USD
6,4018
EURO
7,4755
ALTIN
246,7793

Prof. Dr. Fuat Sezgin… İbretlik ve Örnek bir Ömür

Peygamber Efendimizin(sav), “Mevtü’l-alimi ke mevti’l-alemi: alimin ölümü alemin ölümü gibidir” sözünün alimlerin ölümü münasebetiyle sık kullanıldığını biliyoruz. Bunlardan birisi Alman Şarkiyatçı Ritter’in, Babanzade Ahmet Naim için yazdığı “Üç defa kalemi elime aldım, üçünde de kalem elimden düştü. Çünkü ölen bir alimdi ve alimin ölümü alemin ölümü demekti” şeklindeki taziyesiydi.

Prof. Dr. Fuat Sezgin… İbretlik ve Örnek bir Ömür
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Fuat Sezgin, 24 Ekim 1924 tarihinde Bitlis’te dünyaya gelmiş. Orta okul çağına gelince Erzurum’a gelmiş, orada ortaokulu, ardından, o tarihlerde meşhur olan Erzurum Lisesini okumuştur. On dokuz yaşlarındayken Matematik okumak üzere İstanbul’a gitmiştir. İstanbul’daki bir akrabasının tavsiyesi üzerine İstanbul Üniversitesi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde, alanının uzmanı, meşhur Alman şarkiyatçı Helmut Ritter’in bir seminerine katılmış, bundan çok etkilendiği için o güne kadar taşıdığı ‘matematik mühendisi olma’ fikrinden vazgeçmiştir. Ertesi gün evraklarını alarak Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsüne kaydını yaptırmış ve oranın öğrencisi olmuştur.

İkinci dünya savaşının ayak seslerinin duyulduğu sıralarda İstanbul’da üniversite faaliyetleri ister istemez yavaşlamıştı. Üniversiteler birkaç ay daha başlamayabilirdi.  Ritter, öğrencilerine, hassaten Fuat Sezgin’e çok iyi bir Arapça öğrenmesi gerektiğini ifade eder. O da ibn Cerir et-Taberi’nin tefsiriyle işe başlayarak günde 15-18 saat çalışmış, 6 ay gibi kısa sürede Taberi tefsirini Türkçe metin okuma rahatlığında okuyup anlamaya başlamıştı. Hocası, yanında bulunan, Gazali’nin İhyau Ulumiddin kitabını Sezgin’in önüne koyar ve ondan okumasını ister. Sezgin hiç takılmadan onu da okuyup manalarını söyler. Bunun üzerine hocası Ritter, kendisine beş tane dil öğrenme vazifesi verdiği gibi her yıl da bu dillere yeni bir dil daha öğrenmesini, böylece  dil repertuarını genişletmesini kendisine salıklar. Biz, Sezgin’in 27 dili nasıl konuştuğunu, o günlerde atılan bu temelle ve gösterilen bu gayretle anlamış oluyoruz.

Fakülteyi bitirdikten sonra yaptığı İslami alandaki birkaç çalışması dikkat çekicidir. Bunların en önemlisi “Buhari’nin Kaynakları” konulu tez çalışmasıdır. Bu çalışmayı 1956 yılında yayınladığını biliyoruz. Ben de şahsen kendisini bu kitabıyla tanımaya başladım ve benim de ilgimi çekti.

Yazının arapçasını siz değerli okuyucular için hazırladık. Tavsiye etmek istediğiniz arap okurlar varsa buraya tıklamanız yeterli olacaktır…

Takvimler 1960’ı göstermektedir. Türkiye ve Türkiye halkı, her on yılda bir olan, satılmış müfsidin ifsat hareketine bir kez daha maruz kalmıştı. Halkından intikam almasını iyi beceren o günün idarecileri de 147 akademisyenin üniversitelerden ilişkisini keserek onları hapislere tıkmayı marifet saymıştı. (2017, 1960’dan daha da kötü olmalı ki, bu rakam şimdilerde on binleri buluyor) Fuat Sezgin de bu akademisyenlerin arasındaydı. Fuat Sezgin, Almanya’ya giderek bir taraftan canını o zalim ve gaddarların elinden kurtarmış, diğer taraftan da ilmi çalışmalarına orada devam etmiştir. 1965 yılında Cabir ibn Hayyan üzerine yaptığı araştırma ve çalışmaları konu edindiği ikinci doktora tezini de Frankfurt Üniversitesi Institut für Geschichte der Naturwissenschaften’de sunmuş ve bir yıl sonra profesörlük makamına yükseltilmiştir. Nihayetinde Fuat Sezgin, hapse atılmak, belki sağ çıkıp çıkmayacağı meçhul bir maceraya hedef olmamak için Türkiye’ye dönmemiş ve vatandaşlıktan atılmıştır.

İslam bilim tarihi alanında bütün şarkiyatçıların el kitabı gibi kullandıkları ‘Brockelmann’ın Geschichte der Arabischen Literatur’ adlı eseri geliştirmek ve genişletmek için  farklı ülkelerden 10’dan fazla akademisyen seçilir. Heyet ise, bu işi dünyada en iyi yapacak olan kişinin Prof. Dr. Fuat Sezgin olduğu kararını vererek kendisini lağveder. Sezginin hocası, sadece bir cildini gördüğü ve Arapçaya da çevrilmiş olan Tarihu’t-Turasi’l-Arabi’yi görünce, bu kitap gibi bir kitap şimdiye kadar ne hazırlandı ne de bundan sonra hazırlanabilir, diyerek Fuat Sezgini tebrik eder. Şimdiye kadar 17. cildi yayınlanan bu eserin dünyada bir benzeri daha bulunmamaktadır. Bu kitabın hazırlanmasında öne çıkan önemli bir husus da şudur: Sezgin, dünyanın neresinde olursa olsun, kataloglara ve literatüre  girmemiş  bir kitap duyduğunda, Almanya’nın kendisi için hazırladığı imkanlarla oraya gider, o kitabı bulur ve onun ya kendisini ya da mikrofilmini alıp Almanya’ya getirirdi. Onu hazırladığı kitaba, nasıl girmesi gerekiyorsa öylece, özenle koyardı.  Frankfurt’ta kurduğu, teknik, teknoloji ve tıp alanında kullanılan 800’den fazla aleti bir araya getirdiği yerde aynı zamanda büyük bir de kütüphane kurmuştur. Bu kütüphane, dünya genelinden bin bir türlü meşakkatle topladığı 45.000 cilt, çoğu el yazma eserle, 10.000’in üzerinde mikrofilm arşiviyle dünyada benzeri olmayan bir kütüphanedir. Ayrıca kendisinin hem ilgilenip hem yaptığı bu aletlerin tarihini de bizzat kendisi kaleme almış, “İslam’da Bilim ve Teknik” adıyla 5 ciltlik bir katalog neşretmiştir.

İstanbul  Gülhane parkında yaptığımız bir görüşmede kendisine, “Muhterem hocam, iyi ki Zat-ı alinizi biz Almanya’ya sürmüş ve vatandaşlığınızı iptal emişiz. Yoksa siz bu günkü Fuat Sezgin olamazdınız. Bu imkanları size Alman hükümetinin dışında hiç kimse sağlamazdı” dediğimde güldü ve “Doğru diyorsun Dr. Ali Bey!” demişti. Kendisinin dostu ve benim de arkadaşım olan Arap Dili ve Ed. Profesörü olan Sadi Bey’e Almanya’da bir ziyareti esnasında diyor ki, Sadi bey Allaha şükür biz ailece, hanımım ve kızım dahil  sahabe hayatı yaşamaya çalışıyoruz, bu kadar çalışma içerisinde ve bu kadar çok seyahatimde Dini vecibelerimi hiç aksatmadım.! Ne mutlu böyle hayat yaşayan insanlara! Prof. Sadi bey arkadaşımın da başı sağ olsun.

Fuat Sezgin’in 30 Haziran 2018 tarihinde, 94 yaşında vefat etmesiyle bilim dünyası büyük bir değerini daha kaybetmiş ve cidden yetim kalmıştır. O, dünyada ilk olan ve İslam dünyasının yüzünü ağartan Arap-İslam Bilim Tarihi’nin 18. cildini yazarken hayatını kaybetti. Bu vesileyle, eşi Ursula hanımın, Kızı Hilal hanımın, bilim camiasının ve sevenlerinin başları sağ olsun. Allah Taala makamını cennet etsin. Dün kendisini yurdundan kovup vatandaşlığını elinden alan zihniyetin bugünkü figüranlarının Merhumun  etrafında dolaşmaları tam bir nifak alameti olarak görülmeli ve ona da itibar edilmemelidir.

Dr. Dursun Ali Erdem

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM