USD
6,2570
EURO
7,3115
ALTIN
242,5071

BM`den AKP iktidarına ‘Kaçmaz Ailesi’ ültimatomu

Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu, yaşattığı ağır insan hakları ihlallerini ilan ettiği OHAL döneminde daha da şiddetlendiren AKP iktidarına ültimatom niteliğinde bir çağrı yaptı. Bir deklarasyon yayımlayan grup, Pakistan’dan kaçırılan eğitimci Mesut Kaçmaz ve ailesinin derhal ve şartsız olarak serbest bırakılmasını istedi.

BM`den AKP iktidarına ‘Kaçmaz Ailesi’ ültimatomu
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

BM’DEN AKP İKTİDARINA ÜLTİMATOM ‘Kaçmaz Ailesini derhal ve şartsız bırakın’!… 

Kaçırılma skandalı, deklarasyonda ‘Kaçmaz ailesinin evine, aralarında birkaç kadın memurun da bulunduğu, 15 “memur” hiçbir kimlik göstermeksizin sivil kıyafetlerle baskın düzenledi. Görevliler aileyi tutuklamak için, baskını protesto eden Mesut Kaçmaz da dahil olmak üzere, itip kakıyorlardı. Memurlar, Bayan Kaçmaz ve iki küçük çocuk da dâhil hepsinin gözlerini bağladı ve başlarına çuval geçirdi. Kaçmaz ailesi 17 gün boyunca dışarı çıkmalarına ve gün ışığını görmelerine izin verilmeyen bir yerde tutuldu. Kaçmaz ailesi 14 Ekim 2017’de zorla sınır dışı edildi ve İslamabad’dan İstanbul’a kadar özel, işaretsiz bir uçakla uçtu. Pakistanlı personel aileyi uçağa ulaştırırken, uçakta sadece Türk ajanlar vardı.’ ifadeleriyle ayrıntılı bir şekilde yeraldı.

 

‘Kaçmaz ailesinin tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesi, Pakistan Hükümeti tarafından, hükümet adına ve onun desteğiyle hareket eden temsilciler aracılığıyla ve Türk makamlarının talebi üzerine gerçekleştirilmiştir’ değerlendirmesini yapan Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu, ailenin Pakistan yasaları ihlal edilerek tutuklandığını ve sınır dışı edildiğini, Pakistan Hükümetinin, Kaçmaz ailesinin alıkonulması ve sınır dışı edilmesine ilişkin eylemlerinden ve ayrıca Türkiye’deki haklarının ihlallerinden sorumlu olduğuna dikkat çekti.

 

‘Çalışma Grubu, Pakistan Hükümeti gibi Türkiye Hükümeti’nin de, Kaçmaz ailesinin yasal dayanağı bulunmayan bir biçimde yakalanması, gözaltına alınması ve Türkiye’ye sınır dışı edilmesinden müştereken sorumlu olduğunu tespit etmiştir’ vurgusu yapılan deklarasyonda her iki hükümetin  İnsan Hakları

Evrensel Beyannamesi ve Sözleşmesine aykırı ve keyfi hareket ettiklerine dikkat çekiliyor.

 

Türkiye Hükümetini Mesut Kaçmaz ve Meral Kaçmaz’ı derhal ve şartsız olarak serbest bırakmaya ve Kaçmaz ailesinin Türkiye’den ayrılma hakkına saygı göstermeye çağıran Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu, İslamabad ve Ankara’dan Kaçmaz Ailesinin gözaltına alınmalarından sınır dışı edilmelerine kadar kaynaklanan psikolojik etkiler de dâhil olmak üzere gasp edilen bütün haklarının tazmin edilmesini istedi.

 

AKP iktidarının bizzat içinde olduğu diğer kaçırma vakaları için de emsal niteliği taşıyan deklarasyonda ayrıca ‘Pek çok Birleşmiş Milletler kuruluşu, özellikle de Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bu yana, Türkiye’deki yaygın insan hakları ihlallerini belgelemişlerdir. Terörle mücadele operasyonları kapsamındaki yargısız infazlar, acil durum önlemleri altında tutuklanan kişilerin keyfi olarak gözaltına alınmaları, duruşma öncesi tutukluluk esnasında işkence ve kötü muamele ve Gülen hareketiyle ilişkili olmakla suçlanan öğretmenlerin toplu işten çıkarılması, bu hak ihlalleri arasındadır’ vurgusu yapılıyor.

İnsan Hakları Konseyi Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu

Birlesmis Milletler Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu tarafından

  1. Oturumda Kabul Edilen Görüşler 17–26 Nisan 2018

Mesut Kaçmaz, Meral Kaçmaz ve iki cocukla (Çalışma Grubu tarafından isimleri bilinmektedir) ilgili 11/2018 Sayılı Görüş (Pakistan ve Türkiye)

  1. Keyfi Gözaltı Çalışma Grubu, Çalışma Grubunun 1997/50 sayılı kararındaki görev süresini genişleten ve açıklayan İnsan Hakları Komisyonu’nun 1991/42 sayılı kararıyla oluşturulmuştur. 60/251 sayılı Genel Kurul kararı ve 1/102 sayılı İnsan Hakları Konseyi kararı uyarınca, Konsey Komisyonun görevini üstlenmiştir. Konsey en geç 33/30 sayılı kararında Çalışma Grubunun görev süresini üç yıllık bir süre için uzatmıştır.

 

  1. Çalışma yöntemlerine göre (A / HRC / 36/38), 19 Ocak 2018’de, Çalışma Grubu Pakistan Hükümeti ve Türkiye Hükümeti’ne Mesut Kaçmaz, Meral Kaçmaz ve iki küçük çocuk hakkında bir iletişim (isimleri Çalışma Grubu tarafından bilinir) gönderdi. Pakistan Hükümeti, 16 Mart 2018’de geç yanıt verdi, Türkiye Hükümeti ise 27 Mart 2018’de yanıt verdi. Hem Pakistan hem de Türkiye, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’ne taraftırlar.

 

  1. Çalışma Grubu, aşağıdaki durumlarda özgürlükten mahrum bırakılmayı keyfi olarak kabul eder:

 

(a) Özgürlüğün yoksunluğunu haklı gösteren herhangi bir hukuki temeli açık olarak imkansız kılmak (bir kimsenin cezasının tamamlanmasından sonra ya da kendisine uygulanan bir af yasasına rağmen gözaltında tutulduğu zaman) (kategori I) ;

 

(b) Özgürlüğün yoksun bırakılması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 7, 13, 14, 18, 19, 20 ve 21’inci maddelerle güvence altına alınan hakların veya özgürlüklerin kullanılmasından ve taraf Devletlerin söz konusu olduğu ölçüde, Sözleşmenin 12, 18, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27. maddeleri (kategori II);

 

(c) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ve ilgili Devletler tarafından kabul edilen ilgili uluslararası araçlarda yer alan adil yargılanma hakkına ilişkin uluslararası normların tam veya kısmi olarak gözetilmemesi, söz konusu özgürlüğün yoksunluğunu keyfi bir karaktere (kategori III) vermek;

 

(d) Sığınmacılar, göçmenler veya mülteciler, idari veya adli inceleme veya çözüm yolu (kategori IV) olmaksızın uzun süreli idari gözetim altına alındığında;

 

(e) Özgürlüğün yoksun bırakılması, doğum, ulusal, etnik ya da sosyal köken, dil, din, ekonomik durum, politik ya da diğer görüş, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik ya da engellilik temelinde ayrımcılığa dayalı olarak uluslararası hukukun ihlali anlamına gelirse ya da İnsanoğlunun eşitliğini görmezden gelmeyi amaçlayan ya da sonuçlandıran başka bir durum (kategori V).

 

Başvurular

 

Kaynaktan Gelen İletişim  4. 1974 doğumlu Sayın Kaçmaz ve 1978 doğumlu Kaçmaz, Türk vatandaşı ve evli bir çift. Her ikisinin 17 yaşında ve 16 yaşında olan iki kız çocuğu var, bunların isimleri Çalışma Grubu tarafından biliniyor (aşağıda “iki cocuk” olarak anılacaktır). İki küçük çocuk da Türk vatandaşıdır. Tutuklanmadan önce, Kaçmaz ailesi Pakistan’ın Lahor kentinde bulunan Wapda Kasabasında ikamet etti.

 

5. Kaynağa göre, Bay ve Bayan Kaçmaz öğretmenlerdir. Bay Kaçmaz, Pakistan’ın Hizmet hareketine bağlı eğitim kurumlarından Pak-Türk Okulu’nda eski bir öğretmendir. Kaçmaz ailesi, 24 Kasım 2017 tarihine kadar yürürlükte olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi’nden (BMMYK) sığınmacı sertifikalarını elinde bulunduruyor. Bu kişilerin, hayatları ve 5. Kaynağa göre, Bay ve Bayan Kaçmaz öğretmenlerdir. Bay Kaçmaz, Pakistan’ın Hizmet hareketine bağlı eğitim kurumlarından Pak-Türk Okulu’nda eski bir öğretmendir. Kaçmaz ailesi, 24 Kasım 2017 tarihine kadar yürürlükte olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisi’nden (BMMYK) sığınmacı sertifikalarını elinde bulunduruyor. Bu kişilerin, hayatları için tehditlerle karşı karşıya olduklarını iddia ettikleri bir ülkeye zorla geri dönmelerinden korunmaları gerektiğini belirten veya Mülteci statüsüne ilişkin nihai kararı bekleyen özgürlükleri için tehditlerle karşı karşıya olduklarını iddia ettikleri bir ülkeye zorla geri dönmelerinden korunmaları gerektiğini belirtiyor veya BM mülteci statüsüne ilişkin nihai kararı bekliyorar.

 

  1. Kaynak, Türk Hükümeti’nin 2016 yılında 15 Temmuz 2016 darbesi girişiminde bulunmakla suçladığı ve Fethullah Gülen’in taraftarlarına karşı hukuki yollara başvurmak için Türk yetkililerin dünyanın her ülkesine baskı yaptığını iddia ediyor. Fethullah Gülen ve Hizmet hareketinin suçlamaları reddettiği bildirildi. Kaynağa göre, uluslararası ve ulusal insan hakları örgütlerinin de belgelediği üzere Hizmet / Gülen hareketine sempati duyduğundan ya da sempati duyduğundan şüphelenilen tutukluların keyfi olarak gözaltına alınma ve işkence yapıldığına dair pek çok kanıt mevcuttu.

 

Pakistan’da tutuklama ve Gözaltına Alma

 

  1. Kaynak, 27 Eylül 2017’de, yaklaşık gece 2.10’da, Lahor’daki Kaçmaz ailesinin, kimliği belirlenemeyen birkaç kadın memur da dahil olmak üzere, sivil kıyafetlerle yaklaşık 15 “polis memuru” tarafından baskın düzenlendiğini bildirmektedir. Kaynağa göre, memurlar, baskınlara karşı protestolarını ifade eden Bay Kaçmaz’ın da aralarında bulunduğu itip ve kakıp zor kullanarak aileyi tutukladılar. Yerde yatan Bayan Kaçmaz, iki kadın memur tarafından zorla ayakla ayağa kaldırıldı. İki küçük çocuk yüksek sesle ağladı ve kolları ve bacaklarında tutularak taşındı ve daha sonra tokatlandı. Kaynak, bir komşunun Bayan Kaçmaz’a ugulanan orantısız gücü gördüğü zaman protesto ettiğini ve tutuklandığını iddia ediyor. Memurlar tutuklama için hiçbir sebep sunmadı. Evi aramadılar.

 

  1. Kaynağa göre, Kaçmaz ailesi ve komşuları kamyonetlere zorla bindirildi. Sadece pijamaları vardı ve ayakkabı giymelerine bile izin verilmedi. Memurlar aile bireylerinin gözlerini kapattılar ve daha sonra Bayan Kaçmaz ve iki küçük çocuk da dahil olmak üzere başlarına çuval geçirdiler. Komşunu kelepçelediler ve protesto etmeye ve yüzüne darbe atmaya devam eden Bay Kaçmaz’ın bileklerinin etrafına bir bez şeridi ile sıktılar. Askeri bir kanton olduğuna inanılanan yere 30 dakika kadar yolculuk yaptılar. Memurlar, Mesut beyin komşusuna isminin listede bulunmadığını ve onu serbest bırakacaklarını bildirdi. Gözü kapalıydı ve konut kompleksine geri götürüldü.

 

  1. Kaynak, Kaçmaz ailesinin ışık gecirmeyen pencereleri olan bilinmeyen bir yerde tutulduğunu iddia etmektedir. Dışarıya çıkmalarını engellediler ve 17 gün boyunca gün ışığını görmediler. Pakistan Terörle Mücadele Dairesi’nden olduklarını belirten iki polis memuru görevlendirildi. Son gece, memurlar, aileyi, durumu çözmek için Türkiye Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı’nda bir toplantı için İslamabad’a götürüleceklerini ve daha sonra Lahor’daki evlerine döneceklerini ve hayatlarını normal olarak sürdüreceklerini söylediler. Memurlar, onlara Türk makamlarına teslim edilmeyeceklerini de söylediler.

 

 

  1. 28 Eylül 2017’de Kaçmaz ailesinin yakınları, Sn. Kaçmaz ve aile üyelerinin serbest bırakılmasını ve Türkiye’ye gönderilmemesini talep ederek Lahor Yüksek Mahkemesi’ne bir yazı dilekçesi vermiştir. 28 Eylül 2017 tarihli bir kararla yargıç, dava hakkında bilgi vermek ve Bay Kaçmaz ile ailesinin bir sonraki duruşmadan önce sınır dışı edilmemesi için Başsavcı Yardımcılığına yönelmiştir.

 

  1. 16 Ekim 2017 tarihli duruşmada Lahore Yüksek Mahkemesi, Başsavcı Yardımcısının, Kaçmaz ailesinin, Federal Hükümet dahil, İçişleri Bakanlığı’nın denetimi altındaki herhangi bir federal kurum veya birim tarafından sınır dışı edilmediğini bildirmiştir. İçişleri Bakanlığı raporunda Mahkeme’ye, Kaçmaz ailesinin üyelerinin, Lahore Yüksek Mahkemesi emri uyarınca, 12 Ekim 2017’den bu yana Çıkış Kontrol Listelerine dahil edildiğini belirtmiştir.

 

  1. Kaynağa göre, dilekçeyi sunan danışmanın Lahor Yüksek Mahkemesi’ne, üç aile üyesiyle birlikte, Kaçmaz’ın, mahkemenin deport edilmesin kararına rağmen, 14 Ekim 2017 tarihinde zorla sınır dışı edildiğini bildirmiştir. Danışman, Pakistan Hükümetine karşı bir itiraz dilekçesi sundu. Mahkeme ayrıca, Pak-Türk okullarında ve kolejlerinde öğretim yapan diğer Türk vatandaşlarının sınır dışı edilmesini ve yetkilileri taciz etmekten alıkoymasını istemiştir.

 

Zorla Sınır Dışı Etme

 

  1. Kaynak, Kaçmaz ailesinin 14 Ekim 2017’de zorla sınır dışı edildiğini ve İslamabad’dan İstanbul’a kadar özel, kuyruk numarası olmayan işaretsiz bir uçakla uçtuğunu bildirmektedir. Pakistanlı personel aileyi uçağa zorla bindirirken, uçakta sadece Türk ajanları vardı. Aile pasaport veya kimlik belgeleri olmadan Pakistan’dan kaldırıldı. Kaynak, uçuş sırasında Bay Kaçmaz’ın Türk ajanları tarafından sözlü taciz ve kötü muamele gördüğünü iddia ediyor.

 

Türkiye’de Sivil Toplumda Gözaltı Sürüyor

 

  1. Kaynak, İstanbul’a geldikten sonra aile üyelerinin ayrı araçlara alındıklarını ve birkaç saat bekledikleri, gözlerinin bağlandığı ve konuşmalarına izin verilmedikleri terminalde bir polis bürosuna götürüldüklerini iddia etmektedir. Bay Kaçmaz daha sonra götürüldü. Kaçmaz ve iki küçük çocuğu Bakırköy’de bir polis karakoluna ve daha sonra Bayan Kaçmaz’a sağlık raporu verildiği bir hastaneye götürüldü. Geceyi bir gözaltı odasında geçirdiler. Bir aile üyesi ertesi gün polis karakoluna geldi ve şu anda serbest bırakılan iki küçük çocuğu aldı. Kaçmaz polis karakolunda kaldı ve aksam saat 8:00’de Ankara’ya uçtu.

 

  1. Kaynak, Çalışma Grubu ile olan iletişimi sırasında, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın durumu hakkında herhangi bir suçlamada bulunulup bulunulmadığı ya da aleyhinde herhangi bir suçlama getirilip getirilmediği ve bir adli makama getirildiği veya hukuki danışmanlık erişi hakkında daha fazla bilgi bulunmadığını bildirmektedir.

 

  1. Kaynak, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın Türkiye’ye sınır dışı edilmesi durumunda Türkiye’de hukukun sağlanamayacağından, iskence ve diğer kötü muamele, haksız yargılama veya diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında oldugundan endişe duymaktadır. Kaynağa göre, çift ile iletişim kurulamıyor ve durumlarından haber alınamıyor. Kaynak, Kaçmaz ailesinin özgürlükten yoksun bırakılmalarının keyfi olduğunu ileri sürmektedir.

 

 

Hükümetten düzenli iletişime verilen cevaplar

 

  1. Çalışma Grubu, 19 Ocak 2018 tarihinde, kaynaklardan gelen iddiaları, düzenli iletişim prosedürü kapsamında Pakistan Hükümeti ve Türkiye Hükümeti’ne iletmiştir. Çalışma Grubu, her iki Hükümetten de 20 Mart 2018 tarihinde Bay ve Bayan Kacmaz ile iki küçük çocuğun durumu hakkında ayrıntılı bilgi vermelerini talep etmiştir. Çalışma Grubu ayrıca her iki Hükümetten de gözaltına alınacak yasal hükümlerin yanı sıra Pakistan ve Türkiye’nin uluslararası insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerine uygunluğunu açıklamasını istemiştir. Çalışma Grubu, Türkiye Hükümetine Kacmaz ailesinin fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü sağlama çağrısında bulundu.

 

  1. Pakistan Hükümeti 16 Nisan 2018’de yanıt verdi. Pakistan Hükümeti, Çalışma Grubunun çalışma yöntemlerinde öngörüldüğü şekilde, cevabın süre sınırını uzatmasını istemedi. Mevcut davadaki cevap bu nedenle gecikmiştir ve Çalışma Grubu, cevabı zaman sınırı içinde sunulmuş gibi kabul edemez.

 

  1. 14 Mart 2018 tarihinde, Türkiye Hükümeti son tarihin uzatılmasını talep etmiştir. Uzatma sağlandı ve 27 Mart 2018 için yeni bir tarih belirlendi. Türkiye Hükümeti 27 Mart 2018’de yanıt verdi.

 

Arkaplan bilgisi

 

  1. Buna karşılık, Türkiye Hükümeti, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu terör tehditlerine ve terör örgütlerinin oluşturduğu güvenlik sorunlarına yanıt olarak alınan önlemlere genel bir bakış sunmaktadır. Türkiye Hükümeti, özellikle silahlı terör örgütü olduğu iddia edilen Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı ile ilgili olarak arka plan bilgisi sunmaktadır. Türkiye Hükümeti, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimine de atıfta bulunarak, Hükümeti devirmeye teşebbüs ettiği iddia edilen örgütün üyelerine karşı devam eden soruşturma ve soruşturmaların devam ettiğini belirtti.

 

  1. Türkiye Hükümetine göre, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı ile mücadele etmek için ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi doğrultusunda, ülke çapında bir olağanüstü hal (OHAL) Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı kanunun 3 (1) (b) maddesi uyarınca üç ay boyunca 21 Temmuz 2016’dan Bakanlar Kurulu tarafından ilan edildi. Bakanlar Kurulu, olağanüstü halini 19 Ocak 2018 tarihinden itibaren üç ay daha uzattı.

 

  1. Olağanüstü hal (OHAL) ilanının ardından, Türkiye Hükümeti, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve Sözleşmeden doğan yükümlülüklerinden kendini muaf tutmuştur. Bu muafiyetin bildirilmesi ve olağanüstü halin uzatılması, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca Birleşmiş Milletler Sekreterliğine ve Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca Avrupa Konseyi’ne sunuldu. Alınan tedbirler, mevcut krizle orantılı ve terör örgütlerinin etkisini ortadan kaldırmak için gerekli olan durumun zaruretiyle kesinlikle zorunlu tutulmaktadır. Olağanüstü hal (OHAL) ile ilgili olarak çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin kapsamı, başkalarının hak ve özgürlüklerine müdahale etmemek için terör örgütleri ile sınırlıdır.

 

  1. Olağanüstü hal prosedürleri, Türk Anayasasının 119 ile 122’nci maddeleri arasında belirtilmiştir. Anayasa’nın 15. maddesine göre, “uluslararası haklar kapsamındaki yükümlülükler ihlal edilmediği sürece, temel hak ve özgürlüklerin kullanılması, durumun gerektirdiği ölçüde, kısmen veya tamamen ortadan kaldırılabilir.” Türkiye Hükümeti, bu hükümlerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesine ve Sözleşme’nin 4. maddesine benzer ifadeler kullandığını belirtmektedir.

 

  1. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerinin farkında olduğunu ve demokrasi ve insan haklarına saygı ile hareket ettiğini belirtmektedir; temel hak ve özgürlükler için saygının gösterilmesi; ve hukukun üstünlüğü sıkı bir şekilde gözlemlenmiştir. Olağanüstü hal kapsamında alınan önlemlerde gereklilik, orantılılık ve yasallık ilkelerine uyulmuştur. Tedbirler hukukun gücüne sahip olan kararlara (KHK) dayandığından, yasallık ilkesi karşılanmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi kapsamında tedbirler alınırken, Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin denetimine tabi tutulmaya devam etmektedir.

 

  1. Ayrıca, olağanüstü hal ölçümleri değişen koşullara göre izlenmektedir. Terör vakalarında polis gözetiminin azami süresi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına uygun olarak yedi güne indirilmiştir ve sadece en fazla yedi gün için bir defa uzatılabilir. Gözaltındaki kişiler, avukatları, eşleri veya akrabaları, Ceza Muhakemesi Kanununun 91 (5) maddesi uyarınca Cumhuriyet Savcısı emrine itiraz edebilir. Gözaltına itiraz edilebilir ve serbest bırakma her aşamada talep edilebilir. Gözaltında bulunanlara yasal yardımda bulunulur ve gözaltına alındıktan ve serbest bırakıldıktan sonra tıbbi raporlar alınır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ile hakların ihlali için tazminat da dahil olmak üzere hukuki yollara başvurulabilir ve adil yargılanma haklarına saygı gösterilir.

 

  1. Türkiye Hükümeti, Bay ve Bayan Kaçmaz davasında yapılan iddiaların ulusal düzeyde gündeme gelmediğini ve doğrudan Çalışma Grubunun önüne getirildiğini ileri sürmektedir. Türkiye’de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ile tazminat ödenmesine yönelik herhangi bir dava açılmamıştır. Uluslararası insan hakları mekanizmaları, iştirak çözüm yollarıdır ve uluslararası bir organ tarafından insan hakları ihlali incelemesi, iç hukukta tazmin edilebileceği zaman yapılmamalıdır. Çalışma Grubunun amacı, yerel yargı makamlarının yerini almamaktır. Sonuç olarak, iddiaların iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 41 (1) (c) maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.

 

Mevcut davanın koşulları

 

  1. Türkiye Hükümeti, Bay ve Bayan Kaçmaz ile iki küçük çocuğun 14 Ekim 2017 tarihinde Türkiye’den Pakistan’a geldiklerini doğrulamaktadır. Geldikleri sırada, Bay ve Bayan Kaçmaz, “silahlı terör örgütü grubun üyesi olmaktan” şüphesiyle tutuklanmıştır, yani 15 Temmuz 2016’da darbe girişimi ile bağlantılı olarak Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı ismiyle. İki küçük çocuk, annelerinin rızasıyla bir akrabasına verildi. Şu anda Bay Kaçmaz, İstanbul’un 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (dava no: 2017/118) yargılanmak üzere tutuklu yargılanıyor ve Bayan Kaçmaz, İstanbul’un 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (dava No. 2017/251) tutuklu yargılanıyor.

 

  1. Türkiye Hükümeti’ne göre, Bay Kaçmaz, pişmanlık gösterenlerin hükümlerinden yararlanmak için bir talepte bulunmuştur. Bay Kaçmaz şunları açıkladı: (a) Fetullahcı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı üyeleri tarafından indirilen şifreli iletişim programını kullandı; (b) hiyerarşik yapı için öğretici notlar, bu program aracılığıyla kuruluş tarafından paylaşılmıştı; ve (c) bu program aracılığıyla kuruluş üyelerine emir verildi. Soruşturma sonucunda, Cumhuriyet Başsavcılığı, Silahlı terör örgütünün üyesi olduğunu iddia eden Kaçmaz’a karşı bir iddianame düzenledi.

 

  1. İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi, 16 Ekim 2017 tarihinde Sayın Kaçmaz’ı aleyhine suçlamada bulunarak, aleyhine suçlamada bulunmaya çalışabileceğinden şüphelenmek için makul gerekçelerin bulunduğunu ve yargı kontrol tedbirlerinin yetersiz kalmak İstanbul 37. Asliye Mahkemesi, Kaçmaz’ın gözaltına alınmasını sağladı. Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. Maddesine eklenmiş olduğu gerekçesiyle 1. Sulh Ceza Yargıcımız tarafından reddedilmiştir. Bank Asya[1] kayıtları gibi bir şüpheye yol açan kanıtlar vardır. Kaçmaz iddia edilen suçu işledi, tutuklama cezanın muhtemel cezasıyla orantılıydı ve yargı kontrol tedbirleri yetersiz kalıyordu.

 

  1. 13 Şubat 2018 tarihinde, Bay Kaçmaz’ın gözaltına alınması, İstanbul’un 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından uzatılmıştır. Mahkeme, sanığın ifadesini, tutukluluk tarihini, güçlü bir suçluluk şüphesinin varlığını ve sanığın kaçmaya çalışabileceğini, muhtemel cezayı, suçun 100. Maddede suçu içerdiği gerçeğini dikkate almıştır. Ceza Muhakemesi’nin ve bu yargı kontrol önlemlerinin yetersiz kalması. Bir sonraki duruşma 26 Nisan 2018 için planlandı. Bay Kaçmaz’ı temsil etmek üzere bir savunma avukatı tayin edildi.

 

  1. Ayrıca, Cumhuriyet Başsavcılığı Ofisi, bir terör örgütünün üyesi olduğu şüphesiyle Bayan Kacmaz’a yönelik bir soruşturma başlatmıştır. 2. Suç Sulh Mahkemesinin İstanbul Ofisi, Bayan Kacmaz’ın gözaltına alınmasını emretti. Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 Aralık 2017 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Mahkemesi’nin 8 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 3 ve 5’inci maddeleri uyarınca “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 8 Kasım 2017 tarihinde Bayan Kacmaz’a karşı Türk Ceza Kanunu’nun 3713 ve 314 (2), 53 (1), 58 (9) ve 63. maddeleri uyarınca bir iddianame düzenledi.

 

  1. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Bayan Kacmaz’ın gözaltına alınmasını sağlamıştır. Mahkeme, suçun niteliği ve ciddiyetini, arama ve el koyma tutanaklarını, sanıkların ifadelerini, güçlü bir suçluluk şüphesinin varlığını, kanıtların henüz tam olarak toplanmadığını, tutukluluk sürelerini dikkate almıştır. Muhtemelen ceza, suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesinde yer alması, orantılılık ilkesi ve yargı kontrol tedbirlerinin yetersiz kalmasıdır. Bayan Kacmaza soruşturma ve kovuşturma sırasında yasal yardımda bulundu.

 

 

Keyfi gözaltı için gönderimler

 

  1. Türkiye Hükümeti, yalnızca darbe girişimini gerçekleştirenlerin, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı ile mücadelede yeterli olmayacağını ve teşebbüste bulunan darbenin beyni takımının da tanımlanması ve sorumlu tutulması gerektiğini savunuyor. Bay ve Bayan Kaçmaz aleyhindeki suçlamalar, yapılan itiraflar ve mevcut deliller göz önüne alındığında, keyfi olarak gözaltına alındıkları iddiası asılsızdır.

 

  1. İçtihadında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, söz konusu suçu işlediği kişi (ler) in, tutukluluğun kanuna uygunluğu için bir koşul olarak kabul edildiğine dair makul bir şüphenin varlığını gerektirir. Şüpheli, makul bir şüphe yok ise serbest bırakılmalıdır. Türkiye Hükümeti, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın iddia edilen suçu işlediğine dair makul bir şüphenin olduğunu ileri sürmektedir. Kaçmaz terör örgütünün üyesi olduğunu, vicdan azabı verdiğini, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’nın yapısı ve işleyişi hakkında bilgi verdiğini itiraf etti ve suçlamaları kısmen kabul etti.

 

  1. Türkiye Hükümetine göre, Bay ve Bayan Kaçmaz, aleyhindeki suçlamalardan haberdar edilmiştir. Bay ve Bayan Kaçmaz gözaltına alındığında, adli raporlar alındı ​​ve haklarına bildirildi. Adli raporlarda herhangi bir saldırı veya kötü muamele tespit edilmedi ve soruşturma döneminde ve yargıç huzurunda verilen ifadelerde kötü muamele iddiası yoktu. Bay ve Bayan Kaçmaz, savunma avukatlarının huzurunda ifadelerini verdiler ve savunma ve hukuki yardım hakkı verildi.

 

  1. Ayrıca Bay ve Bayan Kaçmaz’ın tutuklanmasına, gözaltına alınmasına ve tutukluluk suresinin uzatılmasına ilişkin kararlar bağımsız hakimler tarafından yapılmıştır. Her iki şahsın tutuklanması için verilen kararlarda güçlü bir suçluluk şüphesi var. Bu kararlara itiraz etme hakkını kullanmışlar ve itirazları yargı makamları tarafından gözden geçirilmiş ve gerekçeli kararlar sağlanmıştır. Buna göre Türkiye Hükümeti, Sözleşme’nin ihlal edilmediğini ve davanın usulüne uygun ve maddi gerekçelerle reddedildiğini beyan eder. Son olarak Bay ve Bayan Kaçmaz ile ilgili şikayetler derogasyon bildirimi kapsamında yer almaktadır.

 

 

Kaynaktan Gelen İlave Bilgi

 

  1. 27 Mart 2018 tarihinde, Türkiye Hükümetinin yanıtı daha fazla yorum için kaynağa gönderildi. Kaynak, 9 Nisan 2018’de yanıt verdi.

 

  1. Kaynak, Hizmet hareketi hakkında geniş bir genel bilgi sağlayıp Türkiye Hükümetinin terör örgütü olarak atıfta bulunulması da dahil olmak üzere, Türkiye’deki pek çok ciddi olaydan Hizmet hareketinin haksız bir şekilde suçlandığını iddia eder. Kaynak, terörizmin kritik bir bileşeninin herhangi bir silahlı grubun şiddeti kullanmaya hazır olmasıdır ama Hizmet hareketinin barışı vurguladığını ve siyasi şiddeti ya da Devleti devirmeyi desteklemediğini belirtiyor. Kaynağa göre, Türk yasalarına göre bir grubun terör örgütü olarak tayin edilmesi sartlari dusunuldugunde Hizmet hareketi Yargıtay’ın nihai kararında terör örgütü olarak tanınmamıştır.

