USD
5,4935
EURO
6,2161
ALTIN
214,4795

Ferdi ve Toplumsal Hastalık Doyumsuzluk (1)

Doyumsuzluk, kalbin hastalığıdır. Ruh, benmerkezciliğe egoizme kapıldıkça doyumsuzluk artar.  Haklı-haksız, hep bana-hep bana mantığı, sürekli doyumsuz nefsin beslenmesi, bir zafiyet veya hastalığa dönüşebilir. Bu zafiyet veya hastalığın çaresini bulamayan kişi şeref, haysiyet vb. insani özelliklerini yitirir. Fertten toplumsal yapıya sıçrarsa önü alınmaz hasarlar ortaya çıkar. Pek çok toplumsal hastalığa sebebiyet verir. İltimas, rüşvet, kayırma, zimmete geçirme, haksız kazanç, dolandırıcılık, hırsızlık vb… pek çok toplum yapısını dinamitleyecek sorun baş gösterir.

Ferdi ve Toplumsal Hastalık Doyumsuzluk (1)
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Günümüzde bu doyumsuzluk illetinden, çocuklar da nasibini almaktadır. BEN! diyen yetişkinin elinde, BENİM ÇOCUĞUM yaklaşımıyla yetişen nesil, mutsuzluk girdabında dönüp durmaktadır. Gün geçtikçe, mutsuzluğu, tatminsizliği artan bir nesille karşı karşıyayız. Çıkmazda kalan çocuklar ve gençler çok küçük yaşta çok büyük hatalar yapmakta maalesef. Bu tehlikenin önüne geçmek için birey, aile, toplum, devlet, bazında tedbirler almak çok önemlidir. Maddi-manevi eğitim olmazsa olmazımızdır. Çocukların karakter ve kişiliklerini, birinci derecede, ebeveynin bilinçli tutum-davranışları ve doğal yaşam şekilleri belirleyecektir.

Tatminsizlik bir zehirse panzehirleri de olmalıdır, vardır…

*NEFİS TERBİYESİ-VİCDAN MEKANİZMASINI GELİŞTİRME

Tatminsizliğin birinci panzehiri nefis terbiyesidir. Günümüzdeki doyumsuzluk hastalığından muzdarip yetişkin, genç veya çocuk herkesin seviyesine göre bir nefis eğitiminden geçmesi pek çok sıkıntıya çare olacaktır.  İnsan doğası terbiye edilmezse bencillik hastalığına çabuk yakalanır. Ene, Esma-i İlahiye’nin anahtarıdır. Emanet cihetiyle insana ene anahtarı verilmiştir ki, tüm kainatın kapılarını onunla açar. Ene mahiyetini bilemeyenler içinse, büyük bir gayya ve girdaptır. O girdaba kapılanların en büyük sıkıntısı da, tatminsizlik olarak ortaya çıkar. Doyumsuz nefse rağmen vicdan mekanizmasını geliştirme, ancak egodan sıyrılabilen insaf sahibi insanların başarabileceği bir şeydir.

ENANİYET VE KİBRE KARŞI, TEVAZU VE HOŞGÖRÜ KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİRME

Üstünlük takvadadır diyen İslam, bir realiteyi ortaya koyar. “…Şüphesiz Allah yanında en şerefliniz (en değerli, en üstün olanınız) takvaca en üstün olanınızdır…” (Hucurat 49/13) Artık hiçbir mümin, ırk, cins, milet, boy-pos, mal-mülk, güzel-çirkin, zengin-fakir vb… özelliklerine güvenerek büyüklük taslayamayacaktır. “Ey insanlar dikkat ediniz! Rabbiniz tektir. Arabın, Arab olmayana, Arab olmayanın Arab’a, siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha, takvadan öte, hiçbir üstünlüğü yoktur. Şüphesiz Allah Teala katında en üstününüz, Allah Teala’dan en çok korkanınızdır.” Efendimiz(sav) “Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete giremeyecektir diyerek ikazda bulunmaktadır.” Bediüzzaman, “Büyüklerde büyüklüğün alameti tevazu, küçüklerde küçüklüğün alameti ise gurur ve tekebbürdür” der. Boyu kısalar görünmek için ayak uçlarında kalkar. Boyu uzunlarsa iki büklüm olurlar. Efendimiz(sav) buyurur: “Kim tevazu gösterirse, Allah O’nu yüceltir. Kim de büyüklenirse, Allah O’nu zelil eder, alçaltır.” Maksadın aksiyle tokat yer.

Hor görmeyi de, hoş görmeyi de çocuklar, anne-babalarından öğrenir. Ağaç yaşken eğilir, tevazuyu, nezaketi, sevgiyi, saygıyı daha küçükken ruhuna ekebildiğimiz çocuklar büyüdüğünde gerçek anlamda büyük ve değerli insanlar olacaktır. Yeryüzünde fesad ve ayrımcılığa sebep olan hastalıklı ruhların kökeninde kibir ve başkasına hakkı hayat tanımama dürtüsü vardır. Ve bunun tek bir ilacı vardır, sevgi… İnsanın, doğduğu andan itibaren hatta daha anne karnındayken, aşina olduğu en fıtri duygudur sevgi… Çocukların bu temiz fıtratlarını bozmadan geliştirmek her ebeveynin en önemli vazifesidir.

HAKKANİYET

Hep bana, her şey bana layık mantığı çok tehlikelidir, önüne geçmek gerekir. Bakış açısı “başkasınınki haylaz, yaramaz; benimki hareketli zeki” olan kişiler, hakkaniyetli bir ebeveyn olamaz. Kendi eksik ve kusurlarımızı kabul etmek büyük bir erdemdir. Çocuklarımızın, olumlu ve olumsuz özelliklerinin farkında olmaksa büyük bir fırsattır. Onların gelişmesi adına arkalarında olmak daima iyi ve doğru yolda olmaları için gayret etmek görevimizdir. Her konuda olduğu gibi Efendimiz(sav) bu konuda bize en güzel örnektir. Bir gece torunu Hz. Hasan uyanıp su istiyor. Allah Rasulü(sav), O’na bir bardak su getirirken, Hz. Hüseyin uyanıyor, O da susamış olmalı ki, elini uzatıp dedesinin elinden suyu almak istiyor. Ama Efendimiz(sav) önce Hz. Hasan’a veriyor. Hz. Fatma ‘Hasan’ı daha fazla seviyorsun’ dediğinde ‘ilk önce Hasan istemişti’ diyor. Hz. Hasan üç-dört yaşlarındayken, bir gün evde yerde bulduğu hurmayı ağzına aldığında, Efendimiz(sav), hemen müdahale ediyor, “Bu bize haramdır. Bu sadaka hurmasıdır” diyerek ağzından çıkarttırıyor. Henüz küçüktür veya evladımdır vb… duygularla yanlışlara göz yummamamız gerektiğine dair bir örnek.

Birgün, Hz. Fatma’nın, el değirmeninde un öğütmekten, kuyudan su çekip taşımaktan, ocak yakıp ekmek pişirmekten yorulduğunu düşünen Hz. Ali, babasına gidip bir yardımcı isteyebileceğini söyler. Hz. Fatma da, Efendimiz(sav)’e giderek kendisinden, ev işlerinde yardım edecek bir hizmetçi talebinde bulunur. Allah Rasulü, ellerinde olan esiri, mescidde yatıp kalkan fakir Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere satacağını, bu sebeple kendisine bir hizmetçi veremeyeceğini ifade eder. Ama buna karşılık yatağa girdiği vakit otuz üçer defa Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahüekber demesinin istediği hizmetçiden kendisi için daha hayırlı olacağını buyurur.

Yine, Efendimiz(sav), bir gün Mahzunoğlu kabilesinden soylu bir kadının hırsızlık cezasının affı için ricacı olarak huzura gelenlere “hırsızlığı yapan kızım Fatıma olsa bile cezasını verirdim” demiş, kimsenin imtiyazlı ve ayrıcalıklı olmadığını ifade etmiştir. Kainatın Efendisi(sav), birgün Hz. Aişe’nin yanına geldiklerinde onu ağlar bir vaziyette bulunca, “Ya Aişe, seni ağlatan nedir?” diye sorar. Hz. Aişe: “Ya Ras.(sav), Mahşer Günü’nü düşündüm de, o günün dehşeti beni ağlattı. O günde ehlinizi hatırlar mısınız?” der. Allah Rasulü ise şöyle cevap verir: “Üç yer var ki ya Aişe, kimse kimseyi hatırlamaz. Amel defterleri dağıtılırken, ameller tartılırken ve Sırat’tan geçerken.”

RUHİ KABİLİYETLERİNİ GELİŞTİRME

Hayvani duygulardan arınma insan olma iradesini, tecrübesini yaşama, “… hayvaniyetten çık, cismaniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir. Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun…” der Bediüzzaman…

HAYATI DOĞRU YORUMLAMA KABİLİYETİNİ GELİŞTİRME

Eşya ve hadiselerin dilini okuyabilmek büyük bir marifettir. Kainat kitabı o kadar çok şey söyler ki ancak hakkıyla duyabilenler duyar… O kadar çok şeyi gösterir ki, ancak hakkıyla görebilenler görür… O kadar çok şey anlatır ki, ancak hakkıyla anlayabilenler anlar…

“Ey İnsan! Kendini oku!” diyor Üstad. Sokrates okulunun girişine “Kendini Bil” cümlesinin bulunduğu bir levhayı astırmıştı. Hadis-i Şerif olarak rivayet edilen “Nefsini bilen Rabb’ini bilir” sözü de bizi uyarır. “Neden? Çünkü âfâkın doğru okunması, enfüsün doğru okunmasına bağlıdır. Enfüs bu mevzuda çok önemli bir kitaptır, bir fihristtir âdeta o. İnsan bu fihriste bakarak kâinatı okuyabilir. Yoksa, kâinatın en uzak çöllerine ışık hızıyla açılma imkânı bile olsa onu okuyamaz. Dolayısıyla kâinatta bütüncül nazara ulaşamaz, her şeyi göremez.” ***

Yaşadığı dünyayla uyumlu olabilmesi için çocukların, kendilerini tanımaları, nefis terbiyesi almaları çok önemli. Nerden geldik, nereye gidiyoruz, nasıl gidiyoruz? Sorularını sormalı cevaplarını aramalıdırlar. Aksi takdirde eşya ve hadislerin dilini anlayamaz, mutsuzluk ve buhranların içinde debelenip dururlar. İnsanları yoran, hadiseler değil hadisleri karşılayış biçimleridir. Aynı olayla muhatap olan iki kişiden biri deli biri veli olabilmektedir. Mesele hadiseden öte, insan faktörüdür.

Tam da bu yüzden olsa gerek Üstad, “İman, hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imanı elde eden adam, kainata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından kurtulabilir…” diyerek inanç ve bakış açısının önemine vurgu yapar.

Elanur Beyza

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM