Zamane Fıkraları 28

Zamane Fıkraları 28

11 Mart 2018 0 Yazar: Kerem Umar

Bahçeli’yi izleyince başımız göğe erdi, ayaklarımız yere bastı. Ağzından bal akıyor mübareğin: “Yolumuz gaza, sonu şehadet / Dinimiz ister sıdk ile hizmet”

Ne de yakışıyor ağzına bu kavramlar değil mi? Allah vere de “hizmet” kelimesini kullandı diye başı derde girmese…

Hele bir de sözlerine devam ederken “Ne mutlu türküm diyene!” demez mi? Kimin Türk, kimin Ermeni olduğu da yatsıya kadar ortaya çıkar herhalde. Bizim Hayko Bey demiş ki “Bu e-devletten nüfus bilgilerine ulaşma uygulaması hayra alamet değil.” A kardeşim, bunlar yapar da hayrolur mu?

***

Kadınlar gününü kutladık bu hafta. İpek türbanlı, şık pardösülü, lüks çantalı, bol paralı ve arkalı kadınların günü kutlu oldu; erkeklere taş çıkartırcasına destan yazan kahraman ablaların değil. Lakin kimin gününün kutlu olduğu günü kurtarmaya matuf kampanya ve söylemlerle değil; rızanın hangisinde olduğunun açığa çıkmasıyla belli olur.

***

Efendim, vaktin birinde Adanalı’yı mahkemeye vermişler, çok “aboo!” diyor diye… Hakim kararını vermiş: “Bundan sonra ömründe üç defa aboo deme hakkın kaldı!”

Adam kararı duyunca şok olmuş ve hissiyatını “Aboo!” diyerek ifade etmiş. Ağzından çıkan bu kelimeyle, bir hakkının şimdiden gittiğini görünce bir “Aboo!” daha çekmiş. Bakmış ki olan olmuş, “Abooooo!..” deyivermiş.

Bylock’u mantık planında çökerten avukatı mahkemeye celp edenlerin, onun hakkında verdikleri karar bundan da komik: “Bir daha cemaat davalarına bakmayacaksın!”J

***

Günün birinde yolum Kars’a düşmüştü. Resmi bir işlem için sabıka kaydı gerekti. Adliye sarayına gittim, baktım ki bir odanın kapısı açık. Hımbılın biri eli cebinde, ortada duruyor. İyi günler, sabıka kaydını nereden alırım, dememle adam köpürdü; kardeşim bak bakayım o kapıda ne yazıyor, demesin mi? Çıktım baktım ki savcı yazıyor? O gün bugün zihnimde savcı denince olumsuz bir silüet belirir. Savcı dediğin neymiş ki? Onu da zaman bize öğretti. 28 Şubat’ta da bugün de aynı. Sahibi kışkışlıyor, o da adam peşliyor. Üstelik bunu yaparken de yeminle başladığı mesleğinin esaslarını hiçe sayarak, ekmek yediği kapıya dışkılıyor. (İşini hakkıyla yapanları tenzih ederim.)

***

MEB Afrika’ya okul açacakmış. Tamam, güzel de Afrika’nın birçok yerinde 4-5 ay soğuk var. O garibanlar, sizin açtığınız okula nereden tezek bulup da taşıyacaklar? Düşünsenize: Zürafa tezeği, fil tezeği, gergedan tezeği… Oldukça efektif ve bol kalorili.

Erzurum’un Hınıs ilçesinin … köyüne misafir olmuştum. Adam kızı okuldan almış; fakat cahil kalmasına da razı değil. Müdüre diyor ki benim yanımda, “Hoca ver şu diplomayı!” O da dedi ki: “Tamam, okula bir kavak ağacı ayarla, sınıfı ısıtalım. O zaman veririm diplomayı.”

Kendi okulun oduna, b..ka muhtaçken sen gel de Afrika’ya okul aç. İş mi?

***

Dokuz kız öğrenciyi medya ordusu eşliğinde almış kahramanlarımız. Helal olsun. Sebep? Bu dönemde başka ne sebep olabilir ki? Bir kere adları çıkmış “Falancalardan diye.” Tabi suçları büyük. Devrim türküleriyle camekan taşlasalar, plaza damında patron vursalar, dağda hap kullanıp gerillayı mutlu etseler, sabah okurken gece de harçlıklarını çıkarmak için ruhsatsız meslek erbabı olsalar neyse…

Hele bir de operasyon yapan ekibin tabelasında “kaçakçılık” ibaresi kullanılmaz mı? Akılara ziyan. Acaba bundan dolayı aklımı kaçırsam bu da kaçakçılık şubenin ilgi alanına girer mi?

***

Bu hafta sosyal medyada, sâfiyâne bir eda ile  “Köpek, annem nerede!” diye soran küçük kızı gördük. Memlekete hangi köpeklerin musallat olduğunu bilseydi o hayvancağıza köpek demekten hayâ ederdi herhalde.

Ama kız ne yapsın? Koca koca adamlar, kıllanıp akıllanmayan amcalar annesini haksız yere derdest etmişler. Onlar tenezzül edip cevap vermez, sesiz yığınlar da korkularından cevap vermezler. O da mecburen köpeğe sormuş.

***

Yeni şafak, kendi haberine yayın yasağı getirmiş, söz konusu Reza olunca ne yapsın? Bu adamlar gazetenin ismini değiştirip “Fecr-i Kâzib: Yalancı Şafak” yapsalar çok mudur? Hem İslami terminolojide de yeri var bunun. Malum, bizim kaynaklarda olduktan sonra her kavram, istismar edilebilir. Yeter ki istismar edenler, Müslümanlar olsun.

***

Şeker fabrikaları özelleştirilecek diye çiftçi galeyana gelmiş. Kardeşim sen de biliyon, bu ilan çok bilinmeyenli bir denklemin sadece sana bana bakan yanı. Kim satacak, neden satacak, kime satacak, ne zaman satacak vesaire ve saire…

Hele bir de sahnede alenen konuşman yok mu? Yahu şekerim,  memleket şeker komasındayken sen pancarın, fabrikanın derdine düşmüşsün, çok mu?

***

Şimdi de demiş ki: “14 asır evvelki İslam’la bugün bunca iş nasıl yürütülür? E doğru söylemiş tabi.  Sen İslam’ı “ubdate” etmezsen(güncellemezsenJ)  nasıl olur, tabi olmaz. Düşünsene , maazallah Koca Ömer bir günlüğüne gelse hangi deliğe saklanırsın, Ebu Zer “One minute!” deyince ne edersin, Ali’den hissene  Zülfikar’dan başka  ne düşer ki!.. Zaten senin önündeki en büyük engel, on dört asır evvelki İslam.

***

 

Sapığın biri kızı defalarca internette iz’âc etmiş. Rahatsız edilen kız da defaatle polise başvurmuş. Nihayet şikayeti değerlendirmişler. Adamın e-maillerini incelemişler ve cumhurbaşkanını taciz ettiği için içeri almışlar. Taciz derken, hakaret yani. Yoksa tacizin ne ehemmiyeti var ki…

***

Diyor ki “Bir yerde vatandaş adalet diye ellerini havaya kaldırıyorsa orada sorun var demektir.” Buyurun cenaze namazına… Kalbi temiz diye düşünsem, Allah söyletiyor, diyecektim.

***

TDV İslam Ansiklopedisi, seneler zarfında kaleme alınan onca cilt, sayfa ve maddedeki hakikatlerin rağmına; Suat Yıldırım’ın yazdığı maddeleri yeni baskılardan kaldırma kararı almış.  Şahsa kızıp, onun telaffuz ettiği hakikatlerden intikam almak ve şahsa da haksız yere çatmak… ne hazin şey. Böyle ham bir zihniyetin ilim meclislerinde hüküm-fermâ olması da ayrıca ibretlik bir tablo.

Kerem UMAR