 

  1. Kaynak, mevcut davada şifreli bir iletişim programının [By-lock] geniş çaplı varlığına ve kullanıldığına işaret eder ve Hükümetin esas olarak Gülen hareketinin üyeleri tarafından kullanıldığı iddiasına itiraz eder. Kaynak ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 312. ve 314. maddeleri de dahil olmak üzere, terörle mücadele yasalarının, özellikle olağanüstü hallerde, siyasi amaçlar için aşırı geniş ve kolaylıkla manipüle edildiğini belirtiyor. Buna ek olarak, Hükümetin Sözleşme’den sapması, acil önlemlerden etkilenen maddelere atıfta bulunurken, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ndeki hükümlerin Sınırlandırılması ve Saptırılması hakkındaki Siracusa İlkeleri’nin önerdiği gibi, bu önlemlerin ve beklenen etkilerinin bir tanımını içermemiştir. Derogasyon gereklilik, orantılılık ve yasallık gereksinimlerini karşılamıyor.

 

  1. Ayrıca kaynak, mağdurların, Türkiye’deki mevcut yargının bağımsızlığı tehlikeye girdiğinden, özellikle mevcut davada, iç hukuk yollarının tüketilmesine gerek olmadığını ileri sürmektedir. Kurbanlar için tazminatlar mevcut değildir ve mevcut olsalar bile, iç hukuk yollarının tüketilmesi Bay ve Bayan Kaçmaz’ın gözaltına alınmasını gereksiz yere uzatırdı.

 

Tartışma

 

  1. Mevcut davada iki Devlet bulunmaktadır ve Çalışma Grubu her bir Devlet ile ilgili konuları ayrı ayrı tartışacaktır. Bay ve Bayan Kaçmaz ve iki küçüklerin özgürlükten yoksun bırakılmasının keyfi olup olmadığının belirlenmesinde Çalışma Grubu, ihtilaf konusuyla ilgilenmek için içtihadında belirlenen ilkeleri dikkate almıştır. Eğer kaynak, keyfi tutukluluk teşkil eden uluslararası şartların ihlali için bir prima facie davası sunmuşsa, ispat yükünün, iddiaları çürütmek için Hükümetlere dayanacağı anlaşılmalıdır. Hükümetler, iddialarını desteklemek için belgesel kanıtlar üreterek bu ispat yükünü karşılayabilirler.[2] Hükümetler tarafından yasal prosedürlerin izlendiği yönündeki iddialar, kaynağın iddialarını çürütmek için yeterli değildir (bkz. A / HRC / 19/57, paragraf. 68).

 Pakistan’a karşı iddialar  42. Pakistan Hükümeti’nin zamanında yanıt vermemesiden dolayı, Çalışma Grubu, iş görüşmelerinin 15. paragrafına uygun olarak mevcut düşünceyi oluşturmaya karar vermiştir. Çalışma Grubu, görüşün kaynağı tarafından yapılan duruma dayanacaktır.  43. Kaynak, Pakistan Hükümetinin Bay ve Bayan Kaçmaz’ı ve iki küçük çocuğu 27 Eylül 2017’de Wapda Town, Lahore’daki evlerinden gecenin ortasında kaçırıldığı sırada tutuklandığını iddia ediyor. Kaynağa göre, Kaçmaz ailesi, İslamabad’dan İstanbul’a götürülerek Türk makamlarına teslim edildiği 14 Ekim 2017 tarihine kadar askeri bir kanton olduğu sanılan bilinmeyen bir yerde 17 gün boyunca gerçekleştirildi.

 

44. Ön konu olarak Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin tutuklanmasının, gözaltına alınmasının ve sınır dışı edilmesinin, Pakistan Hükümeti adına hareket eden temsilciler tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini dikkate alacaktır.[3] İlk iletişiminde, kaynak, Kaçmaz ailesini kimin tutukladığı veya hangi örgütü temsil ettikleri belli değildi. Kaynak, Kacmaz’ın 27 Eylül 2017’de evine basan 15 kişinin düz kıyafet giydiğini ve kimlik tespit etmediğini, ardından Kaçmaz ailesini ve komşularını işaretsiz araçlarla götürdüğünü iddia etti. Kaynağa göre, polis Kacmaz ailesinin gözaltında tutulduğunu reddetti. Ayrıca, kaynak tarafından sunulan mahkeme belgelerine göre, Başsavcı Yardımcısı, Lahor Yüksek Mahkemesine, İçişleri Bakanlığının kontrolü altındaki hiçbir kurum veya birimin sınır dışı edilmeye dahil edilmediğini bildirmiştir.

 

45. Ancak, ilk tutuklamadan sonraki olaylar, Pakistan Hükümetinin Kaçmaz ailesine karşı alınan tüm eylemlere katıldığını kuvvetle göstermektedir. Kaynak, Pakistan Terörle Mücadele Dairesi’nden geldiklerini belirten iki subayın, Kaçmaz ailesinin bilinmeyen bir yerde gözaltında tutuldukları sırada görevlendirildiğini iddia ediyor. Memurların aileye Türk Büyükelçiliğindeki bir toplantı için İslamabad’a götürüleceklerini ve daha sonra İstanbul’a uçmak için aileyi İslamabad’a götürdüklerini söyledikleri bildirildi. Ayrıca, Çalışma Grubu, işaretlenmemiş bir uçağın, Pakistan Hükümeti’nin bilgisi ve ihlali olmaksızın Pakistan dışında bir Çıkış Kontrol Listesinde yer aldığı bildirilen dört kişiyi taşıyabildiğini oldukça mantıksız bulmaktadır. Pakistan Hükümeti’nden alternatif bir açıklama yapılmadığı takdirde, Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinin, onun adına hareket eden ajanlarla (Devlet görevlileri veya başka bir şekilde) Türk makamlarının talebi ve ve desteğiyle Pakistan Hükümeti tarafından yürütüldüğünü düşünmektedir.  46. ​​Buna ek olarak, Çalışma Grubu kaynak tarafından sunulan bilgilerin Kaçmaz ailesinin tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinin yasal bir dayanağı olmadan yapıldığını gösterdiğini düşünmektedir. Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin, 27 Eylül 2017’de, takip eden herhangi bir yasal prosedür olmaksızın, evlerinden uzaklaştırıldığına inanmaktadır. Yani, tutuklama memurları kendilerini tanıtmamış, tutuklama emri sunulmamış, Kaçmaz ailesine tutuklanmaları için herhangi bir gerekçe verilmemiş, aile üyeleri gözaltına alınırken, başlarına torba geçirilmiş ve keleplemiş ve 17 gün boyunca açık hava erişim olmayan gizli bir yerde[4] gözaltına alındıktan sonra zorla aile bireyleri alınmıştır. Çalışma Grubu, Pakistan Hükümetinin Bay ve Bayan Kaçmaz’ın ve iki küçük çocuğun Sözleşmenin[5] 9 (1) ve (2). Maddesi uyarınca keyfi tutuklama ve gözaltından korunma haklarını ihlal ettiğini tespit etmiştir.

 

47. Ayrıca, Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin, 14 Ekim 2017 tarihinde sınır dışı edilene kadar, 27 Eylül 2017’de tutuklanmasından 17 gün boyunca gizli bir yerde tutulduğunu tespit etmiştir. Çalışma Grubu, sürekli olarak tutukluluğun ve kişileri alıkoymanın Sözleşmenin 9 (3). maddesi uyarınca bir mahkemeye çıkarılma hakkı ve Sözleşme’nin 9 (4) .maddesi altındaki bir mahkeme huzurunda tutukluluklarının yasallığına itiraz etme haklarını ihlal ettigini vurguladi.[6] Gözaltı denetiminin gözetilmesi kişisel özgürlüklerin[7] temel bir güvencedir ve tutuklamanın yasal bir temeli olmasını sağlamada esastır. Kaçmaz Ailesi’nin yakınların Lahore Yüksek Mahkemesi’ne serbest bırakılmaları için sundukları dilekçe, Sözleşme’nin 9 (3). ve (4). maddelerinin uygulandıgı anlamına gelmez. Pakistan Hükümeti, gözaltında tutulanların, başka bir tarafın (Türkiye’nin) başlattığı hukuki eyleme müdahil olmaktan ziyade, bir yargı makamı önünde gözaltında tutulmalarını sağlamakla yükümlüdür. Bay ve Bayan Kaçmaz ile iki küçük çocuğun gözaltına alınmalarına şahsen itiraz hakkına sahip olamadıkları göz önüne alındığında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 8. maddesi ve Sözleşme’nin 2. maddesinin (3) altında etkili bir başvuru hakkı da ihlal edildi.

 

48. Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesine karşı yapılan eylemler için yetkililer tarafından yalnızca yasal bir dayanak olmadan başvurulduğunu düşünmemekle birlikte, yetkililer ayrıca Pakistan yasalarını ihlal ederek aileyi tutukladı, gözaltına aldı ve sınır dışı etti. Kaynak, 28 Eylül 2017’de Lahor Yüksek Mahkemesi konu hakkında bir sonraki duruşmadan önce Pakistan Hükümetinin Kaçmaz ailesinin sınır dışı edilmesine karşı koydugu kararı komisyona sundu. Ancak, Kaçmaz ailesi, 16 Ekim 2017’de bir sonraki duruşmadan iki gün önce, bir yargı kararının yanıltıcı bir şekilde karşı gelerek 14 Ekim 2017’de zorla sınır dışı edildi. Kaynak ayrıca, mahkeme kararının ihlali ile ilgili olarak Pakistan Hükümeti aleyhine açılan itaatsizlik dilekçesinin bir kopyasını da komisyona sağladı.  49. Bu nedenlerle Çalışma Grubu, Sayın ve Bayan Kaçmaz ile Sözleşme’nin 9. maddesi kapsamında bulunan iki küçük çocuğun tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesi için yasal bir dayanağın bulunmadığını değerlendirmektedir. Çalışma Grubu 27 Eylül-14 Ekim 2017 tarihleri ​​arasında özgürlükten yoksun bırakılmalarının kategori I altında keyfi olduğu sonucuna varmıştır.

 

50. Çalışma Grubu ayrıca, Bay ve Bayan Kaçmaz ile iki küçük çocuğunun tutuklanıp, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinde, Pakistan Hükümetinin adil yargılanma hakkının ciddi bir şekilde ihlal edildiğini düşünmektedir.  51. Birincisi, Pakistan Hükümeti, Kaçmaz ailesinin, ailenin arkadaşlarına ve meslektaşlarına nerede olduğunu veya gözaltına alındıklarını kabul etmeden 17 gün boyunca gizli gözaltına aldı. 2010 yılında, Çalışma Grubu ve bazı özel prosedür görevlileri, terörle mücadele bağlamında gizli gözaltı ile ilgili olarak küresel uygulamalar üzerine ortak bir çalışmayı tamamladılar (A / HRC / 13/42). Uzmanlar, uluslararası hukukun adil yargılanma hakkı da dahil olmak üzere çeşitli insan hakları normlarını ihlal eden gizli tutuklamayı yasakladığını yinelediler (bkz. Paragraf 27 ve 282). Uzmanlar, dış dünyayla temasın reddedilmesinin neden olduğu gizlilik ve güvensizliğin kullanımı gibi gizli tutukluluğun doğasında bulunan bazı uygulamaların, zorla itiraf da dahil olmak üzere suçluluk, masumiyet karinesinin inkârı, tutukluluğun yasallığına, hukuki temsile erişimin reddedilmesine, işkence ve kötü muameleye itiraz edememe benzeri ihlaller dahil adil yargılanma hakkının ihlal edilmesine karşı gözaltında tutulanları magdur duruma düşürdüğünü tespit etti.[8] Ayrıca, 37/3 sayılı kararında İnsan Hakları Konseyi, hiç kimse gizli gözaltında tutulmamalıdır ve Devletlere, kendi yetkisi altında gözaltında tutulan tüm kişilerin, mahkemelere erişim sağlaması ve terörle mücadele bahanesi dahil tüm iddia edilen gizli gözaltı olaylarını soruşturmasını sağlamaya çağırdı.[9] 52. Mevcut davada Pakistan Hükümeti, Kaçmaz ailesini, 17 gün boyunca gizli ve gözaltında tutulurken savunmasız bir durumda bırakmıştır. Haberleşme ve gizli gözaltı uygulaması, Kaçmaz ailesini, gözaltına alma ve gözaltında tutuldukları sırada adli yardım alma haklarından mahrum bıraktılar.[10] Bunu yaparken, Pakistan Hükümeti, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 9. ve 10. maddelerini ve Sözleşmenin 14 (3) (b) maddelerini ihlal etti. Pakistan Hükümeti ayrıca, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 6. maddesi ve Sözleşmenin 16. maddesine dayanarak, yasa önünde insan olarak yasal haklarını ihlal ederek, Bay ve Bayan Kaçmaz’ı ve iki küçük çocuğu da hukukun korunmasıdan mahrum bıraktı.[11]

 

53. İkinci olarak, Çalışma Grubu’nun daha önce gözlemlediği gibi, iade ile ilgili 12 uluslararası kanun, bir başka ülkede ceza yargılamalarına maruz kalan kişilerin tutuklanması, gözaltına alınması ve geri gönderilmesi ve adil yargılanma hakkının güvence altına alınması ve korunması bakımından ülkeler tarafından gözetilmesi gereken prosedürleri içermektedir. Mevcut davada bu prosedürler gözlenmemiştir ve Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin gizli tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinin, herhangi bir asgari uluslararası usul usulüne uygun olmadığına karar vermiştir.   54. Çalışma Grubu’nun belirttiği gibi, bireyler yaşamlarının ya da özgürlüğünün risk altında olduğuna inanmaları için önemli nedenler olduğunda ya da işkenceye ya da kötü muameleye maruz kalma tehlikesi altında olduklarında, başka bir ülkeye sınır dışı edilmemelidir. (Bakınız A / HRC / 4/40, para. 44-45). Buna ek olarak, Çalışma Grubu, özellikle de terörle mücadele çabaları bağlamında, bireylerin sınır dışı edilmesinden önce, alıcı Devlette (Türkiye’de) keyfi gözaltı riskinin de dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer alması gerektiği görüşündedir. Kişinin hukuki bir dayanağı olmadan bir Devlet tarafindan alıkonulması veya adil yargılanma hakkının reddedilmesi hususunda gerçek bir risk olduğu hallerde, herhangi bir Devletin toprakları ve kendi yargı yetkisine tabi olan herkes için Sözleşme haklarının sağlanması amacıyla Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yükümlülük ile uyumlu olmalıdır. (ibid., paras. 47–49).

 

55. Birleşmiş Milletler organları, özellikle Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bu yana Türkiye’deki insan hakları ihlallerini belgelemişlerdir. Bunlar arasında terörle mücadele operasyonları kapsamında yargısız infazlar, olağanüstü hal altında kişilerin keyfi olarak tutuklanması, ön yargılanma sırasında işkence ve kötü muamele kullanımı ve Gülen hareketi ile ilişkili olmakla suçlanan öğretmenlerin toplu işten çıkarmaları yer almaktadır.[12] 56. Pakistan Hükümeti, Kaçmaz ailesinin tutuklanması, tutulması ve sınır dışı edilmesi kararında bu bilgiyi dikkate almalıydı. Bunun yerine, Bay ve Bayan Kaçmaz’a karşı suçlama ve delillerin değerlendirilmeden, herhangi bir değerlendirme yapılmadan göndermenin tehlike ve sonuçlarini gözönünde bulundurulmadan Kaçmaz ailesini Türkiye’ye zorla deport etti. Çalışma Grubu, bu durumun, geri gönderilmeme ilkesini ihlal ettiğini, özellikle de Kaçmaz ailesinin, hayatlarına yönelik tehditlerle karşı karşıya kaldıklarını iddia ettikleri bir ülkeye zorla geri dönüşlerden korunmalarını talep eden BMMYK sığınmacı sertifikalarına sahip olduklarını ve Mülteci statüsüne ilişkin nihai kararı beklerken özgürlüklerine ve hayatlarına yönelik ciddi riskler oluşturduğunu ifade etti. Pakistan, Mültecilerin Statüsüne İlişkin Sözleşmeye taraf olmamakla birlikte, geri göndermeme ilkesini kuşatan 33 (1) maddesi, zulümden korkmak için gerekçeleri olan bireyleri ülkeye iade etmeme yükümlülüğü de doğal olarak alışılmış bir durumdur.[13]

 

57. Ayrıca, Pakistan Hükümeti, 2010’dan bu yana bir Taraf Devlet olduğu ve Sözleşme’nin 7. maddesi[14] olan işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya ve ayni zamanda Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki işkence veya diğer kötü muameleye maruz kalma tehlikesi içinde olduklarına inanmak için önemli nedenlerin bulunan Kaçmaz ailesini başka bir devlete (Turkiye) geri gondermeme yükümlülüklerini ihlal etmiştir. Haziran 2017’de, İşkenceye Karşı Komite, Pakistan’a bu yükümlülüğü hatırlattı ve tehcir ve polis tacizleri, baskınlar ve keyfi olarak gözaltına alınma tehdidi de dahil olmak üzere, mültecileri menşe ülkelerine geri göndiklerinde zulüm, işkence veya kötü muamele tehditler dahil olmak üzere, belgelenen yazılı raporlar hakkındaki endişelerini dile getirdi. (bkz. CAT / C / PAK / CO / 1, paragraf 34–35). Pakistan Hükümeti, aynı zamanda, hukuka uygun bir şekilde karara bağlanmış olan yabancıların, yasalara uygun olarak verilmiş olan bir karara bağlı olarak sınır dışı edilmelerini ve sınır dışı edilmesine karşı gerekçelerini yetkili makam tarafından incelenen ve daha önce temsil edilen davalarını savunmalarını sağlama hakkı dahil Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini de ihlal etmiştir.

 

58. Bu nedenle Çalışma Grubu, Pakistan Hükümetinin, Kaçmaz ailesinin tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinde kendi eylemlerinden ve aynı zamanda Türkiye’deki haklarının daha sonraki ihlallerinden sorumlu olduğunu düşünmektedir (bkz. Aşağıdaki 68-69. Paragraflar). ).  59. Ayrıca, Çalışma Grubu, mevcut davada iki küçük çocuğun muamelesinde ciddi kaygısını dile getirmek istemektedir. İki küçük çocuk soruşturma altında değildi, ama evlerinden zorla çıkarıldı, ebeveynleriyle birlikte kaçırıldı, gözü kapalı ve başlarina çuval geçirilerek gözaltına alınıp sınır dışı edildi. 1990 yılından bu yana Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf olan bir parti olarak, Pakistan Hükümeti, sözleşmenin 3 (1). Maddesi uyarınca çocuğun çıkarlarının öncelikli bir konu olmasını sağlamakla zorunludur. Pakistan Hükümeti, Sözleşme’nin 37. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini, iki küçük çocuğun kötü muameleye maruz kalmamasını, tutuklanmalarının ve tutuklanmalarının hukuka aykırı ya da keyfi olmadığını, insanlığa ve içlerine saygı gösterilmelerine karşı yükümlülüklerini ihlal etmiştir, ki ayni zamanda saygınlık ve hukuki yardıma hemen ulaşabilmeleri ve gözaltına alınmalarının yasallığına itiraz etme hakkı vardı.

 

60. Çalışma Grubu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın ve iki küçük çocuğun özgürlüğünden mahrum bırakılmasının Sözleşme’nin III kategorine göre keyfi olduğuna karar vermiştir.  61. Mevcut dava, Çalışma Grubu’na son 12 ay içinde Gülen hareketi ile ilgili kişiler hakkinda gelen dördüncü davadır.[15] Bu davalarda Çalışma Grubu, ilgili kişilerin tutukluluğunun keyfi olduğunu tespit etmiştir. Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu iddia edilenlerin siyasi ya da diğer görüşlerinin ayrımcı temeli üzerinde hedef alındığı bir model ortaya çıkıyor. Buna göre Çalışma Grubu, Pakistan Hükümetinin, Türkiye Hükümetinin talebi üzerine, Kaçmaz ailesini, ayrımcılığın yasaklandığı gerekçesiyle gözaltına aldığını ve davanın V kategorisinde yer aldığını tespit etmiştir.

 

  1. Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin 27 Eylül 2017’de tutuklandığı sırada Bay Kaçmaz’ın yüzüne aldığı iddia edilen darbeler de dahil olmak üzere tutuklanırken mağruz kaldığı kötü muameleden endişe duymaktadır. Çalışma Grubu, mevcut davanın daha detaylı değerlendirilmek üzere işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ya da cezalandırma Özel Raportörü’nün dikkatine sunmaktadır.

 

  1. Çalışma Grubu ayrıca, 27 Eylül 2017 tarihinde Kaçmaz ailesinin komşusunun tutuklanması hakkında yorum yapmak istemektedir. Kaynağa göre komşu, Bayan Kaçmaz’a uygulanan kotü muameleye karsi geldigi icin Kaçmaz ailesiyle birlikte tutuklanarak götürülmüştür. Daha sonra serbest bırakıldı ve evine geri götürüldü. Çalışma Grubu’nun komşunun durumunu dikkate alması istenmemişken ve Pakistan Hükümeti’nin kendisi ile ilgili herhangi bir iddiaya cevap vermesi istenmemişken, Çalışma Grubu, tutuklanmasını ciddi bir endişe konusu olarak görmektedir, bu da yetkililer tarafindan incelenmelidir.

 

  1. Sonuç olarak, Çalışma Grubu, ilk ülke ziyaretini Pakistan’a yapma ve mevcut davada belirtilenler de dahil olmak üzere, özgürlüğün keyfi olarak yoksunluğuna ilişkin konuları ele almak için Pakistan Hükümeti ile yapıcı bir şekilde çalışabilme fırsatını memnuniyetle karşılayacaktır. İnsan Hakları Konseyi’nin şimdiki bir üyesi olarak, Pakistan Hükümetinin Pakistan’a bir ziyaret yapmak üzere Çalışma Grubuna bir daveti uzatması zamanlama olarak uygun olacaktır. Çalışma Grubu, Pakistan Hükümetinden 30 Ocak 2017 tarihinde yapılan ülke ziyareti talebine olumlu bir cevap vermeyi sabırsızlıkla bekliyor.

 

 

Türkiye’ye karşı iddialar   65. Çalışma Grubu, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın tutuklanmasına ve gözaltına alınmasına ilişkin görüşlerini ve Türkiye’nin siyasi ve hukuki bağlamı hakkında vermiş olduğu bilgiler nedeniyle kaynağa ve Hükümetini teşekkür etmektedir.   66. Bir ön konu olarak, Çalışma Grubu, iddia edilen keyfi gözaltı olayları hakkındaki haberleri dikkate alan usul kurallarının, çalışma yöntemlerinde yer aldığını açıklığa kavuşturmak istemektedir. Çalışma gruplarında Çalışma Grubunun ilgili ülkede iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle iletişimi dikkate almasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Çalışma Grubu ayrıca, bir iletişimin kabul edilebilir olarak değerlendirilebilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmesinin gerekmediğini iç hukukta teyit etmiştir.[16] 67. Diğer bir ön mesele olarak, Çalışma Grubu, Pakistan’daki Kaçmaz ailesine karşı Türkiye’ye gönderilmeden önce ve Türkiye’ye gönderildikten sonra işlenen eylemler için Türkiye Hükümetinin sorumlu tutarak değerlendirmeyi istemektedir. Çalışma Grubunun 19 Ocak 2018 tarihli düzenli iletişiminde, Pakistan ve Türkiye’de iddia edilen olaylar her iki hükümete de iletildi. Yanıt olarak, Türkiye Hükümeti, Kaçmaz ailesinin Pakistan’daki tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesine ilişkin iddiaları üzerine yorum yapmadı ve Türkiye’ye geldikten sonra yalnızca tutuklama ve gözaltına alınmalarına odaklandı.

 

68. Çalışma Grubu, Kaçmaz ailesinin Pakistan’dan Türkiye’ye tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinin Türk makamlarının talebi üzerine gerçekleştiğini düşünmektedir. Kaynak iddia ediliyor ve Türk Hükümeti Kaçmaz ailesini İslamabad’dan İstanbul’a götüren uçukta Türk ajanlarının olduğunu reddetti. Üstelik Türkiye Hükümeti, 14 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’da havaalanında Türk yetkililerin “silahlı terör örgütü üyesi olmak” şüphesiyle tutuklanması için Bay ve Bayan Kaçmaz’ı tutuklamak üzere, Pakistan’dan Kaçmaz ailesinin tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesine ilişkin önceden bilgi sahibi olduklarını açıkça belirtmiştir. Ayrıca, Çalışma Grubu ve diğer [BM] özel prosedür görevlileri kısa bir süre önce Türk vatandaşlarının Türkiye Hükümeti’nin talebiyle sınır dışı edilmesine ilişkin olarak bir takım Hükümetler ile iletişim kurmuşlardır.[17] Çalışma Grubu, Türk Hükümetinin diğer devletlerle, bazı durumlarda yasaların korunması dışında, Türk vatandaşlarını terörizmle ilgili olarak zorla iade etmek için işbirliği yapmaktığı sonucuna varması için güçlü gerekçelerin bulunduğuna inanmaktadır.  69. Buna göre Çalışma Grubu, Türkiye Hükümetinin, Kaçmaz ailesinin Türkiye’ye hiçbir yasal dayanağı olmaksızın tutuklanması, gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinden dolayı Pakistan Hükümetine müştereken sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Çalışma Grubu ve diğer uzmanlar, terörle mücadele bağlamında gizli gözaltı ile ilgili olarak küresel uygulamalarla ilgili ortak çalışmanın 36. paragrafında belirtmişlerdir (A / HRC / 13/42):   Bir kişinin tutukluluğunun reddedilmesi veya gizlenmesi, nerede oldugu ya da geleceği ile ilgili gizli gözaltı, kişiyi yasanın korunması dışında bırakmanın doğal sonucudur. Kişilerin bir Devletten diğerine herhangi bir uluslararası veya ulusal hukuki prosedür dışında başka bir yere aktarıldığı “Vekaleten tutuklama” uygulaması… gizlice gözaltına almak veya yerel mahkemeler tarafından gözden geçirilme olasılığını dışlamak için Gözaltına alınmış olan Devletin, ya da başka bir şekilde, geri göndermeme hakkına sahip olan, geri göndermeme ilkesini ihlal eden Devletin, aynı sonucu doğurması gerekir. “Vekaleten tutuklama” uygulaması, hem mağdurun gözaltına alındığı Devletin hem de aleyhinde tutulduğu veya tutulduğu Devletin sorumluluğunu kapsamaktadır. 70. Türkiye aleyhindeki iddialara bakıldığında, Çalışma Grubu, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın 14 Ekim 2017 tarihinde Türk yetkililer tarafından yakalanmasından bu yana altı (6) aydan uzun bir süredir Türkiye’de gözaltında tutulmakta olduklarını belirtmektedir. Türk Hükümeti, durumu, Sözleşme uyarınca yapmış olduğu derogasyonların kapsamına girdiğini iddia ediyor. 21 Temmuz 2016 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Genel Sekretere kamu güvenliği ve düzenine ilişkin ciddi tehlikelere karşılık olarak üç ay boyunca olağanüstü hal ilan ettiğini, bu ülke içindeki ulusun yaşamına yönelik Sözleşmenin 4. Maddesinine gore bir tehdit teşkil ettiğini bildirmiştir. Türkiye Hükümeti, alınan önlemlerin Sözleşme’nin 2 (3), 9, 10, 12, 13, 14, 17, 19, 21, 22, 25, 26 ve 27’nci maddeleri kapsamındaki yükümlülüklerinden derogasyona yol açabileceğini belirtmiştir.[18] 71. Bu derogasyonların bildirimini kabul ederken, Çalışma Grubu, görevinin yerine getirilmesinde, İnsan Evrensel Bildirgesi’nde belirtilen ilgili uluslararası standartlara başvurmak için çalışma yöntemlerinin haklar ve geleneksel uluslararası hukukla ilgili 7. paragrafı uyarınca yetkilendirildiğini vurgular. Dahası, mevcut davada, Sözleşme’nin 9. ve 14. maddeleri, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın gözaltına alındığı iddiasıyla ilgilidir. İnsan Hakları Komitesi, mahkemelerde ve mahkemelerde eşitlik hakkı ve adil yargılanma hakkına ilişkin 35 (2014) sayılı Özgürlük ve İnsan Özgürlüğüne İlişkin 35 Sayılı Genel Yorumunda (2014) belirttiği üzere, taraf Devletler ilgili maddelerden sapmalar yaparken, özellikle 9. ve 14. maddelerin ihlallerin fiili durumun zaruretine sıkı sıkıya ihtiyaç duyulanları aşmamasını sağlamalıdır.

 

72. Türkiye Hükümeti, Bay Kaçmaz’ın, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı tarafından indirilen şifreli iletişim programını [By-lock] kullandığı yönündeki ifadesiyle suçlandığı ve örgütün bu bilginin bu program aracılığıyla paylaşıldığını ve program aracılığıyla üyelere emir verildi ifade etmiştir. Çalışma Grubu, iç mahkemelerden önce kanıtların yeterliliğini değerlendirmemektedir. Ancak, Türkiye Hükümetinin, bu itirafların Bay Kaçmaz’ın özgür iradesi ile yapılmış olsaydı, silahlı bir terör örgütü üyeliğini ya da herhangi bir suç faaliyeti gerçekleştirdiğini veya nasıl bir suç faaliyeti yürüttüğünü göstermediği konusunda, şifreli bir iletişim programının kullanılmasını içeren suçlamaları, ifade ve dernek kurma özgürlüğü ile ilgisi hakkında tatmin edici bir açıklama yapmadığı kanısındadır. Ayrıca, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın suçlandığı hükümler, çok geniş ve özgüllükten yoksun gibi görünmektedir.[19] Türkiye Hükümeti, bu geniş hükümler altında alınan tedbirler, durumun gerekleri yetkililerin tarafından sıkı bir şekilde talep edilen Bay ve Bayan Kaçmaz’ı tutuklayıp kovuşturmasının gerekli ve orantılı olduğunu göstermemiştir.

 

73. Avrupa İnsan Hakları Komiserliği Konseyi’nin kaydettiği gibi:   Türk toplumunun çeşitli kesimlerindeki motivasyonları ve işleyiş biçimleriyle ilgili derin şüphelere rağmen, Fethullah Gülen hareketinin on yıllar boyunca geliştiği ve oldukça yakın zamana kadar, Türk toplumunun dini kurumlar, eğitim, sivil toplum ve sendikalar, medya, finans ve iş dünyası dahil tüm sektörlerinde yaygın ve saygın bir varlık oluşturma konusunda büyük bir özgürlüğe sahip olduğu görülmektedir. Ayrıca, 15 Temmuz’dan sonra kapatılan bu harekete bağlı birçok kurumun bu tarihe kadar açık ve yasal olarak faaliyet gösterdiği şüphesizdir. Bir Türk vatandaşının bu hareketle hiçbir şekilde bir ilişkisi veya ilişkisi olmamasının nadir olacağı konusunda genel bir anlaşma olduğu görülmektedir.[20]   74. Yukarıdakilerin ışığında Komiser, “bu harekete üyeliği ve desteği suç sayarken, yasadışı faaliyetlerde bulunanlarla sempatizan, taraftar olanlarla ya da hareketle bağlantılı yasal olarak kurulmuş tüzel kişiliklerin üyeleri arasında, şiddete hazır olup olmadığının farkında olmayanlari ayırt etmeye ihtiyaç olduğuna dikkat çekmiştir”.[21]

 

75. Ayrıca, Türkiye Hükümeti, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın, kendileri hakkındaki suçlamalardan haberdar edilmek, adli bir makam tarafından gözaltına alınmalarını sağlamak ve hukuk müşaviri yardımına sahip olmak gibi haklarını elde ettiklerini ileri sürmektedir. Türkiye Hükümeti, Bay Kaçmaz’ın Fetullahcı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’na üye olduğunu ve yapısına ve işleyişine dair bilgi verdiğini ve hem Bay hem de Bayan Kaçmaz’ın ifadelerini avukatların ve yargıç huzurunda verdiklerini itiraf ettiğini ileri sürmektedir. Daha önce belirtildiği gibi, ispat yükü Hükümet’e delil sağlamak içindir ve sadece yasal prosedürlerin takip edildiği iddiaları yeterli değildir. İnsan Hakları Komitesi’nin 32 No’lu genel görüşünün 41. paragrafında belirttiği gibi, davalının hür iradesi ile verilmeyen herhangi bir ifade, 7. madde uyarınca (cezaya aykırı olmayan), Sözleşmenin 4 (2). Maddesi ve 14 (3) (g) maddesine göre cezai takibatta kabul edilemez. .

 

76. Buna göre Çalışma Grubu, Türkiye Hükümetinin ne Bay ve Bayan Kaçmaz’ın tutuklanması ve gözaltına alınması için yasal bir dayanak oluşturduğunu, ne de  İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 9, 10 ve 11. (1) maddeleri ve Sözleşmenin 9. ve 14. Maddelerini uygulamadığı sonucuna varmıştır. Çalışma Grubu, tutukluluklarının I ve III kategorileri altında keyfi olduğu sonucuna varmıştır. Çalışma Grubu, Türkiye Hükümeti’ne Bay ve Bayan Kaçmaz’ı derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmaya çağırmakta ve Sözleşme’nin 12 (2) maddesine istinaden Kaçmaz ailesinin Türkiye’den ayrılma hakkına saygı gösterilmesini ve temin etmesini istemektedir. Bu davada terör suçuyla ilgili yasal dayanaktan yoksun olma konusundaki endişeleri göz önüne alındığında Çalışma Grubu, bu davaya terörizmle mücadele ederken, daha fazla değerlendirilmek üzere, insan haklarının ve temel özgürlüklerin desteklenmesi ve korunması konusunda Özel Raportöre atıfta bulunmaktadır.  77. Pakistan Hükümeti ile ilgili olarak yukarıda belirtilen benzer nedenlerden ötürü, Çalışma Grubu, Türkiye Hükümetinin, V kategorisini ihlal ederek, siyasi ve diğer görüşlerine dayanarak, Bay ve Bayan Kaçmaz’ın özgürlüklerinden mahrum bıraktığını düşünmektedir.  78. Çalışma Grubu, iki küçük çocuğun 14 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’a gelişinden sonra bir akrabasına teslim edilmesini memnuniyetle karşılamaktadır. Çalışma yöntemlerinin 17. paragrafına (a) göre, Çalışma Grubu, ilgili kişi / kişilerin serbest bırakılmasına rağmen, özgürlükten yoksun bırakılmanın keyfi olup olmadığına dair duruma göre görüş belirtebilir. Çalışma Grubu, Türkiye’ye geldikten sonra iki küçük çocuğun durumunu göz önünde bulundurmanın önemli olduğunu düşünmekte ve birkaç saat boyunca terminalde bir polis bürosunda tutulmasının Türkiye’nin 1995’ten beri bir taraf Devlet olduğu Çocuk Hakları Sözleşme uyarınca reşit olmayanların muamelesi ile ilgili konuları gündeme getirmektedir.   79. Kaynak, Türkiye Hükümeti’nin reddedilmediğini, iki küçük çocuğun terminalde polis bürosuna birkaç saat gözaltında geçirdiğini iddia ediyor. İki küçük çocuk, gözaltında tutulduğu ve konuşmasına izin verilmediği için, açıkça gözaltına alınmıştı ve o dönemde serbest bırakılmamıştı. Çalışma Grubu, uluslararası teamül hukuku kapsamında özgürlüğün keyfi olarak yoksun bırakılmasının tanımı ve kapsamı ile ilgili 9. Sayılı Müzakerede ifade ettiği gibi, nispeten kısa olsa bile, hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlama ile birlikte bir bireyin hapsedilmesi veya tutulması ile ilgilidir. Süre, fiili hürriyetin fiili yoksunluğuna kadar olabilir (bkz. A / HRC / 22/44, para. 55).[22] Türkiye’deki iki küçük çocuğun soruşturma altında olmadığına bakılırsa, Çalışma Grubu kısa sureli tutukluluğun yasal bir dayanağı bulunmamakta birlikte, bunların usulün temel bir dayanağı olmadıkları gözlenmiştir. 1995’ten beri Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne taraf Devlet olarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sözleşmenin 3 (1) maddesine göre çocuğun yararını ve çıkarların sağlanmalıdır. Türkiye Hükümeti, Sözleşme’nin 37. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini, iki küçük çocuğun tutuklanmasının hukuka aykırı veya keyfi olmadığını ve son çare olarak bir önlem almasını sağladığını ihlal etmiştir. Buna göre, iki küçük çocuğun tutuklulukları I ve III kategorilerinde yer almaktadır.

 

80. Ayrıca, Çalışma Grubu, 14 Ekim 2017’de İslamabad’dan İstanbul’a uçarken, Kaçmaz ailesinin, özellikle de Sayın Kaçmaz’ın kötü muameleye maruz kaldığı ve terminaldeki polis bürosuna vardıklarında; aile üyeleri gözü kapalıydı ve konuşmalarına izin verilmedi. Türkiye Hükümeti, adli raporlarda kötü muamele tespit edilmediğini ve soruşturma sırasında ve hakim önünde Bay ve Bayan Kaçmaz’ın verdiği ifadelerde kötü muamele iddialarının bulunmadığını belirtmektedir. Çalışma Grubu, bu davayı işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ya da cezalandırma Özel Raportörüne daha detaylı değerlendirilmek üzere göndermektedir.  81. Son iki yılda Çalışma Grubu, Türkiye’de keyfi gözaltı ile ilgili olarak açılan davaların sayısında önemli bir artış olduğunu kaydetmiştir. Çalışma Grubu, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra çok sayıda kişinin tutuklandığını biliyor. Çalışma Grubu ve diğer [BM] özel prosedür görevlileri tarafından basılan 19 Ağustos 2016 tarihli Ortak Acil Çağrı’nın yanı sıra bununla ilgili olarak bu tarihte yayımlanan basın bildirisinde[23], Çalışma Grubu, Türkiye Hükümetine insan hakları yükümlülüklerini yerine getirmeye ve mümkün olan en kısa sürede olağanüstü halini sona erdirmeye çağırmaktadır.

 

82. Çalışma Grubu, Türkiye’ye bir ülke ziyareti yapma fırsatını memnuniyetle karşılayacaktır. Türkiye’ye yaptığı son ziyaretten bu yana uzun bir süre geçtiği düşünülürse, 2006 yılının Ekim ayında, Çalışma Grubu, başka bir ziyaret gerçekleştirmenin uygun bir zaman olduğunu düşünmektedir. Çalışma Grubu, Türkiye Hükümeti’nin Mart 2001’de tüm tematik özel prosedür görevlilerine duruşma daveti düzenlediğini hatırlatmakta ve 15 Kasım 2016 ve 8 Kasım 2017 tarihlerinde ülke ziyaretlerine olumlu bir cevap vermeyi sabırsızlıkla beklemektedir.

 

İşlem 83. Yukarıdakilerin ışığında, Çalışma Grubu aşağıdaki görüşü ortaya koymaktadır:  Pakistan ile ilgili olarak, Mesut Kaçmaz, Meral Kaçmaz ve iki küçük çocuğun  27 Eylül ile 14 Ekim 2017 arasında özgürlüklerinden yoksun bırakılması, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 5, 6, 8, 9 ve 10. maddelerine ve Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 2, 2 (3), 7, 9, 13, 14 ve 16. maddelerine aykırı olup keyfidir ve Sözlesmenin I, III ve V kategorilerine girer;  Türkiye ile ilgili olarak, Kaçmaz ailesinin tutuklanması, gözaltına alınması ve Pakistan’dan Türkiye’ye sınır dışı edilmesinin yanı sıra 14 Ekim 2017’den itibaren Mesut Kaçmaz ve Meral Kaçmaz’ın ve iki küçük çocuğun özgürlüğünden mahrum bırakılması İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 5, 6, 8, 9, 10 ve 11 (1) maddelerine ve Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 2, 2 (3), 7, 9, 13, 14, ve 16. Maddelerine aykırı olup keyfidir ve Sözleşmesi’nin I, III ve V kategorilerinde yer almaktadır.

  1. Çalışma Grubu, Pakistan Hükümetinden ve Türk Hükümetinden, Mesut Kaçmaz, Meral Kaçmaz ve iki küçük çocuğun durumunu gecikmeksizin gidermek için gerekli adımları atmasını ve İnsan Hakları ve Sözleşme Evrensel Bildirgesi’nde belirtilenler dahil olmak üzere ilgili uluslararası normlara uygun hale getirmesini talep etmektedir.

 

  1. Çalışma Grubu, davanın tüm koşullarını göz önünde bulundurarak, uygun hukuk yolunun şu şekilde olacağını düşünmektedir:

 

(a) Türkiye Hükümeti’nin Bay ve Bayan Kaçmaz’ı derhal serbest bırakması; ve

 

(b) Pakistan Hükümeti ve Türkiye Hükümeti, Bay ve Bayan Kaçmaz ile iki küçük çocuğunun tutuklanması, gizlice gözaltına alınması ve sınır dışı edilmesinden kaynaklanan psikolojik sağlıklarının telafisi ve tazminat haklarini saglamasi gerekir.

 

  1. Çalışma Grubu, Pakistan Hükümeti ve Türkiye Hükümeti’ne, Bay ve Bayan Kaçmaz ve iki küçük çocuğun keyfi özgürlükten yoksun bırakılması ile ilgili koşulların tam ve bağımsız bir şekilde soruşturulmasını ve [Kaçmaz ailesinin] haklarının ihlaline karışan sorumlular hakkında uygun idari işlem yapılmasını talep etmektedir.

 

  1. Çalışma yöntemlerinin 33 (a) paragrafı uyarınca, Çalışma Grubu, bu davayı diger uygun islemler için işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya cezalandırma [BM] Özel Raportörü ile terörle mücadelede insan hakları ve temel özgürlüklerden sorumlu Özel Raportör’ünün dikkatine sunar.

 

 

Takip Prosedürü

 

  1. Çalışma yöntemlerinin 20. paragrafına uygun olarak, Çalışma Grubu, kaynaktan ve Hükümetlerden, bu görüşte sunulan tavsiyelere ve aşağıdaki maddeler dahil olmak üzere uyulup uyulmadığına dair bilgi vermesini talep eder:

 

(a) Bay ve Bayan Kaçmaz’ın serbest bırakılıp bırakılmadığı, eğer öyleyse, hangi tarihte;

 

(b) Bay ve Bayan Kaçmaz’a ve iki küçük çocuğuna tazminat veya başka tazminat ödenip ödenmediği ;

 

(c) Bay ve Bayan Kaçmaz ile iki küçük çocuğun haklarının ihlali ile ilgili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediği, eğer öyleyse, soruşturmanın sonucunun ne olduğu;

 

(d) Pakistan ve Türkiye’nin yasalarını ve uygulamalarını mevcut görüşe uygun olarak uluslararası yükümlülükleri ile uyumlu hale getirmek için herhangi bir mevzuat değişikliği veya uygulamada değişiklik yapılıp yapılmadığı;

 

(e) Mevcut görüşü uygulamak için başka herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı.

 

  1. Hükümetler, Çalışma Grubu’na, bu görüşte sunulan tavsiyelerin uygulanmasında karşılaşabilecekleri herhangi bir zorluğu ve Çalışma Grubunun bir ziyareti ile daha fazla teknik yardım gerekip gerekmediğini bildirmeye davet edilir.

 

  1. Çalışma Grubu, bu görüşün iletilmesinden itibaren altı ay içinde yukarıdaki bilgileri temin etmesini kaynak ve Hükümetlerden talep eder. Ancak, Çalışma Grubu, davaya ilişkin yeni kaygıların dikkatine sunulması halinde, kendi takip eylemini kendi kararını alma hakkını saklı tutar. Böyle bir eylem, Çalışma Grubunun İnsan Hakları Konseyini tavsiyelerinin uygulanmasında kaydedilen ilerlemeyi ve harekete geçmemesini bildirmesini sağlayacaktır.

 

  1. Hükümetler, mevcut görüşü tüm mevcut yollarıyla bütün paydaşlara yaymalıdır.

 

  1. Çalışma Grubu, İnsan Hakları Konseyi’nin tüm Devletleri Çalışma Grubu ile işbirliği yapmalarını teşvik ettiğini ve görüşlerini dikkate almasını ve gerektiğinde özgürlüklerinden keyfi olarak mahrum bırakılan kişilerin durumunu düzeltmek için gerekli adımları atmasını ve attıkları adımları Çalışma Grubununa bildirmesini talep ettiğini hatırlatır. [24]

[19 Nisan 2018’de kabul edildi]

[1] Türkiye Hükümetine göre, Bank Asya, faaliyetlerini finanse etmek için Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı tarafından kurulmuştur.

[2] Çalışma Grubu’nun, bir iletişim kaynağının ve Hükümet’in her zaman kanıtlara eşit erişime sahip olmadığını ve sıklıkla Hükümet’in ilgili bilgilere sahip olduğunu kaydettiği 41/2013 sayılı görüşe bakınız. Bu durumda, Çalışma Grubu, bir şahsın, bir kamu makamı tarafından, kendisine hak kazandığını iddia ettiği belirli usuli güvencelerle karşılanmadığı iddia edildiğinde, başvuru sahibinin iddia ettiği olumsuz hakikati ispat etme yükümlülüğü olduğunu hatırlatır. kamu otoritesi, çünkü ikincisi, “genel olarak, uygun prosedürleri izlediğini ve yasaların gerektirdiği garantileri uyguladıklarını göstermişlerdir … gerçekleştirilen eylemlerin belgesel kanıtlarını üreterek”. Ayrıca bkz. Ahmadou Sadio Diallo (Gine Cumhuriyeti Demokratik Kongo Cumhuriyeti), UAD, 30 Kasım 2010, parag. 55.

[3] Çalışma Grubu, daha önce, gözaltının, adına hareket eden grupların ve bir hükümetin desteğiyle görevlerini yerine getirdiğini tespit etmiştir. Bakınız, örneğin 4/2016 sayılı ve No. 3/2016.

[4] 12/2009 sayılı ve 12/2006 sayılı görüşe bakınız; burada Çalışma Grubu, gizli bir yerde gözaltının, yasal bir prosedür izlenmediğinden, kategori I uyarınca keyfi olduğunu tespit etmiştir.

[5] Çalışma Grubu, terör olayları iddialarıyla ilgili olarak başka bir ülkeye götürülmeden önce, bir kimsenin bilinmeyen bir yerde tutuklanmasını içeren diğer davalarda benzer bulgular sunmuştur. Bakınız, örneğin, 2/2015 sayılı ve 57/2013 sayılı görüşler.

[6] Bkz., Örn., 79/2017, No. 46/2017 ve No. 45/2017.

[7] Bkz. Birleşmiş Milletler Temel İlkeleri ve Özgürlüğünden Yoksun Kişilerin Hak Kazanma Hakkı Hakkındaki Usul ve Esaslara İlişkin Usul ve Esaslar Mahkeme Öncesinde Paragraf. 3.

 

[8] Ayrıca 14/2009 sayılı paragrafa bakınız. 21; ve 5/2001, para. 10 (iii), Çalışma Grubunun, gizli tutukluluğun, kategori III uyarınca adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini tespit ettiği.

[9] Bkz. A / HRC / 37 / L.11 / Rev.1, paragraflar. 8-9.

[10] Bkz. Birleşmiş Milletler Temel İlkeleri ve Kuralları, ilke 9 ve kılavuz 8.

[11] Ayrıca 47/2017 sayılı paragrafa bakınız. 25; ve No. 46/2017, para. 23.

[12] Bkz. Örneğin, OHCHR, “Güneydoğu’da bir güncelleme de dahil olmak üzere, Türkiye’nin insan hakları konusundaki olağanüstü halinin etkisi hakkında rapor” (Mart 2018), www.ohchr.org/Documents/ Ülkeler / TR /2018-03-19_Second_OHCHR_Turkey_Report.pdf; 41/2017, No. 38/2017 ve No. 1/2017; Çalışma Grubu ve diğer özel prosedür emirleri tarafından yayınlanan bildiriler (TUR 12/2017, 11/2017, 9/2017, 8/2017, 7/2017, 6/2017); ve CAT / C / TUR / CO / 4.

[13] Bkz. A / HRC / 13/42, para. 43; ve http://www.refworld.org/docid/437b6db64.html adresinden ulaşılabilen BMMYK, “Geleneksel Olmayan Uluslararası Hukuk Normu Olarak Geri Dönmeme İlkesi” (1994).

[14] İşkence veya diğer zalimane, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele veya ceza yasağı hakkında 20 Kasım 1992 tarihli İnsan Hakları Komitesi genel görüşüne bakınız, para. 9.

 

[15] Bkz. 41/2017, 38/2017 ve 1/2017 sayılı Fikirler.

[16] Bakınız örneğin 19/2013 sayılı ve 11/2000 sayılı görüşler. Ayrıca 41/2017 sayılı paragrafa bakınız. 73; ve No. 38/2017, para. Çalışma Grubu’nun iç hukuk yollarının tüketilmesini gerektirmediğini açıkladığı 67.

 

[17] Bakınız, örneğin, https://spcommreports.ohchr.org/TMResultsBase/DownLoadPublicCommunicationFile?gId=23435 adresinde bulunan UA KSV 1/2017. Türk vatandaşlarının Türkiye’ye tehcir edilmesiyle ilgili olarak diğer hükümetlere yönelik birkaç iletişim olmuştur, ancak henüz özel prosedürler iletişim raporunda yayınlanmamıştır ve mevcut görüşün kabulü sırasında gizli kalmıştır.

[18] Bakiniz, örneğin, Https://treaties.un.org/doc/Publication/CN/2016/CN.580.2016-Eng.pdf. adresinde bulunan 11 Ağustos 2016 tarihli mevcudiyet bildirimi CN580.2016.TREATIES-IV.4’e (4 (3). Maddesi uyarınca bildirim)

 

[19] Bkz. A / HRC / 10/21, paragraf. 50-55 sayılı kararla, Çalışma Grubunun, terör eylemleriyle suçlanan kişilerin gözaltına alınmasına ilişkin ilkeleri ortaya koyması da dahil olmak üzere, tutuklamanın somut suçlamalarla birlikte verilmesi de dahil olmak üzere.

 

[20] Türkiye’de olağanüstü hal kapsamında alınan önlemlerin insan hakları üzerindeki etkilerine dair mutabakata bakınız, CommDH (2016) 35, 7 Ekim 2016, s. 4. https://rm.coe.int/16806db6f1 adresinden edinilebilir.

[21] Ibid.

 

[22] Ayrıca bkz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Belchev – Bulgaristan (başvuru No. 39270/98), 8 Nisan 2004 tarihli karar, para. 82. Mahkeme, “yetkililer tarafından ne kadar kısa olursa olsun, herhangi bir tutukluluk süresinin gerekçelendirilmesi, ikna edici bir şekilde gösterilmesi gerektiğini” belirtmiştir.

[23] Https://spcommreports.ohchr.org/TMResultsBase/DownLoad PublicCommunicationFile? GId = 3314 adresinde bulunan TUR 7/2016’e bakın. Ayrıca, www.ohchr.org/EN/ adresinde bulunan www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?hl=IDSYY20394&LangID=E ve 17 Ocak 2018 adreslerinde bulunan 19 Ağustos 2016 tarihli OHCHR haber bültenlerine de bakınız. NewsEvents / Sayfalar / DisplayNews.aspx? NewSID = 22.592 ve DilKimliği = e.

 

[24] İnsan Hakları Konseyi’nin 33/30 sayılı kararına bakınız, paragraf. 3 ve 7.

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM