USD
6,3682
EURO
7,4441
ALTIN
246,3465

“Ağanın malı giderse hizmetkârın canı gider”

Seçimde yaşanan şiddet, milletimizin fedakarlığını bir daha gösterdi ve işin doğrusu, gözlerimizi yaşarttı. Neydi ihale musluklarını-pardon, birlik ve dirliğimizi- koruma adına ortaya konan arz-ı cesaret ve dahi vahşet. Ben diyem Erzurum, siz deyin Urfa-Suruç… Ağanın malı giderse hizmetkârın canı gider, derlerdi. Şimdi o da değişti. Ağanın da hizmetkarın da malı aynı şekilde tehlikeye girdiği için millet kraldan fazla kralcı…

“Ağanın malı giderse hizmetkârın canı gider”
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Son öğrendiğim atasözü, kültürümü yükseltti diye sevindim sanmayın. Bir acı hakikatin çoook önceden haykırıldığının ifadesi: “Devletin çorbası, yağa doymazmış.” İzahtan vâreste…

***

Geçenlerde ziyaret ettiğimiz yabancı bir aydın, “Siz hizmetinize devam edin, doğru yoldasınız. Yapılan zulümleri fazla dile getirmeyin. Aydın olmasına aydın; lakin her aydının her kelamına kayıtsız şartsız belî demek de farz değil. Bir kere meselenin farklı yönleri var: Bize bakan yönü, dışa bakan yönü, zulmedene bakan yönü ve en önemlisi hikmet boyutu.

Tamam biz de öyle diyoruz, zulüm var diye ağlayacağımıza hayır bildiğimiz istikamette koşturalım. Bin tasa bir borç ödemez. Lakin bu, Anadolu’da hapsedilen mazlum ve mağdurların sesi olmaya mâni değil. Hem bu kaderi şikayet de değil, sadece mazlumun hakkını dile getirme ve zalimin zulmünü yüzüne vurma; bu arada alemi olan bitenden haberdar etme. Hayatu’s-sahabe’de, ashabın çektiklerini okuyarak şuur kazandığını iddia eden bazı şuursuzlar, “Ne diye bunları dile getiriyorsunuz!” dese de ne gam. Çeken, çektiğiyle kalmamalı. Çekilenler  istikbalde boy verecek filizlere can suyu olacaksa ne diye anlatılmasın?

Osmanlı sultanları sefere çıktıklarında, yanlarındaki tarihçiler bu yolculukta olan biteni gün-be-gün kaydederlerdi. O dönemi araştıranlar için bu kabilden olan Selimnameler, oldukça önemli eserlerdir. Ecdad tarih yaptı da sanki bugün tarih yapılmıyor mu? Biri yapar, biri yazar. Birileri zamanında Tek Parti günlerini gün-be-gün kaydetseydi altı okun zengin ettiği, zevkten altı köşe olanların torunları belki bugün, o dönemde yaşananları yok saymaya yeltenmezlerdi. Kaybetmemek için kaydetmek lazım, gün-be-gün, saat-be-saat, isim-be-isim…

ZAMANE FIKRALARI-43

Yazmak lazım çocuğuyla birlikte derdest edilenleri, kahve arkadaşının verdiği gazla kızını evlatlıktan reddedenleri, hamile evladını evden kovanları, melek-misal damadına terörist diyenleri, gündüz masumlara işkence edip gece de evinde sıkılmadan kendi  evladını şefkatle(?) sevip okşayanları, iki yüzlüleri, münafıkları…

***

Bu süreçte paramızın değeri gibi insanımızın da kalitesi düştü ya da açığa çıktı. Bir zamanlar Belçika’da fotokopi makinesine 1 Euro yerine 1 lira atan vatandaşımızın, dijital ekranda “23 fotokopi çekebilirsiniz.” yazısını görmesi; paramızın değerini değil, yapılan işin tanısızlığını göstermişti. Oysa işin aslı, bir liranın o işe yetmeyi bırakın, yanından bile geçmediğiydi. Bugün birilerinin parıldak, fırıldak ve ışıldak payandalı ateş böceği şovları da gerçek değerlerini gizleme adına kaderin kendilerine bir mekri olsa gerek…

***

Ne günlere kaldık, hücredekilerin Mushaf-ı şerif talepleri kabul görmüyor diye mesele Anayasa Mahkemesi’ne taşınmış da  oradan onay gelince istekleri yerine getirilmiş. Bari İslam Konferansı falan devreye girseydi bu çetrefilli icraat için. Düşünsenize, mushafı mescitten alacan, taaaa hücreye kadar taşıyacaan. Zor iş vesselam.

***

Bediüzzaman’ın yadigarı olan ve bu süreçle müjdelediği beklentisiz talebesi, Doksanlık çınar Topal Hafız,’ı nihayete geçenlerde saldılar. Hazret buyurmuş ki: “İçeride kaldığım bir buçuk seneyi bütün ömrüme değişmem.”

A be hazret, dünya nasip dünyası. Sen bir buçuk seneye Allah’ın izni, keremi ve bereketiyle bir ömrü sığdırırken; onlar da sana ve yârânına çektirerek zulüm adına ufacık bir zaman dilimine bir ömürlük melaneti sığdırdılar.

***

Ahmet Altan geçenlerde o dobra ve mert üslubuyla hepimizi tebessüme sevk etti. Hücredekilerin gece ibadetine şahit olunca, bir ziyaretçine, “Bir de teheccüt diye bir şey çıkarmışlar, kılıp kılıp duruyorlar. “demiş. İlahi üstat…

***

İhracat  ve ithalat ve dengesi hepten bozuldu. İthalat yerlerde sürünedursun,  ihracatın “at”ını atıp onu kuşa çevirdik ve “ihraç “terimini günlük hayatın ayrılmaz parçası haline getirdik. İhraç, onu ihraç, bunu ihraç, şunu ihraç. Kafamıza uymayanı ihraç, çarka çomak sokanı ihraç…

***

Memleketin itibarlı insanlarından, hayırsever işadamı Celal Afşar’ı da aldılar. Gerçi hayret etmiştim, bugüne kadar neden almadılar diye. Zira o şerefli insana bu demde kervandan ger kalmak yaraşmazdı. O şerefiyle, diğerleri de şeref…likleriyle tarihe geçtiler bir daha.

Seneler önce Bediüzaaman’ın kabir yeri meselesinde yaşadıklarıyla kalbi itminan bulan koca çınar, Rabbim’in engin lütfu ile bir kez daha itminan sağanağı altında istikbali müşahede eder umarım.

***

Bir zamanlar Aşık İhsan Yavuzer’i dinlemiştim Erzurum’da. “Rayından çıkmış tren / Kim bu treni süren, diren vatandaş diren…” diyordu. Tabi buradaki “diren”, “dayan, sabret” anlamındaydı. Vatandaş sabretmeyip ne yapsın. Çorlu’daki tren kazası hepimizi üzdü; göçüp gidenlere rahmet, kalanlara sıhhat. Lakin adamlar koca devlet trenini raydan çıkarmışken bazıları devrilen trenin görüntülerine dair yayın yasağını eleştiriyor. Tabi büyük trenin raydan çıkmasını dile getirmek cesaret istiyor.

***

Yeni Parti’den eski vaat, tam bir 28 Şubat vaadi… Her kapıyı açan(?) o kutsal(!)  kelimeyi ağzına alıp “Filancalardan tek kişiyi bırakmayana kadar mücadelemiz devam edecek!” diyen Meral Abla’ya şaşmayayım da ne yapayım? Sanki 28 Şubat’ı en iyi bilenlerden biri o değilmiş gibi davranmaz mı? O zamanlar edepsiz bir paşanın kendisi hakkında telaffuz ettiği nâ-sezâ ve nâ-becâ sözlerin, semtine bile uğrayamayacağı nezih insanları bitirme hevesinin ardında ne vardı, kendisine sormak isterdim. Ne güzel komşumuzdun sen, Meral Abla(?)

Kerem UMAR

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM