USD
5,3614
EURO
6,1296
ALTIN
211,5219

Hangisinin geçmişine baksanız gözünüz kamaşıyor…

Tr724’ten Veysel Ayhan ‘ın kaleme aldığı, hayatlarını kaybeden hizmet mağdurlarının güzel ve tertemiz öz geçmişleri herkesi gururlandıracak…

Hangisinin geçmişine baksanız gözünüz kamaşıyor…
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Veysel Ayhan / Tr724

Bahar ne kadar büyükse bedeli o kadar büyük ve ağır oluyor. Tam bir hazan mevsimindeyiz. En iyiler, en seçkinler gök kuşağı çalınmış kınalı bir koç gibi art arda Allah’a yürüyor. Güzel bir sözdür: “Vefakar savaşçıların istirahat zamanı çabuk gelir.” Öyle oluyor. Güzel insanlar güzel atlara binip bir bir gidiyor. Hangi vefat edenin veya şehit olanın geçmiş hayatına baksanız gözleriniz kamaşıyor. Mazileriyle şehadete yürüyor gibiler.

İstisnası yok!

Ağır hastalıklarla mücadele ederken bile gurbette fasıla vermeden Hizmet eden bir temsil kahramanı Mesut Bozkır,

Hayatı boyunca bihakkın Nur’u temsil etmiş, nurdan bir cerağ ve hüccet olmuş Cemal Uşşak,

En ağır işkencelerde bile Hizmet’e sadakatten ayrılmamış, arkadaşlarına iftira kağıtları imzalamamış Gökhan Açıkkolu,

Nezih hayatı ve imrenilesi nezahati ile binlerce insanın hayatına dokunmuş Mustafa Hikmet Kayapalı,

Hizmet’e tehalükle kalbi pır pır atan, Yunanistan’a sığınan mağdurlara yardım için Almanya’dan oraya koşan Hasan Değirmenci,

Yaşadığı korkunç işkencelere karşı kahramanca direnen, hastalıklara sabreden abidevi bir akademisyen Ahmet Turan Özcerit,

Dramatik bir sonla Meriç destanı yazan melekler kadar temiz bir aile Maden ailesi,

Eşleri cezaevinde olanlara yardım için durmaksızın çırpınan sonra hapse giren ve hastalıklarıyla oradan Hakka yürüyen Halime Gülsu,

Üç çocuğuyla yollara düşen, Hacer validemizin misali muhaceret yaşayan, çocuklarıyla taşındığı 8. evde kalbi artık dayanamayan Esma Uludağ,

Bütün malvarlığına el konulan ve Bosna’ya hicret edip orada kalbi duran Recep Güneş,

Geçen hafta hicret diyarı olan Güney Kore’de ruhunun ufkuna yürüyen Malik Gencer.

İsimlerini yazamadıklarım var… Ve gadren, hunharca katledilen yüzlerce…

Her biri birbirinden değerli ve bihemta… Muhtemelen yatıp kalkıp bu musibetlerin def’i için gözyaşlarıyla dua ettiler. Hayatlarını bir bedel ve kurban teklifi olarak ulu dergaha sundular. Ve kabul buyruldular.

Allah makamlarını âli eylesin.

İKİ MÜŞAHEDE

Rüya ile amel edilmez. Hüccet değildir. Delil kabul edilmez. Metafizik alemin dünyaya yansıyan bazı parıltılarını taşır. Zaman ötesi bir alemden aksettiği için dünya zamanıyla örtüşmez. Ama sahih bir ümit ve teselli kaynağıdır.

Aslında her ikisi de yakaza.

İlki biri sırtında üç çocuğuyla Meriç’i geçen Esma Uludağ ile ilgili

Anlatan Bişkek’ten hizmet gönüllüsü bir hanımefendi. Şöyle mesaj göndermiş:

“Bugün 2 mayıs. Saat sabahın 5’i. Bişkek’ten yazıyorum. Bir rüya gördüm. İki saat oluyor. Hala etkisindeyim. Birisi omuzumdan sarsarak beni uyandırdı. ‘Sen kimsin’ dedim. ‘Ben Esma’ dedi. ‘Hangi Esma’ dedim. ‘Hani çocuklarıyla beraber yürüyen…’ dedi. Heyecanlandım. ‘Nasılsın kızım’ dedim şaşkınlıkla. ‘Çok yoruldum abla, çok.’ dedikten sonra ‘Çocuklarım nasıl, çocuklarım ne oldu?’ diye sordu. Ben de ‘Onlar babalarına kavuştu onunla beraber.’ dedim. ‘Oh çok şükür Rabbim, çok şükür!” dedi. Giderken tekrar bana döndü: ‘Onlara söyler misin, ben çok iyiyim, beni merak etmesinler… Beni merak etmesinler.’ diye diye uzaklaştı.”

İkincisi Bosna’da vefat eden Recep Güneş’le ilgili. Yakınlarının anlattığına göre hayatı boyunca Hizmet dışında bir sevdası, bir derdi olmayan müstesna bir insan. Son günlerinde bilhassa Esma Uludağ’ın vefatı kendisine çok dokunmuş. Fazlasıyla hüzünlenmiş, çok dua etmiş.

Vefatından sonrası bu müşahadeyi Kızı Şeyma Hanım anlatıyor:

“Bir odanın kapısını açtım. Babam orada Kur’an okuyordu. Koşarak yanına gittim, sarıldım. ‘Baba sen burada ne arıyorsun, ölmedin mi?’ dedim. ‘Ölmedim tabii ki. Niye herkes öyle söylüyor anlamıyorum.’ ‘Bana biraz inzivaya çekil dediler o yüzden ayrıldım, size haber de veremedim.’ Ben hayretle: ‘Baba ama ben seni gördüm. Kefenlendin, gömüldün.’ Bana kaşlarını çatarak ‘Şeyma görmüyor musun ölmedim işte!’ dedi.”

Müşahedeler şu ayeti hatırlatıyor: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü zannetme! Bilakis onlar hayatta olup, Rab’lerinin katında yaşarlar, rızıklanırlar.” Âli İmrân-169

Başta söylediğimi tekrarlayayım.

Tam bir hazan mevsimindeyiz. En iyiler en seçkinler gök kuşağı çalınmış kınalı bir koç gibi art arda Allah’a yürüyor. Güzel bir sözdür: “Vefakar savaşçıların istirahat zamanı çabuk gelir.” Şimdi de öyle oluyor. “Güzel insanlar güzel atlara binip bir bir gidiyor.”

Osman Sarı’nın o güzel şiiriyle bitireyim:

ÖNDEN GİDEN ATLILAR

 

Issız sıcak çölleri

Karşı karlı dağları

Çoktan aşıp gittiler

Kayboldular uzakta

Önden giden atlılar

Ben burada kaldım böyle

 

İşleri aceledir

Çok uzundur yolları

Bense geride kaldım

Yetişemedim size

Önden giden atlılar

 

Gittiler hep gittiler

Aştılar kızgın çölü

Toprak tükendi bir gün

Denize ulaştılar

 

Çektiler dizginleri

Kendileri dursa da

Atlar duramadılar

Çaresiz kalıp birden

At sürdüler denize

Önden giden atlılar

 

Önlerinde okyanus

Kızgın bir çöl arkada

Asıl içlerindedir

Zaptedilmez bir deniz

Önden giden atlılar

 

Teknik değişti diye

Bıraktılar atları

Atlarsa bu kıyıda

Sanki sevgili gibi

Onları beklediler

Günlerce beklediler

 

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM