ZAMANE FIKRALARI-37

ZAMANE FIKRALARI-37

22 Mayıs 2018 0 Yazar: Kerem Umar

Neymiş? Sadece suçlular cezalandırılmalıymış, yani o da delilsiz-dosyasız ithama maruz kalanların suçlu olduğuna azm ü cezm ü kast ile yakinen iman eylemiş. Yahu bunların kumaşı hep aynı mıdır nedir; siyaset pistinin farklı kulvarlarında olsalar da giydikleri forma ve ayakkabılar hep aynı oluyor. Renkler, tarzlar, iddia ve üsluplar farklı olsa da hep aynı yere vuruyorlar. Hemi de derinden vuruyorlar. Daha doğrusu birileri derinden vuruyor, sesi bunlardan çıkıyor. Derin mi? Hangi derin mi? Canım bilmeyecek ne var? Her zamanki masal: Kapadokya, Pakrudin, Tapınakçılar, Ergenekon,falan da filan… Bildiğiniz gibi, hep aynı hikaye. Gel de inan!..

Anlayacağınız İnce de gelse, Meral ablamız da gelse olacağı bu olacaktı. Aşçı ne pişirirse garson masaya onu taşıyacaktı. Bir fark vardı ki garson, bahşişi aşçıdan alacaktı. O da bir zehirli lokmaydı, bî-çâre ne bilsindi…

Ne diyorduk? İnceden inceye şimdiden geleceğe matuf kaneviçesini işlemeye heveslenen Muharrem muallim, daha o kısa pantolonla koşturuken partisinin ağa babalarının mahsul-i hayâli olan ütopya vasatında çile çeken bir vatan evladı için “Onu Amerika’dan usulü ile istemediler.”  buyuruyor. Hay ağzın şeker şerbet yesin. Biz de iki senedir aynı şeyi söylüyoruz: Onu usulü ile istemediler. Diyebilirsiniz, “A canım nasıl usulü ile istesinler? Usul için belli şartlar var!..” E var tabi. Elin oğlu delil istiyor, dosya istiyor. İçi dolu dosya oluşturmak öyle kolay mı? Seneler önce Halis muhlis vatan evladı mehepelilerin akepeyi köşeye sıkıştırmak için hazırladığı gibi bir dosya olsa neyse… Ondan kolay ne var? Akepeliler orta yapmış, mehepe de kafayı çakıp golü atmıştı. Adamlara o kadar malzeme vermişler ki… Kim filanca salonda kiminle, kimin adı filanca ihalede, kimin yakını şöyle kayırılıp semirtilmiş… O dosya az işine yaramamıştı mehepelilerin. Seneler sonra sağda solda nice vatan evladı bu vesileyle makam-mansıp sahibi olup millet yolunda hizmete ahd ü peyman eylemişti(!)

A be Muharrem kardeşim, şimdi sen elini vicdanına(?) koy da de bakalım: Bu adamlar bu köhne hukuk sistemi ve bu çocukların bile kanmayacağı darbe iddiası ile nasıl usulüne uygun bir dosya oluşturacak da falancayı filancalardan isteyecek? Biraz basiret biraz insaf!…

Bu yetmezmiş gibi daha süreç devam ederken akepenin cemaate yardım ettiğini televizyonda aleme ilan etmez mi? Düşünsenize, seçilirse bizi bu yönetecek. Halk adamı olmakla bitmiyor: Bekri Mustafa, İsmail Dümbüllü, Neyzen Tevfik de halk adamıydı. Yönetmek başka bir şey, hem de bambaşka bir şey… Partisi seksen sene halk ismini ne kadar taşıyabildiyse bu da o kadar halk adamı olur işte.

Nerede kalmıştık, Hazret usul diyordu. Usulü ile isteyelim(!) Eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış. Şaşkın ördek, kıçtan dalar. Misafirin şaşkını, ev sahibini ağırlar. Acemi tosun, baştan atlar vesaire vesaire… Bu ve benzeri yüzlerce atasözü, atalar sözü usul kazalarından dem vurur. İnce kardeşimizin çevresi memleketi usulüne uygun olarak usul usul herc ü merce vermeyi pek ala iyi bilir, bilmiştir de.

Usulüne uygun isteyeceğiz, dediği zât onun ve seleflerinin usulünü de çok iyi bilir. Kendileri ellilerde başında sarık var diye sizin bekçileriniz tarafından kovalanan, babası ve dedesi sizin cendermeleriniz tarafından kıyafetlerinden dolayı tazyik edilen, hocasının medresesi sizin general forslu çavuşlarınız tarafından basılan, kendisine sizin devr-i saltanatınızda Kuran-ı Kerim gizlice öğretilen, annesi es esleriniz yaşmağına uzanır diye senelerce dışarı çıkamayan  birinin bugün okyanus ötesinden usulüyle istenmemesinden bahsediyorsunuz.

Usul, öyle mi? Alayınız aynısınız. Anlıyoruz, her şey dilediğinizce-pardon, usulünce- olsun istiyorsunuz. Ama karmaşık fikir dünyanızda keşke masum mefhumları muğlak niyetlerinizle bulandırmasanız, her şeyi usulüne uygun yapsanız.

Usûl, Muharrem Bey Öğretmenim, usûl…

Kerem UMAR