USD
4,8080
EURO
5,5983
ALTIN
189,7048

Sorumluluk Sahibi Çocuklar

Sorumluluk, insanın yaratılışıyla başlamıştır. Ayet-i Kerime’de Allah(cc) meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım…” (Bakara 2/30) buyurmuştur. Yeryüzünün idaresi, imarı, adaletin temini, Cenab-ı Hakkın temsil edilmesi bu halifeye ait olacaktır. O Halife, tüm yaratılmışlardan farklı olarak kendisine irade verilen, Ahsen-i Takvim, Eşref-i Mahluk olan, İnsandır. Sorumluluk, İnsana verilmiştir.

Sorumluluk Sahibi Çocuklar
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bir başka ayette “Biz emaneti semaya, arza ve dağlara teklif ettik, onu yüklenmekten korktular. İnsan onu yüklendi” (Ahzab 30/72) buyrulur. Elmalılı, bu ayetin tefsirinde “Emanet ifa edildiği takdirde sonuçları çok büyük bir keramet olduğu gibi, yerine getirilmediği takdirde de hıyanet ve tazmin etmek cezası ile büyük bir rüsvaylıktır, rezalettir” der. Gerçekten de insan, insani sorumluluklarını yerine getirdiğinde dünyada adalet, huzur, asayiş terakki eder. Aksi durumda ise, tüm dengeler altüst olur, taş taş üstünde kalmaz.

İnsanoğlunun ilk yaratılışı bu şekilde ise, her çocuğun yaratılmasına da bu çerçeveden bakılabilir. Bu sorumluğun farkında olmamak en büyük sorundur. Farkında olup umursamamak ise en büyük sorumsuzluktur.

İnsanın sorumluluğu, genel anlamda üç başlık altında toplanabilir.

1-ALLAH’A KARŞI SORUMLULUKLARIMIZ

Cenab-ı Hakka karşı vazifemiz, kulluktur. Yani iman-ibadet-itaat. Kur’an-ı Kerim’de “İnsanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat 51/56) buyurur Rabbimiz. Temel vazifelerimiz olan, şahsi kulluk ve ibadetlerimize dikkat etmeli, özen göstermeliyiz. Yaratılış gayemize uygun bir ömür sürmeye çalışmalıyız. Bizlere emanet olarak verilen evlatlarımıza da gerektiği gibi sahip çıkmalıyız.

Çocuklara bu hususda rehberlik etmeli, güzel örnek olmalıyız. Minik yüreklerin Allah sevgisiyle dolu dopdolu olması için gayret göstermeli… Küçük yaştan itibaren dini telkinin yanısıra, dini vazifeler de vermeliyiz… İbadetlere, önce birlikte yapılarak ısındırmalı… Sonra ödüllerle pekiştirmeli, ancak gerçek ödülün Allah Teala tarafından verileceği, nice sürprizlerin dünyada ve cennette onları beklediğini de öğretmeliyiz… Allah’a kul olmanın, O’nun rızasını hoşnutluğunu kazanmanın ise, asıl amaç ve hedef olduğu hakikatini işlemeliyiz…

Efendimiz(sav)’in çocukları yedi yaşında namaza başlatmayı tavsiye etmesi bu nevidendir. Aslında çocuklar çok daha küçük yaşta ebeveynini görerek namaza ilgi duyar, taklid eder. Onlar gibi dua eder, tesbih çeker. Küçük yaşlarda, aileyle birlikte yapılan her iş, çocuklar için neşe mutluluk kaynağıdır. Büyüdükçe aynı keyfi alamayabilirler. Bu tamamen çocuk olmakla ilgilidir. İşte bu dönemi kaçırmadan kendi inanç ve ibadet dünyamıza onları da katmalıyız. Evde, yolculukta, her durum ve şartta. Mesela yolcukta birlikte kılınan bir namazın ardından arabada hep beraber tesbihat yapmanın, çocukların hatıralarında bambaşka bir yeri olur. Salavat, tesbih çekme yarışmaları, bilgi yarışmaları vb… Keza oruç, zekat, sadaka, umre, hac vb…

Çocuk, buluğ çağıyla birlikte İslamın mükellef bir ferdi olur. 13-15 yaşlarında gençlerimiz, “ben artık büyüdüm” demeye meraklı gençlerimiz, gerçekten büyümüşlerdir. Dini vecibelerle de mükelleflerdir. Büyüklerinin, ailelerinin rehberliğinde yeni bir dünyaya başlarlar. Büyümek, sorumlulukları da beraberinde getirmiştir. İman, namaz, oruç, zekat, hac vb… Haram-helal çizgisine riayet etmek gibi… Daha önceden buluğ çağı ve mesuliyetlerine dair, akli ve ruhi hazırlık yapılması önemlidir. Mesela: “Sen henüz küçüksün Ramazan orucunun hepsini tutmaya mecbur değilsin.. Ama 13-15 yaşına geldiğinde abi-abla olduğunda bizler gibi tümünü tutman gerekir. Şimdi, yarım gün, veya birkaç gün tutabilirsen de çok güzel olur. Ayrıca yavaş yavaş kendini oruç tutmaya alıştırmış olursun.”

2-KENDİMİZE KARŞI SORUMLULUKLARIMIZ

İnsan olmanın gereğini, olgunluğunu, kemalini yakalama çabası… Bu dünyaya niye geldik, nereden geldik, nereye gidiyoruz? Benim varlığımın gerçek anlamı ne? Sorgulayarak, sorumluluklarını keşfetme gayreti…

Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet-i kerimede Cenab-ı Hak, insanı anlatır. İnsanın, hayra ve şerre olan yatkınlığına işaret eder.

İnsan mükerrem ve şerefli bir varlıktır. “Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.” (İsra 17/70)

İnsan, potansiyel olarak melekleri geçecek, bir varlıktır. “İnsanı ahsen-i takvime mazhar olarak yarattık.” (Tin 95/4)

İnsan doğası pek çok zaafları da barındırır. “İnsan, hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan çok acelecidir!” (İsra 17/11)

“Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır. Kendisine fenâlık dokunduğunda, sızlanır, feryâd eder, ona imkân verildiğinde ise cimrileşir, pinti kesilir.” (Meâric 70/19-21)

“İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü başlarına bir fenalık gelse, hemen ümitsizliğe düşüverirler.” (Rûm 30/36)

“Gerçekten insan dünya malına son derece düşkündür, onu çok sever.”(Adiyat 100/8)

“Doğrusu o, çok zâlim (ve) çok câhildir.” (Ahzab 33/72)

Bize düşen, güzel özelliklerimizi geliştirmek, kemale erdirmekken; zaaflarımızla da mücadele etmek ve hakka-hakikate yönelmektir. “Allah katında en değerli ve en üstün olan, takvada en ileri olandır.” (Hucurat 46/13) sırrına ermektir. İnsan, Cenab-ı Hakkın esma ve sıfatlarına ayinedarlık yapma vazifesiyle mükelleftir. İlahi ahlakla ahlaklanmak durumundadır.

Bu hakikatlerin tohumlarını, çocuklarımızın zihin ve ruh dünyalarına erken yaştan itibaren ekmeye başlamak da bizlerin sorumluluğudur. Onlara kendi potansiyellerini farketme, yeteneklerini keşfetme hususlarında rehberlik yapmamız gerekir. İnsani zaaflarını bilme ve bunlarla mücadele etme yol ve yöntemlerini göstermemiz önemlidir. Kul olarak yaratılmalarındaki Murad-ı İlahiyi elden geldiğince öğretmek zaruridir. Kendi kanatlarıyla uçmaya başladıklarında, kendilerinin, ideallerinin, amaç ve hedeflerinin bilincinde olmaları, onların daha doğru ve hızlı yol almalarına vesile olacaktır.

3-ÇEVREMİZE KARŞI SORUMLULUKLARIMIZ

İnsan, Cenab-ı Hakk’ın yeryüzünde halifesidir, emanetçisidir. Ahlaki, insani vecibeleri yerine getirme; kendi dışındaki varlıklara duyarlı olma; insana, doğaya, kısaca emanete sahip çıkmakla mükelleftir. Her alanda “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” görevidir.  Yeryüzünü mamur kılma; adalet, barış, huzur ve emniyet içinde yaşanan bir yer olması adına ne yapılması gerekiyorsa onu yapmakla vazifeli olan varlıktır. Ve en önemlisi bu kutsi vazifesini gelecek nesillere aktarmakla da mükelleftir.

İşte bu yüzden, çocuklarımızı, yüksek idealler, büyük hedefler çerçevesinde, misyon insanı olarak yetiştirmek için, elimizden gelen gayreti göstermeliyiz. Ergenlik, ideallerin belirlendiği dönemdir, ancak ergen, bir anda misyon insanı olamaz. Çocukluğundan itibaren bu duygu ve düşünce çerçevesinde örgülenmiş bir hayatı olmalıdır. Ebeveyninin hayatı “yaşatma arzusuyla yaşama” duygusuna kilitlenmişse, bu misyonu daha kolay edinir. Ailesiyle birlikte gönüllü hizmetlere katılan, sosyal projelerle iç içe büyüyen çocuklar, yaşadıkları dünyaya maddi-manevi sahip çıkma duygusunu geliştirirler. Sorumluluk duyguları gelişir. Misal; küçücük yaşında bir sadaka veya kurban kumbarası olup, bir yıl boyunca biriktirdiği bozuklukları, üstünü ebeveyni tamamlayarak ihtiyaç sahiblerine ulaştıran bir çocuk, boyundan büyük daha nice işlere imza atacağının işaretini verir. Çevresini temiz tutup güzelleştiren, bitki ve hayvan sevgisiyle yetiştirilen bir çocuk doğaya karşı duyarlı olur. Yeryüzünün insana emanet olması bilincine çabuk ulaşır. Haddi aşmaz, hakka girmez, her hak sahibinin hakkını vermeye vabeste bir hayat yaşar.

Çocuklarımızın sorumluluk sahibi olabilmesi için onlara sorumluluk vermeliyiz. En güzel eğitim uygulamalı eğitimdir. Rasulullah(sav), küçük yaştan itibaren çocuklara yapabilecekleri görev ve sorumluluklar verirdi. Birkaçını burada paylaşalım;

*Hz. Enes’e ayakkabıları düzeltme, misafirlere içecek dağıtma, mektup taşıma, sır tutma vb. görevler vermişti.

*Abdullah b. Cafer çocuk yaştayken bir gün, kendince alış-veriş yapıyordu. O’nun yanına giden Rasulullah(sav): “Allah’ım! Bu alış-verişi bereketli kıl” diye dua ederek O’nu destekledi.

*Zeyd b. Sabit anlatıyor: “Hz. Pey.(sav) Medine’ye Hicret ettiğinde huzuruna getirildim ve etrafındakiler beni göstererek şöyle dediler: ‘Ya Ras.(sav) Neccaroğullarından olan bu çocuk Kur’an-ı Kerim’den 17 sureyi ezbere biliyor.’ Ezberimdekilerini okuyunca hoşuna gitti ve dedi ki: ‘Ey Zeyd! Süryanice’yi öğren. Çünkü onlarla olan yazışmalarımda hiçbirine güvenemiyorum.’ Ben de 15 gün içinde Süryaniceyi iyi derecede öğrendim. Bundan sonra Hz. Pey.(sav) Yahudilere bir mektup yazdırmak istese yazıyordum, onlardan bir mektup gelse okuyordum.”

Zeyd b. Sabit, Vahiy Katibiydi. Küçük yaşta bu ehemmiyetli, sorumluluk isteyen büyük bir vazifeydi. Efendimiz(sav), vefat ettiğinde henüz 21 yaşında bir gençti. Hz. Ebu Bekir, Kur’an-ı Kerim’in toplanması görevini ona vermişti.

*“Ebu Said el-Hudri henüz çok küçükken, Uhud Savaşı’na katılmak ister. Küçük olduğu için orduya alınmaz. Peşlerinden Uhud’a kadar gider. Sonra boyunu aşkın kılıcıyla Pey.(sav) huzuruna çıkarılır. Efen.(sav) niçin orada olduğunu sorar. Savaşmak için geldiğini söyler. Allah Ras.(Hepimiz savaşmak için buraya geldik Medine boşaldı.  Kadınlar, çocuklar ve yaşlıları koruyacak savaşçılara ihtiyacımız var. Şimdi sana geriye dönüp şehri koruma vazifesi veriyorum’ der. Çocuk bu şerefli vazifeyle dimdik bir yürüyüşle geriye döner. Ravi sahabi der ki. O kadar küçüktü ki o yürürken kuşandığı kılıç yere değiyor, ardında çöl kumlarında ince bir iz bırakıyordu.” Efendimiz(sav) “sen küçüksün savaşamazsın geri dön” dememiş, büyük bir vazife ve sorumluluk vererek Medine’ye geri göndermiştir. Burada bir avutma, kandırma yoktur.

Ebu Said el-Hudri’nin babası, Uhud’da şehit düşmüş, haberini Efendimiz(sav)’den “Allah babanı mükafatlandırsın” duasıyla birlikte almıştır. Babasız kalınca yoksulluk onları çepeçevre sarmış annesi O’nu Efendimiz(sav)’den yardım istemek için göndermişti. Hutbe veren Rasulullah(sav)’ı, rızkın Allah’ın elinde olduğunu sadece O’ndan istenmesi gerektiğini, sabırlı, iffetli ve müstağni olana  rızkın gani gani verileceğini anlatırken dinlemiş, bir şey istemeden geri dönmüştür. Bu kaidelere dikkat ettiklerinde kısa sürede Ensar’ın zenginlerinden olduğunu ifade etmiştir. Küçük yaşta bir çocuğun ciddi sorumluluk bilinciyle hareket edebildiğini görüyoruz.

*Hz. Ali, henüz 8-9 yaşlarındayken, Allah Rasulü(sav) tarafından İslam’a davet edilmiş ve derin bir murakabe ve muhakeme sonucunda Müslüman olmaya karar vermiştir. Efendimiz(sav), akrabasını toplayıp açıktan İslama davet edip, desteklerini istediğinde sadece çocuk yaştaki Hz. Ali ayağa fırlamış, bu sorumluluğa talip olmuştur.

*Taif’ten Sakif Kabilesi, İslam’ı öğrenmeleri için bir heyet göndermişti. Osman b. Ebi’l-As hepsinden daha istekli ve gayretli şekilde Efendimiz(sav)’i takip etti. Heyet ayrılırken namaz kılmaları için başlarına imam tayin edilmesini istediklerinde Rasulullah(sav) heyetin en küçüğü olduğu halde O’nu, başlarına imam tayin etmiştir.

*Musab b. Umeyr, Rasulullah(sav) tarafından, gencecik yaşında Medine’ye İslam’ı temsil ve tebliğ göreviyle gönderilmiş, hakkıyla sorumluluğunu yerine getirmiş, Hicrete zemin hazırlamıştır. Hayatının baharında Uhud savaşında da şehit olmuştur.

*Efendimiz(sav), son dönemlerinde ordunun başına 19 yaşındaki Üsame b. Zeyd’i getirmişti. Azaldı kölenin oğlu, zenci ve çok genç bir insanı sahabesine komutan tayin etmişti. En ufak itiraz da olmamıştı.

*Allah Rasulü(sav), Mekke fethedildikten sonra, Attab b. Esed’i  ki 20 yaşındadır, vali tayin edip Medine’ye dönmüştür.

*Ciğerparesi kızı Hz. Fatma’ya “Ey kızım Fatıma! Ey halam Safiye! Allah katında makbul olan ameller işleyiniz. Bana güvenip tembellik etmeyiniz. Çünkü ben, sizi Allah’ın gazabından kurtaramam” diyerek mesuliyetlerini yüklenmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Ve bize bundan öte söz düşmez…

Elanur Beyza

YORUMLAR






    0 YORUM