USD
6,2602
EURO
7,3139
ALTIN
242,5824

Zamane Fıkraları-38

Şimdilerde geçinemediğin adamın ayağını kaydırmanın yegâne yolu, “Bu da onlardan!” demek. Romalılar zamanında mağaralarda tecrit altına alınan vebâlıların gününe düştük, iyi mi? Hele bir de camide farz namazlardan sonra İmam Rabbânî’nin tavsiyesi olarak bildiğimiz salât-ı nâriye(tuncînâ) duasını okuyup “ehvâli ve’l-âfât” kısmında ellerinizi ters çevirdiyseniz, hafizanallah! O ne büyük cürümdür Allahım, işte o anda camideki hilâfet muhafızlarının hedefi haline gelivermişsinizdir. “Bak, bak; görüyor musun? Ellerini çevirdi, bu da onlardan…Tabi garipsemeleri normal, bu mühim duadaki pek çok afet ve belayı bela olarak görmedikleri için insanların bunlardan Allah’a sığınmalarını bir türlü anlayamıyorlar. Öyle azametli bir duayı bir mensubiyet göstergesi derekesine indirgemişler anlayacağınız. Ne diyorduk? Çözüm kolay, “Cemaatten de, gitsin!” ve bertaraf olsuuun.

Zamane Fıkraları-38
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Durumun vehametini Ahmet Yakutcan   Hocamızın uzun süre önce kaleme aldığı yazısı ne de güzel ifade etmişti: “Anlatmışız; ama anlamamışız!” Neyi mi? Yahu nasıl oldu da bazı Emevi işgüzalarının marifetiyle camilerin minberlerinde ehl-i beyte ve sahabeye sövülüp sayıldı? Kerbela ehli nasıl “Biz de Müslümanız elhamdülillah!” diyenlerce kuşatıldı? Acip mi acip!… Anlatmışız; ama anlamamışız. Zaten anlaşılacak gibi de değil hani…

***

Hele bir de şu “terör” yaftası yok mu? Teröriste terörist demeye korkan maaşlı teröristlerimizin, terörden behresi olmayan medeni insanlara terörist demesi anlaşılır gibi değil. Buna kim inanır? Son yılların klasik  esprisiyle cevap verelim: Kadir İnanır… Bosna’ya ültimatom veriyorlar, adamlar “Bosna kanunlarına göre böyle bir terör örgütü yok!” cevabını alıyorlar. Falan yere baş vuruyorlar, cevap aynı… Cevap veremeyenler de sessiz kalıyor. Yeri geliyor, okulları ehl-i hizmetten alıp ehl-i maarife devreden dilsiz şeytanlar dahi mahcubiyet ve çaresizlik içerisinde, “Lütfen  ülkemizi, terk edin, sizi bizden isterlerse teslim etmek zorunda kalabiliriz. Bizi günaha sokmayın!” diyorlar. Bunlar ileride ayan beyan nazarlara arz edilecek, herkes kıratınca tarih sayfalarında yerini alacaktır.

***

On yedi aralıktan beri atışıp da on yedi metre yol alamadığımız dostumla birkaç gün önce iftardaydık. Bir fark var ki ne kadar atışsak da birbirimizi kırmıyoruz, medeniyet başka şey yahu. Türkiye’de çoktan kaybolan konuşa konuşa anlaşma ya da halleşme vasatı neyse ki yurt dışında mevcut.  Arkadaşım birilerinin arka bahçesinden (İHL) olması hasebi ile zülf-i yâre dokunamıyor. Biraz köşeye sıkışınca da “Valla ben bu işte Fransız kaldım!” deyip çıkıverdiğini sanıyor işin içinden. Oysa o kadar müdakkik, irdeleyen, soran, alıp veren bir arkadaştır. Lakin tarafgirlik böyle bir şey. Ve bir daha anlıyorum ki bu süreç, anlatmakla bitecek gibi değil. İlla ki Rab-i Kerim’den bir inayet bahşola… Görmezler, duymazlar, söylemezler…

Hele bir de demez mi: Ben sizi seviyorum, biliyorsunuz; ama CIA sizi kullanıp bu darbeyi yaptırdı… Fesubhanallah… Neyse ki gözümü açtı; ben de bugüne kadar zannediyordum ki bizi kullananlar iki burs verip dört kurs alanlar, önde görünüp fotoğraf karelerinde boy gösteren ve bu fotoğrafları arşivleyenler, iş kapısı mantığıyla tekkeye postu serenler, seçim dönemlerinde kapının mandalı gibi askıntı olanlar, falan da filan işte…

***

Cemaate yardım etti iftirası(!) ile malına çökülen fabrikatörün, önceleri kasıtlı mâli teftiş dalgalarıyla gemisi batırılmaya çalışılır. Müfettiş efendi ne dese beğenirsiniz? Benim de burs sözüm var; ancak ödeyemiyorum. Ben çantamı odanızda bıraksam da ben dışarıdayken şu mütevazi miktarı ona koysanız, olur mu cancağızım?

Ne desem, bilmem ki!..

***

Bir de şeytanları gülmekten mest eden; şu süreçte aracılık, arabuluculuk ve cümle hayırlı girişimleri deruhte ederek milyarları kaldıran akepeli ve mehepeli vatan çocukları(?) yok mu? Neyse, o konuya şimdilik girmeyelim . Ne trajikomik hadisedir? Yahu madem Allah için iş çözüyorsun, aldığın paralar ne? Veya sen ki vatanın yılmaz bekçisi bir mehepelisin; madem bunlar vatan haini; neden pasaportlarını kurtarıyorsun? Taliban’ın cihada kaynak sağlamak için esrar satması gibi bir şey bu; idrarla abdest…

***

Haftanın fıkrası desem yeridir: Esrarcının biri mahkemeyi içeride beklemiş. Tabi içeride böyle bir dönemde bekleyen, en çok kimlerle tanışır? Kendi ayarındakiler zaten dışarıda. Neyse, adamın duruşma günü gelip çatmış. Dosyası kabarık, deliller aleyhinde. Hakim mahkumiyet kararını açıklamış. Ne demiş dersiniz? Var sesiyle haykırmış: ALLAH VAR, GAM YOK!.. Şaşıran hakim, savcı beye “Yahu bunları içeride filancalarla aynı yerde mi yatırıyorlar? deyivermiş. Yahu adam kötü bir şey mi demiş? “Allah var gam yok !” demiş. Ne oldu hakim bey, gamın mı yok; yoksa Allah’ın mı?

***

Hollywood’un taklidi Bollywood olur da Türk sinemasının para kutucukları görüntülerinin taklidi Malezya’da olmaz mı? Hele bir de evi basılan eski başvekilin bizimkiyle selfee görüntüsü karşıma çıkmasın mı? Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş. Yahu âlem-i İslam’ın derdi bu kadar mı ortak olur? Aynı virüsler bünyeye bu denli bezer şekilde mi musallat olur? Ne diyelim: “Her günün bir nehârı, her gecenin bir sabahı vardır.”

***

Geçen gün sosyal medyadaki bir paylaşım bana çok manidar geldi. Bir karton yumurta ve onlara mühür vuran bir el: hangi tavuktan çıktığı belli olmasa da hangi çiftlikten geldiği belli olsun diye. Adam yazmış valla: Tavuğun en mûtenâ yerinden çıkan yumurtaya mühür vuruyoruz; lakin üniversite diplomalarında ve oy pusulalarında mühre bakmıyoruz? Ne edersin, ahir zaman, alinden gelse saat bile tersten işleyecek.

Kerem UMAR

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM