USD
5,6805
EURO
6,5724
ALTIN
223,2059

İşkence Dosyası 12

Maalesef işkence dosyasını açmaya güç yeten; lakin kapatmaya tâkat getirilemeyen günlerdeyiz. Kimisi bu sofradaki nasibini zehir-zakkum yudumladı, kimisi de hâlen yudumlamakta.

İşkence Dosyası 12
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Maalesef işkence dosyasını açmaya güç yeten; lakin kapatmaya tâkat getirilemeyen günlerdeyiz. Kimisi bu sofradaki nasibini zehir-zakkum yudumladı, kimisi de hâlen yudumlamakta.

Büyük Usta’nın darbeli matkapla tamirata koyulduğu günlerde hasıl olan gürültü ilk gece itibarı ile planlanan birkaç merkezde; ardından da tüm yurt semalarında yankılanırken Anadolu içlerindeki şirin mi şirin bir şehrin mühim mi mühim bir devlet dairesine gizli mi gizli bir nâme gelir.

Şapka inkılabında Erzurum Karskapı Süvari Birliği’ne gelen mektup gibi bir infaz listesi. Tek fark; birinde asın diyorlardı, diğerinde atın… Listenin başındaki isim gariban bir memur, cürmü esnaf sohbetlerine müdavemet. Parası yok diye hayr-u hasenat yolunda pek bir şey verememiş, belki de hiçbir şey. Lakin bu şenaat ve denaat meclislerine devam dahi tek başına bir cürümdü; hem de an itibarı ile cürm-i meşhud(!)

Müdür Bey’le dünyaları farklıydı farklı olmasına; lakin o da bu memurun kötü bir adam olmadığını bilirdi. Yanına çağırıp, “Kendine dikkat et, liste başı olmuşsun.” dedi. Dedi; fakat serde delikanlılık olunca, adam bu işi pek ciddiye almadı.

On Beş Temmuz sifonu çekileli birkaç gün olmuşu ki uzaktaki bir yakınının evindeyken telefonu çaldı. Oraya ziyarete gittiğini nasıl bilmişlerdi ki?

Resmi görevliler(?), onu aşağıda bekliyorlardı. Önce şaşırdı, sonra “Ne olacak ki!” deyip aşağı indi. Arabada üç sıfatsız, altı düşman göz vardı. Tedirgin oldu. Önce kimlik tespiti yaptılar. Garibana kimlik tespiti yapmaya ne var? Her yanda fail-i meçhul çiçeklerinin açtığı bu yamaçlarda işin en kolayı, suçsuzlara kimlik tespiti yapmaktı.

Ardından telefonunu istediler. Telefon evde, şarjdaydı. “Al da gel.” dediler. Almaya gitti. Akrabasına “Tiplerini hiç beğenmedim. Öldürecek gibi bakıyorlar. “dedi. Gitmemesini tavsiye ettilerse de dinlemedi, söz verdiysem gitmem lazım, dedi.

Be adam, sanki söz verdiğin adamlar kendi sözlerine sadık kalıp meslek ve devlet ilkelerine sahip çıkmışlar mıydı ki sen sözünde durmanın faziletinden dem vurdun?

Biz bu filmi çok seyrettik. Arabaya bindi, gitti ve dönmedi. İşin kötüsü, nereye götürüldüğünü bilmiyordu. İşkence faslının başlaması çok sürmedi. Meçhul bir mekanda dövdüler, dövdüler. Hem de öldüresiye…

Neyse ki ardından kendini devletin resmi binasında, … Emniyet’in şefkatli kucağında buldu. O şefkat nedeniyle bu binanın alt katındaki kamerasız odadaki zulmü parçalı kırıklarla değil; sadece iki yerinden kırılan bir kolla atlattı.

Kolunu kırarken kullandıkları cisim emniyet envanterine hangi sicil numarasıyla kaydedilmişti, bilinmez. Neticede ızdıraptan ayakta kalmanın hayal olduğu bir demde gözlerini yumdu. Ölmemişti, sadece bayıltmışlardı(!)

Gözlerini hastanede açtı. Çok şükür çağ atlamıştık, doksanlarda bir adamı dövüp bayılttıklarında bir daha ayılamama ihtimali vardı. Üzerine beton dökülen, sahipsiz mezarlara gömülen, bir yerlerde çukurlara atılan az adam mı gördü bu topraklar? Neyse ki sağ idi!

Bir hastane odasındaydı. Az sonra içeri giren hemşireye “Neredeyim, ne oldu bana?” dediyse de tedirgin bayan, “Bize bir şey sormayın!” deyiverdi. Ne garip şeydi -hastanede olan kişi kendisine ne olduğunu- tıbben de olsa soramıyordu.

Kirâmen Kâtibîn’e havale ettiği soruları bağrına gömüp bu esrarlı hengâmın ikinci perdesine kanat açtı.

(İz süren av tazılarını suna’nın kokusuyla tahrik etmemek için hikayenin gerisi mahşere ya da hukukun geri geleceği günlere bırakıldı.

M. Lütfi DOĞAN

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM