USD
4,8070
EURO
5,5982
ALTIN
189,6341

ZAMANE FIKRALARI-42

Haftaya, Yunanistan’a Meriç’ten geçip altgeçitlerde flüt çalarak geçinmeye çalışan gencin hikayesiyle uyandık; babası bizzat şikayet etmiş, “Mürtecilerin elinden ben alamadım, yüce devletimize sığındım, onlar versin dersini!” demiş.

ZAMANE FIKRALARI-42
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Vicdanı mı tefessüh etmiş, babalıktan mı nasibini alamamış nedir, bilmem… Bildiğim bir şey varsa devletin çorbası yağa doymaz, istediğin kadar yağ yak, yaranamazsın.

***

Seçim günü Kamyonlar gene sahnedeydi, Şerife Bacı yoktu emme, olsun. Kamyon, kamyondur. Bu süreçte kamyon mefhumunun ehemmiyetini daha iyi belledik. Darbe tiyatrosunda gökten inmişçesine yüklü vaziyette, hemi de hiç vakit kaybetmeden kışla kapısında mantar gibi biten, sarayı çevreleyen ve dahi yurt dışına çıkarılan paraları bir gece ansızın gelebiliriz diyerek kaldırıp götüren kamyonlar, kamyonlar… Neyse ki YSK’yı da korumaya aldılar.

***

Seçim öncesi adamın biri demiş ki “Cemaat, bağlılarını sokağa çağırmış, bir çıksınlar, görecekleri var alimallah. Şu demek oluyor: Biz bir kere fitne selini arkamıza alıp katliam yaptık; etrafa küfür ve hakaret yağdırıp milleti darp ettik; lakin doymadık. Bir daha isterük!… İnsanların camilerin tuvalet kapılarında davasını dillendirdiği, dindarlık adına softalık tasladığı bir memlekette bu  da olur tabi ki.

***

Ben bu seçimden bir şey anlamadım. Gerçi hangisinden anladım ki!… Kim yağıp gürlese ardından bir şekilde kuzuya çeviriyorlar. Onca esirip ortalığı velveleye verenler neredeyse şehinşâh-ı cihanı tebrik sırasında birbirlerini ezecekler. Yahu gerçekten öyle mi yoksa ben mi bunların alayının bir oyunun parçası olduğu vehmine kapılıyorum, bilmiyorum.

***

Seçim yorumlarını toplam on beş dakika kadar izledim desem mübalağa etmiş olmam. Yorumlardan biri enfesti: “Yerini tek koruyan, Perinçek. Yine dipte, yine dipte… “ Lakin ne gam, dip dalganın sosyolojideki geçerliliğini(?) dibine kadar değerlendiren bu hilkat garibesi yine dipden yüzüyor, saman altından su yürütüyor, karda gezip izini belli etmiyor, diyemiyorum. İş öyle bir hal aldı ki adam ne yapsa açıktan açığa söylüyor. “Top bizim, çevgan bizim” diyor. Adam “Hizmette ileri, ücrette geri” Bir diğer kavle göre de “Sürü ters dönünce topal koyun başa geçer!”

***

Bir dostun babası da birçok baba gibi oğlunu darbecilikle itham etmiş. Gel çık ortaya, yurda dön, biraz yatıp çıkarsın, buyurmuş. Üstüne üstlük, oğlunu yurda dönmeye zorlamak için bir de bilet alıp yollara düşmüş. Bilet tarihini hiç  sormayın: On beş temmuz. Fesubhanallah.

Tabi arkadaş yer gelince taşı gediğine koymuş: “Babacığım hoş geldin, baş göz üstüne. Çantanda iddialarla geldin; lakin senin o malum tarihe bilet almamla benim hiç alakam olmadığı gibi söylediklerinle de alakam yok!” demiş.

***

Arkadaşım yurttan fotoğrafını yollamış amelelik yaparken. Ne de güzel yakışmış. Amele: adı üstünde, amel eden, işleyen, çalışan demek. Şerefiyle, namusuyla, kanaatiyle. İftihar ettim. Bir de başkalarına yardım etmesi yok mu? Bu da işin cabası. Kendine bakmakla yetinmiyor, ek iş yapıyor. Her sene hacca neden gidiyoruz diye hacı amcayı eleştiren hostes kızımız, benim haftada bir Kıbrıs’a kumara giden arkadaşıma aynı minvalde bir soru soramaması gibi para için vicdanını satan zamane dindarları bu arkadaşın halinden ne anlar acaba?

***

İşinden olmakla kalmayıp bir de geçici olarak mapusta yatan dostuma para yollayayım, dedim. Malum, onlar orda öyleyken burada rahat yemek olmaz. Ne hikmetse ne zaman para göndermeye niyetlensem biri arıyor, bir şekilde elime para tutuşturuyor “Bu da bizden olsun!” diye.

Lakin göndermek de bir dert. Uyuşturucu, kara para, Haliç sermayesi vesaire zift kanallarını bir şekilde örtenler; garibanlara gidecek üç kuruşu itina ile izliyorlar diye rahat rahat da gönderemiyoruz. Bin bir takla atıyoruz ki şeytana pabucunu ters giydirenler rahatsız olmasın. “Aheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın…”

Parayla da bitmiyor. Taa uzaklardan bir dost dedi ki mağdurlardan ev ihtiyacı olan biri varsa ayarla da evimi vereyim, orada kalsın. Tam birini bulduk ki mahalle muhtarı Namık Kemal’in “Ne utanmaz köpekleriz!” redifli şiirindeki siteme taş çıkaracak derecede bir alçaklıkla mahalleye gelen gideni öyle bir tarassut altına almış ki tazı desen hafif alır. Gerçi her şeye karışana sen muhtar mısın diye sormak Türkçe’mizde deyimleşmiş, ne yapsın.

Kerem UMAR

YORUMLAR






    0 YORUM