alttan, sağdan-soldan, arkadan-önden her yandan hücum ediyor. Şeytan ise insi ve cinni yardımcılarıyla habire ha bu yangına körük çekiyor. Hastalık zamanlarında bünyenin zayıflayıp küçük mikroplar karşısında bile yenilmesi gibi bünyeler zayıfladıkça zayıfladı. Kaldı ki çarpan sadmeler normal zamanlardaki bünyeleri bile devirecek güçte. Esbab bilkülliye sükut etti. Canlar gırtlakta gözler ufukta, öncelikle sekinenin ardından da ferec ve mahrecin geleceği anı bekliyor.

Öyle zannediyorum vakit Hz. Yunus’un: “لا إله إلا أنت سبحانك إني كنت من الظالمين Sen’den başka ilah yok, Seni tesbih u takdis ediyorum, Sen abes iş işlemekten münezzeh ve müberrasın, şurası bir hakikat ki ben nefsime zulmettim ve merhametini bekliyorum” dediği vakitlere denk. Sanki sırr-ı ehadiyetin nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği halle aynı haldeyiz. Akıbetimiz hayrola…

Bütün bu olanlara rağmen şunu hiç akıldan çıkarmamak gerek ki, Allah hiç bir insanı altından kalkamayacağı bir imtihan ile imtihan etmez. Zira yüce kitabında bizatihi kendisi söz veriyor: “لا يكلف الله نفسا إلا وسعها Allah hiç bir kimseyi gücünün ötesinde bir teklif ile sorumlu tutmaz.” Ancak buradaki güç meselesinin az üzerinde durmak icap ediyor. Bir insanın iki türlü gücü vardır. Birisi potansiyel gücü, diğeri ise gerçekteki gücü. Bu iki güç birbirinden farklıdır. Aynı şekilde insandaki kabiliyetler de bu şekildedir. Mesela insanın potansiyel bir aklı vardır ve çalıştırılmak suretiyle bu potansiyelden tam istifade edilebilir. Yoksa tembellikle dumura uğratılmış bir akıl potansiyel aklın belki de dörtte biri kadar ancak çalışır.

Şöyle bir örnek ile vüzuha kavuşturalım meseleyi. Öğretmen öğrencisini bir dersten imtihan etmek ister. Öğrenci çalışmadan bu imtahana girer ve sorulardan hiç bir şey anlamazsa, öğretmene şunu diyemez: “Hocam siz de benim anlamadığım şeylerden sordunuz, kaldıramayacağım bir yük bana yüklediniz, dolayısıyla bu imtihandan zayıf almam benim değil sizin hatanız.” Neden bu bahanesi geçerli değildir? Zira o imtihan ona potansiyel aklına göre yüklendi, o ise potansiyelini değerlendirip çalışmadı ve tembellik yaparak gerçek gücünü ortaya çıkarmadı.

Bir başka örnekle takviye etmek gerekirse, bir insan potansiyel olarak 200 kiloyu kaldırabilir, ama çalışıp kendini geliştirmezse 50 kiloyu ancak kaldırabilir. Bu insana 100 kilo yük yüklemek o andaki haline göre gücünü aşan bir yük gibi görünse de hakikatte gerçek gücünün 100 kilo altında bir yüktür. Cenab-ı Hakk’ın insanı gücü ölçüsünde sorumlu tutması da bu şekildedir. Kişi imandaki yakini sayesinde baş döndürücü imtihanların üstesinden bile kolaylıkla gelebilir. Efendimizin: “ومن اليقين ما تهون به مصائب الدنيا Allahım bana öyle bir yakin ver ki, bütün dünya musibetleri onun sayesinde sinek vızıltısı gibi gelsin!” deyişinin altında da esasen bu mana yatmaktadır.

Öyleyse bir taraftan bu imtahanların bir an önce bitmesi için Allah’a dua dua yalvarırken diğer taraftan da sarsılmadan ve uhrevi hiç bir kazancımızı zayi etmeden bu işin içinden sıyrılabilmek için yakinimizi artırmaya bakmalıyız. Tabiri caiz ise imtihanlara dersimize iyi çalışmadan girmemeliyiz. Ta ki neticede zayıf alırsak suçu öğretmene atmayalım.

Bu hususta bizlerin en büyük şansı, Kur’an ve Sünnet’in asra göre en cami ve en isabetli yorumları ve izahları diyebeleceğimiz ve kalbi ve ruhi yaralarımıza en nafi tiryaklar diye kabul edebileceğimiz iki adet tatlı su kaynağına sahip olmamızdır. Sadece bize düşen elimizde bir maşrapa ile bu tatlı su kaynaklarından kanasıya içmektir. İşin en acı tarafı ise bu iki tatlı su kaynağının başında hatta tam ortasında dururken susuzluk çekmektir.

Üsturelerde Persin meşhur kahramanı Rüstem ile Hz. Ali’yi konuştururlar. Rüstem Hz. Ali’ye der ki: “Ya Ali! Allah sana “aslanım” demiş, bana “kedim” deseydi cihanın altından girer üstünden çıkardım.” Aynen bunun gibi şayet bizim elimizdeki şu iki tatlı su kaynağını bu işin hakkını verebilen hakiki erler bulsaydı öyle zannediyorum onların başına cihan bomba olup patlasa kıllarını bile kıpırdatmazdı. Ama nefsim başta olmak üzere söyleyeyim acaba bu iki tatlı su kaynağından tam olarak istifade edeliyor muyuz? Benim cevabım bin malesef ki vallahi hayır billahi hayır. Umarım bu itirafım Hakk’ın huzurunda bir nedamet ve istiğfar olarak kabul buyurulur da bundan sonra kaybettiklerimi telafi edebilirim.

Şunu da ifade etmek gerekir ki dinimiz teslimiyet ve iman dini olduğu gibi mesleğimiz de teslimiyet ve güven mesleğidir. Bu meslekte olanların en önemli referansları din-i mübin-i İslam’dır. Dinin ise en birinci referansı ayetler ve hadislerdir. “İnanıyorsanız yüce ve yükseksiniz” ayetinde ifade edildiği gibi inanma dinin ve dine dayalı mesleklerin temelini teşkil eder. Onlara inanma ve güvenme zayıfladığı ölçüde hem dinin hem de ona dayalı bütün mesleklerin tesiri azalır. İnsanlar artık ayetlerdeki tesellileri, züğürt tesellisi gibi görmeye başlar. Hadislerin sabır tavsiyesini vaka ile örtüşmeyen hayali prensipler gibi kabul etmeye başlar. Normal zamanlarda çok rahat kabul edilen esaslar bu zamanlarda “akıl verme para ver” “teselli verme yol göster” “sabır deme imtihanı kaldır” havasına bürünmeye başlar. Bu ise başa gelen maddi musibetlerden daha şiddetli ve daha tehlikeli manevi bir musibettir. Dikkat edilmezse insanın fasit bir daireye düşmesi muhtemeldir. Yani ayete hadise olan inancı zayıflar, zayıfladıkça tenkit eder, tenkit ettikçe iyice zayıflar iyice zayıfladıkça tenkit artar… ve malesef zaaf-ı itikadın neresinde gidilip aram eyleneceği de belli olmaz.

Allah hepimizi muhafaza etsin. Böyle bir fasit daireye düşürmesin, istemeyerek düşenleri de bir an evvel kurtarsın. Bizlere basiret ihsan eylesin. Bunca zamandır yolunda olanları zayi etmesin…

Ragıp HİKMET

YORUMLAR






    0 YORUM