USD
4,8362
EURO
5,6793
ALTIN
193,4978

         “Tevhid eksenli dostluk”  ya da  “O, bize nasıl bakıyor?”

         “Dost başa, düşman ayağa bakar.” derler ya… Bu atasözüyle ilgili yüzbinlerce kompozisyon, deneme, makale gibi yazı türleri kaleme alınmıştır… Edebiyat öğretmenliği yaptığım yıllarda; hayatın tecrübî süzgecinden geçirilip sözün süzüldüğü, mananın dizildiği bu sözle ilgili öğrencilerimin ilginç ve kayda değer  yorumları hafızamda tülleniyor…

         “Tevhid eksenli dostluk”  ya da  “O, bize nasıl bakıyor?”
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

 işte akıllıca dile getirilmiş bazı müspet  itiraz cümleleri:

“ Gerçek dost başa da  bakar,  ayağa da…  Düşman sadece ayağa bakmaz, başı da gözetler… Gerçek dost gözünün içine bakar, oradan kalbinin aydınlığıyla buluşur… Düşman, kin ve nefret duygularıyla, her yönüne bakar rakibinin… Dost dediğin empati prensibiyle yaklaşır sevdiğine; her haliyle hemdem olur… “

Bu sözü ilham eden nice güfteler ve besteler vardır degil mi? İşte onlardan biri: “Gözler kalbin aynasıdır… yalan nedir bilmez onlar…” 

sathî bir bakışla dünyevî bir aşk şarkısı niyetiyle  kulak kabartabildiğiniz bu besteyi  bir de sevdiğiniz gerçek  dostlarınız  için kalbinizle dinleyebilirsiniz…

        Bu girişten sonra gerçek dotluğa dair bazı kanaatlerimi paylaşmaya çalışacağım.

Mevlana hazretleri de “Dost, acı söyleyen kişi değildir, acıyı bile tatlı ifade edebilendir.” der. İnsan; zor günlerinde, gerçek dostlar arar çevresinde; rıza çizgisinden ayrılmayan “ana gibi şefkatli” arkadaşlıklar. İşte böyle zor günler, gerçek arkadaşlık değerlerini ortaya çıkarır elbette… Mevlana’yı  Şems’e bağlayan sır da; hem birlikte oldukları hem de ayrıldıkları dönemde çektikleri mukaddes çileler olsa gerek. Kendisine ayna olan, kusurlarını uygun bir lisanla, çoğu zaman hal diliyle anlatan  gerçek bir dost arayışıydı iki dostun aşkı: Vuslatı da yakıyordu derinden, hasreti de öyle…

Hak dostları; dünya hayatında kendilerini Allah’a götürecek, dünya için olduğu gibi ahiret için de hayırhahlık yapacak vefalı dostlar aramışlardır ve aramaya da devam edeceklerdir. Gönül insanı: “Vefa; dost ikliminde yetişen nadide güllerdendir, onu düşman iklimlerinde aramak beyhudedir.” derken bu hakikati ifade etmiştir. Dost gibi görünüp de bizi Rab’den uzaklaştıran, içimize korku ve ümitsizlik üfleyen “iyi arkadaş görünümlü” düşmanları bizlere anlatmaktadır zannediyorum… Gerçek arkadaş olmak istiyorsak, acı gerçekleri anlatırken bile ölçülü olmayı, yıkıcı olmamayı düstur edinmeliyiz kendimize.

Aşık Veysel de sevdiğine “Güzelliğin beş para etmez şu bendeki aşk olmasa…” derken, aslında “Gerçek Aşk” olmadan hakiki güzelliğin anlaşılamayacağını anlatmaya, dostlarına duyurmaya çalışmıştır… ve “İki kapılı bir handa, gidiyorum gündüz gece…” samimi inleyişiyle gerçek dostu arayıp durmuştur zaman yolculuğu içerisinde son nefesine kadar.

Hak yolunun yolcuları dünya hayatında gerçek dostlar aramışlardır. Bu dostlar kendileri için hakikat aynası olmuştur. O dost aynasına bakarak Rablerinin kendilerini nasıl gördüğünü hissetmeye çalışmışlardır. Hak dostlarının sözlerinden, davranışlarından bakışlarından ve hallerinden işaretler almaya çalışarak Allah’ın kendilerine nasıl baktığını, rıza çizgisine yakınlıklarını keşfetmeye çalışmışlardır… Gönül dostları,  bu konuda hem rehber hem de nabızlarını ölçen  vefalı yoldaşlar olmuşlardır…

            Üstadımız  bu çerçevede “Tevhid eksenli dostluğu”  şu şekilde ifade etmiştir:

 

“Cenab-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır?”Yani: “Onu bulan her şey’i bulur; Onu bulmayan hiçbir şey bulmaz, bulsa da başına bela bulur.”

Tevhid eksenli dostluğun mayası, esas ve temeli, “Dost istersen Allah yeter.” hakikatine bağlanmaktır. Bu dostluk, yaradılışın temel esprisi, hilkatin gayesi, fıtratın lazımıdır. Hayatın  “kayyum değeri”dir. Çünkü bütün dostluklar bu dostlukla kaim,  bu dostlukla daimdir. Evet, kalb ve gönüller, bu hakiki, baki ve daimi dostluğun inşasına, ibkasına mukabil olmalı; his ve duygular bu dostluğa akmalı, idrakler bu dostluğa yollar açmalı, ruhlar bu dostluk için hırz-ı can etmelidir.

“Madem cismen fâniyim, bu fânilerden bana ne hayır gelebilir? Madem ben âcizim, bu âcizlerden ne bekleyebilirim? Benim derdime çare bulacak bir Bâki-i Sermedî, bir Kadîr-i Ezelî lâzım.”

 

“Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.”

Üstadımız; bu enfes ifadeleriyle Yâr-ı Bâki olan Rabbimizin dostluk ve bağlılığının esas olduğunu bizlere anlatmıştır. Dünyadaki dostlarımız da bizleri Rabbimize yaklaştırdığı ölçüde  “hayırhah dostluğunun vefalı yol arkadaşlarıdır.” diyerek, şems-i sermede talip olan zerreler şuurunda; O’na doğru, tahkik yolculuğuna devam etmeliyiz elbette…

 

Ümit ULUDAĞ

YORUMLAR






    0 YORUM