Hizmet Hareketinin Eğitim Anlayışına Dair 3

Hizmet Hareketinin Eğitim Anlayışına Dair 3

10 Mart 2018 0 Yazar: Ümit Uludağ

Üst Eğitim Normları :

Hizmet eğitim anlayışının esaslarından biri de “dinî ilimlerle pozitif fen bilimlerinin mecz edilmesi ve kalp kafa izdivacının hayata geçirilmesi” prensibidir.

Genellikle dinî ilimlerle uğraşan din mensupları bilimden uzak dururken, bilim alanında kendini geliştiren bilim adamları da dine karşı soğuk durmayı tercih etmektedirler. Bu dünyaların birbirini kabul etmeyen zıt bakış açıları tarihi süreçte karşımıza çıktığı gibi günümüzde de “zıt kutuplarda devam etme bahtsızlıklarını” maalesef devam ettirmektedirler…

İslam dünyasında; Kur’an ve Sünnet çizgisinde doğru bir ufukta yol alındığında, dini ilimlerle fen bilimleri birlikte ele alınmıştır. Ulûm-u diniye ile fenni müsbetenin mecz edildiği bu dönemlerde; toplumlarda çok büyük yükseliş ve gelişmeler ortaya çıkmıştır. Ancak maalesef zamanla fennî müsbete mensupları ile ulûm-u diniye temsilcileri yollarını ayırmışlardır. Bu süreçle beraber; din adamları kainata ‘fen ilimleri gözlüğü olmadan” eksik bakmışlar, bilim adamları ise “inançsızlık girdabı içerisinde” kör topal bir bilim anlayışıyla yürümeye çalışmışlardır.

Bu durum Batı’da da farklı değildir. Dini inançlar ve bakış açısı; dünya hayatından ve pozitif bilimlerden uzak bir hayat tarzı olarak ele alınır. Orta Çağ Avrupası’nda pozitif bilimler tamamen reddedilmiştir. Günümüz batı dünyasında ise pozitif bilimler ayrı bir alanı oluşturmuş, dinî inançlar ve fikirler ise hiçbir zaman akıl ve bilim süzgecinden geçirilmeme çıkmaz sokağına hapsedilmiştir.

Hizmet eğitim anlayışı, neslin yetişmesi sürecinde; pozitif bilimlerle uğraşan gençlerin dini değerleri çok iyi anlaması ve yaşamasını hedeflemektedir. Aynı zamanda dinî alanda ihtisas yapmak isteyen gençlerin de pozitif bilimleri çok iyi araştırıp teknolojiye ve bilime açık din adamları olarak yetişmeleri esas alınmaktadır.

Bu hususta Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Çizgimizi Hecelerken” eserinin şu bölümlerini dikkatinize sunuyoruz:
“Günümüzde ilmi baş tacı edip her şeyi ona bağlayan bir kısım materyalistler olduğu gibi, müspet ilimlerin hiçbir şey ifade etmediğini ve bir işe yaramadığını iddia eden cahil ve mutaassıp insanlar da az değil. Bu konuda dünya çapında bir ilim adamı olan Albert Einstein’ın yaklaşımı ile Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin yaklaşımı bir mânâda benzerlik arz etmektedir. Einstein, “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” derken, Üstad ise, “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyedir. Aklın nuru fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacı ile hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervâz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup; ikincisinde hile, şüphe tevellüt eder.” 

Hizmet eğitim anlayışı gönüllülerince açılan okullarda; eğitimciler, pozitif bilimlerde ihtisas ve uzmanlaşma gayretlerini sürdürmekle beraber dinî hayatları, bilgileri noktasında da mütavazi yolculuklarını ısrarla sürdürmektedirler. Kendini dini alanda yetiştirme gayreti içerisinde olanlar ise dünyaya ve kainata müspet ilimlerin gözlüğüyle bakabilme özelliklerini geliştirmeyi ihmal etmemektedirler. 

Özetle; Gülen Haraketi eğitimcileri öğrencilerine hem mana-ı ismi hem de mana-ı harfi bakış açısını vermeye çalışarken “dinî ilim temsilcileri, pozitif bilime kapılarını açmalı” aynı şekilde “pozitif bilim mensupları ise inancın ufkunda yolculuğunu sürdürmeli” bilincini vermeye çalışmaktadırlar. Geleceğin nesilleri ya dinî bilinci de olan kendini çok iyi yetiştirmiş bilim ve teknoloji insanları olmalı ya da dünyayı çok iyi okuyan bilime ve teknolojiye açık din mensupları olarak yetişmelidirler.

Bu konuyu sayın Gülen şu şekilde ifade etmektedir:
“İnsan mantığı, muhakemeyi ve aklî ilimleri ister ve pozitif ilimlerle meşgul olmayı iktiza eder. Kalbe gelince o da dinî ilimlerle ve ruhanî hayatın verdiği vâridâtla meşgul olmayı gerektirir. İşte bunların ikisi imtizaç ettiği zaman ilim adamının himmeti bir üveyik gibi kanatlanır. Bunun aksi bir durum söz konusu olduğunda ise insanın taassuba girdiği, mantık ve muhakemede şüphe ve tereddütlerinin hâsıl olduğu ve ilâhî ilimlerle irtibatının kesildiği, hususiyle de felsefenin açtığı yaralarla hep tereddüt içinde bocaladığı görülür.”

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de bu hassasiyetlerini şöyle ifade etmektedir:
“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder.”

Kalbin manen beslenmesi, vicdanın aydınlanması ulûm-u diniyenin potasında ruhumuzu eritmekle mümkün olacaktır. Aklın ufkî aydınlanması, tabiiki fünun-u medeniyenin hakikat platformunda, akıl ve mantığın filizlenmesi ve gelişmesiyle mümkündür… “Birbirlerine kapılarını aralayan ve izdivaç eden kalp-kafa ikilisi anlayışı” ise insanlık aleminin beklediği ideal neslin yetişmesinde vaz geçilmez temel norm esaslarından biridir.

Ümit ULUDAĞ