USD
5,6804
EURO
6,5741
ALTIN
223,3444

15 TEMMUZ GERÇEK Mİ GEREKÇE Mİ? (1)

Bu araştırma, 15 Temmuz 2016 yılında meydana gelen ve 250 şehit ve yüzlerce yaralının yanı sıra uluslararası raporlara göre 402.000 kişinin cezai soruşturma geçirmesi, 319’u gazeteci olmak üzere yaklaşık 80.000 kişinin tutuklanması, 189 medya kurum ve kuruluşunun kapatılması, 172.000 kişinin görevden uzaklaştırılması, 3003 özel üniversite, okul, öğrenci yurduna el konulması, yaklaşık 100 insanın şüpheli bir şekilde veya işkence altında ya da kötü hapishane şartları nedeniyle hastalıktan ölmesi, on binlerce vatandaşın zorunlu olarak yurt dışına çıkması ile sonuçlanan alçak ve şeytani “başarılı darbe girişimi” üzerindeki kalın perdenin aralanmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

15 TEMMUZ GERÇEK Mİ GEREKÇE Mİ? (1)
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

 

  1. Hizmet 1997’den beri darbecilerin hedefinde

Birçok araştırmacı ve yazar 15 Temmuz darbesinin köklerini, görünüşte “İslamcı” Refah Partisi ile “sağcı” Doğruyol Partisi arasındaki uzlaşma hükümetini hedef alan ancak asıl amacı “sivil toplum”u ve “demokratik Türkiye”yi yok etmek olan 1997’deki “28 Şubat Süreci” dönemine kadar geri götürmektedir[1].

İlk bakışta mübalağa gibi görünse de 28 Şubat Post modern darbesini kışkırtan ve yönetenlerin eski ve yeni açıklamalarına baktığımız zaman bu teşhisin doğru olduğu ve R. T. Erdoğan’ın 15 Temmuz 2016’da müttefikleri ile birlikte kendi rejimine karşı düzenlediği “kontrollü isyan”ın o darbenin “kanlı bir “final”i olduğu kolayca anlaşılacaktır.

  1. Bu tezi destekleyen bazı açıklamalar

Her şeyden önce 28 Şubat döneminin genelkurmay başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu “28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek.”[2] demişti.

Şüphesiz 28 Şubat darbesinin bütün renkleri ile sivil topluma verdiği zarar, askeri baskılara boyun eğerek “irtica ile mücadele kararları”na imza atan[3] siyasi otoriteye verdiği zararın çok ötesindeydi. O dönemin ve günümüzün aktif isimlerinden biri olan Vatan Partisi genel başkanı Doğu Perinçek konu hakkında şunları diyecekti: “28 Şubat’ta askeri darbe falan yok. 28 Şubat’ta Erbakan’ın imzaladığı 17 maddelik önergenin 12’sini bizzat ben yazdım. Erbakan kendi iradesiyle bu belgeyi imzaladı.[4]

TSK psikolojik harp dairesi eski başkanı ve Ergenekon davası sanıklardan Albay Dursun Çiçek, Mart 2016’da Hürriyet’e verdiği demeçte ise şunları söyleyecekti: “28 Şubatın aslı amacı irticaydı… İrtica, bizim için yüzde 80 Cemaat’ti. Onun dışında ufak gruplar vardı. Ama yargıya, orduya, polise sızmak isteyen grup esas Cemaat’ti.[5]” 28 Şubat darbesinin en büyük destekçilerinden biri olan Perinçek’in 25 Ocak 2017’de Aydınlık gazetesinde yazdıkları da bunu teyit etmektedir: “28 Şubat süreci, başlangıçta FETÖ-Çiller ittifakını hedef almış (tır)… 28 Şubat sürecinde, Fetullahçılığın Cumhuriyete karşı tehdit olduğunun saptanması, belirleyici önemdeydi.[6]

Bu “saptama”nın ardından Perinçek günümüze dönerek aynen şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Türkiye 15 Temmuz’dan sonra 28 Şubat sürecinin yarım kalan programına döndü.[7]” Tasfiye listelerini kendilerinin hazırladığını her fırsatta dile getiren Perinçek, “15 Temmuz’dan sonra” cümlesi ile kontrollü darbe sonrası ordu, emniyet, yargı ve tüm sivil toplum kesimlerini hedef alan “cadı avını” kastettiğini belirtmeye gerek yok sanırım!

Vatan Partisi genel başkan yardımcısı Nusret Senim’in açıklamaları da aynı kategoride değerlendirilebilir: “28 Şubat 1997 kararları Cumhuriyet Devrimi kanunlarının uygulanmasını öngören, 18 maddelik MGK kararıdır. Cumhurbaşkanı Demirel Başkanlığındaki MGK kararlarını o dönemki Başbakan ve hükümet de kabul etmiştir. Başbakan Erbakan imzalamıştır. Bu kararlar Erbakan’a karşı değidir. Nitekim 28 Şubat davasında tanık olarak çağrılıp dinlenen Tansu Çiller, “Bu kararlar bize karşı alındı” dedi. Çiller’in başbakanlığı o karardan sonra önlenmiştir. 28 Şubat’ın esas hedefi Susurlukçulardır, Çiller’dir ve Çiller’in ortağı FETÖ’dür. O günler hatırlanırsa FETÖ’ye karşı olduğu çok net görülür. Esas olarak Fethullah Gülen’in örgütüne karşı işlemler yapılmıştır.[8]” ,

Bu saptamayı destekleyen diğer bir açıklama ise Ergenekon davasında tutuklanan eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’dan gelmiştir:

“Ergenekon ve Balyoz gibi davalar Türk Devleti’ne ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik büyük bir komploydu. Şunu açık yüreklilikle itiraf etmeliyim ki, bu mücadeleyi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan daha iyi ve daha başarılı başka kimse yapamazdı.[9]

“Neden Erdoğan?” sorusuna en güzel cevabı veren ise yine aydınlık gazetesinden yazar Sabahaddin Önkibar:

“FETULLAH’IN YEGÂNE PANZEHİRİ TAYYİP! Sevelim sevmeyelim şu husus mutlak hakikattir. Hiç ama hiç kimse FETÖ zehrine karşı Tayyip Erdoğan’dan daha iyi panzehir olamaz. Düşünün binlerce türbanlı Fetullahçı kadın hapis! Eğer bugün iktidarda Tayyip Erdoğan olmasa yapılacak olan, “Başörtüsü hapsedildi” istismarı emin olun büyük bir taraftar toplayacaktı. İlaveten Erdoğan’ın üslubu ya da metodu bu mücadelenin kazanılmasında çok belirleyici zira bu zillet başka türlü kazanamaz.[10]

28 Şubat darbesini teşvik ve tertip edenler ile bugün çakma darbe bahanesi ile Türkiye’deki demokratik zemini hatta Türkiye’yi yok etmeye çalışanların aynı güçler olduğunu bilirsek 15 Temmuz’un 1997’deki 28 Şubat sürecinin kanlı bir devamı olduğunu ve Hizmet Hareketi’nin de bu iki darbenin ana hedefi olduğunu kolayca idrak edebiliriz. Bu hakikat, OHAL’in kaldırılıp terörle mücadele yasasının getirilmesi ve önümüzdeki günlerde kuvvetle muhtemel tüm İslami gruplara yapılacak olan operasyonlar ile tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacağından emin olabilirsiniz.

Muhammed Ubeydullah

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM