USD
6,0197
EURO
6,9241
ALTIN
229,3776

İşkence Dosyası 11

Bediüzzaman’ın, koğuşunda kalan garibana bakıp “Fesubhanallah” çekerek “Gardaşım Ramazan, hakkını helal et!” dediği hadise meşhurdur.

İşkence Dosyası 11
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bediüzzaman’ın, koğuşunda kalan garibana bakıp “Fesubhanallah” çekerek “Gardaşım Ramazan, hakkını helal et!” dediği hadise meşhurdur.

Arama sırasında kahraman cendermeler yasaklı bir kitap bulurlar. Kapağında, “Ramazana dairdir.” Yazmaktadır. İçini açıp bakmayı akıl edemezler. Malum, asker düşünmez, denileni yapar. Kurban bul demişler, o da kurban arıyor. “Kim bu Ramazan?” diye sormuş; lakin köyde Ramazan yok. Ama sorun değil, mesele Ramazan bulmaksa, bulunur. Emir, demiri keser. Civar köylerde bir Ramazan bulunur, “Bu kitap sana aitmiş. “derler. Ben okuma yazma bilmem dese de söz dinletemez. Kendini damda bulur. Hem de o yasaklı kitabın menfi(sürgün) yazarıyla: Bediüzzaman’la.

Bugün de aynı film. Savcının birini filancalardan diye yaftalamışlar. O da kendisini içeride bulmuş. Halbuki masum, tertemiz. Namazı bile yok. Derdini anlatana kadar iki ay içeride kalmış garibim. Çıkınca bir yakınına başından geçenleri anlatmış: “Yahu bir sabah gözlerimi bir açtım, neredeyse bütün koğuş bana doğru saf tutmuş, cemaatle namaz kılıyor. Öldüm mü acaba!” dedim. Sonra baktım ki meğer sabah namazına kalkmışlar. Kırk küsur yaşıma kadar alnı secde etmeyen biri olarak mahcubiyet hissettim…”

Şimdi siz merak ediyorsunuzdur, bunlar yaşanmış olabilir ancak “İşkence Dosyası” yazı dizisiyle bunların ne ilgisi var? Ramazan’a da savcıya da  işkence edilmemiş ki!..

Haklısınız; ancak yazdıysak bir sebebi var. Bunları anlattım ki az sonra anlatacaklarımı okuyup nereden nereye geldiğimizi, nasıl terakki ettiğimizi anlayın.

Tarih 15 Temmuz 20016: Soğuk bir yaz akşamı(!) Batının da batısındaki illerimizden birinde …  … komutanına daha büyük komutanından emir gelir. Falan yerde bir gruba müdahale edilecek. Sıcak temas yaşanabilir. Göreyim sizi, arkanızdayız…

Adam ne yapsın, emir alır almaz acil müdahale moduna girmiş, adamlarını da toplayıp göreve koşmuş. Koşmuş koşmasına da az sonra bir şeylerin garip gittiğini anlamış. Çatıştıkları grubun polislerden müteşekkil olduğunu anlayınca bocalamış. Polisler kalabalıkmış da… Neticede askeri polise, polisi de askere kırdıracak bir oyunun içine itildiğini anlasa da anlamasa da mecburen teslim olmuş adamlarıyla birlikte.

Bundan sonrası yazı dizimizle alakalı.

Onca fitne değirmeni çevirip bülbülü kafese koyan, kanadını yolmaktan geri durur mu? İşkence faslı başlamış. İlk soru “Rabbin kim?” değil tabi ki.

Kimlerdensin, kaç kişisiniz, itiraf et ve kurtul, isim ver, vesaire vesaire… Adamcağız nasıl bir tuzağa düştüğünü anlayamamış, zaten anlaşılacak gibi de değil. Aslında yapabileceği tek şey vardı, önüne konan kağıdı imzalamak.

Kaderin cilvesine bakın ki Ötüken, Ergenekon, Göç, Altay, Börteçine, Kürşat, Dedem Korkut, Orhun masallarıyla ruh dünyası şekillenen bir insana zorla “Filancalardanım.” diyerekten kağıt imzalatmak istiyorlardı.

Reislerinin otuz yedi sene önce çektiği işkencelerden bir nümuneyi de bugünkü reiscik böceğinin ortakları ona tattırıyorlardı. Neticede eline imza için tutuşturulmak istenen kalemi, parmaklarına inip kalkan sopalar nedeniyle mecburen tutmuş ve kerhen, işkencecilerin dediğini yapmak zorunda kalmıştı. İşkence, bir kere daha ikna sahasındaki sihrini göstermişti(!)

Bu nasıl bir oyundu ki bunca yıl devletin emeği ve bursuyla okuyup rütbe takan ve belli bir makama gelen bir insan, kendisiyle alakası olmayıp da harcanmak istenen insanlarla aynı kefeye konup mendil gibi bir kenar atılabiliyordu. Bununla da kalmayıp, darbeyi siz yaptınız denerek üzerine gidilen günahsızları baskı altına alma adına dolgu malzemesi olarak kullanılıyordu. Belki de senelerce tenkit ettiği insanlarla birlikte aynı cenderede sıkıştırılıyordu şimdi.

M. Lütfi DOĞAN

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM