USD
5,3754
EURO
6,0779
ALTIN
214,0497

Erdoğan’ın ‘tutsak’ diplomasisi çöküyor mu?

        ‘Siyasal İslamcı politikalarla’ Türkiye’yi hızla Batı kampından uzaklaştıran Recep Tayyip Erdoğan’ın Batılı ülkelere karşı yürürlüğe koyduğu ‘tutsak’ diplomasisi dün (1 Ağustos 2018) ağır bir darbe yedi.

Erdoğan’ın ‘tutsak’ diplomasisi çöküyor mu?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

ABD, yaklaşık iki yıldır ciddi bir gerekçe öne sürülmeden tutuklu bulunan Rahip Andrew Brunson serbest bırakılana kadar bazı küçük ama sonuçları ciddi olabilecek yaptırımlar yürürlüğe koydu.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından duyurulan ve ‘Global Magnitsky yaptırımları’ olarak bilinen kanunlar kapsamında Türkiye’nin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ABD’dedeki mal varlıkları donduruldu, ABD vatandaşlarının bu kişilerle her türlü ilişkisi yasaklandı.

ABD ve Türkiye kamuoyundaki genel kanaate göre Erdoğan yönetiminin gittikçe ciddileşen Trump yönetimine karşı daha fazla ‘tutsak diplomasisini’ sürdüremeyeceği, ‘casusluktan, Kürtleri Hristiyanlaştırmaya, Gülen hareketinin temsilcisi olmaktan silah kaçakçılığına’ gayri resmi pek çok suçu işlediği öne sürülen Brunson kısa sürede serbest bırakılacak.

Peki Türkiye’nin başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerle ilişkileri neden bozuldu? 17-25 Aralık 2013’teki büyük yolsuzluk operasyonları sonrası başta Erdoğan ve ailesi olmak üzere Erdoğan’a yakın isimlerin ortaya çıkan yolsuzluk ve hukuksuzluklarından sonra Türkiye neden daha fazla ‘Siyasal İslamcı’ bir çizgiye kayarak, yaklaşık yüz yıldır ağır aksak da olsa yürüyen demokrasiden vaz geçti?

Bu sorunun belki de en kısa ve net cevabı Erdoğan’ın şahsında yatıyor: Rusya Lideri Vladimir Putin gibi imtiyaz ve güç sahibi bir lider olmak.

Daha önceki yıllarda ‘demokrasi amaç değil araçtır’ diyen Erdoğan, özellikle Gülen cemaatine mensup emniyet ve yargı mensupları tarafından başlatıldığı öne sürülen yolsuzluk operasyonlarından sonra, belki de fark ettirmeden yürürlüğe koymak istediği ‘tek adam olma’ hayalini hızla uygulamaya başladı.

Bunun için kendisine büyük bir düşman gerekiyordu ve bu da Gülen cemaatinden başkası olamazdı. Erdoğan kendi aleyhine olabilecek yüzlerce gazete, televizyon, dergi, radyoyu susturduktan sonra Gülen cemaatini şeytanlaştırma adımlarına hız verdi. Batı ve İslam dünyası ile ilişkiler, demokrasi, insan hakları, dinler arası diyalog, eğitim, eşitlik, siyasal İslam’a karşı duruşu başta olmak üzere pek çok konuda Türkiye’nin çehresini değiştirmeye başlayan bu hareketin kamuoyunun nezdinde karalanabilmesi için ‘CIA ajanı, Türkiye’yi hıristiyanlaştıran gizli örgüt’ gibi argümanlar kullanıldı.

Ancak kamuoyu yine de ikna olmayınca 15 Temmuz 2016’daki mizansen darbe yürürlüğe kondu. Erdoğan yönetimi bu kez Batı kamuoyu nezdinde darbenin arkasında bulunduğu gerekçesiyle Gülen Hareketini terörist ilan edebilmek için büyük bir çaba sarfetmeye başladı.

Ancak başta ABD ve Almanya olmak üzere hiçbir Batılı ülke Erdoğan yönetiminin delillerini ikna edici bulmadı.

Böylece Erdoğan’ın ‘hem Gülen hareketini yok etmek, hem de adım adım Putinleşme politikası’ Batı tarafından ciddi bir destek bulmadı.

Erdoğan da bu kez bazı ülkelere karşı ‘tutsak diplomasisi’ni yürürlüğe koymaya başladı. Türk asıllı Alman gazeteci Deniz Yücel, ABD’li rahip Brunson, iki Yunan askeri başta olmak üzere onlarca Batılı isim, Gülen cemaati ile bağlantılı oldukları gerekçesi ile tutuklandı.

Ancak özellikle Almanya’nın Yücel’i kurtarmak için Erdoğan ile gizli görüşmeler gerçekleştirmesi ve Yücel’e karşı birtakım tavizler vermesi hem Batı dünyasında, hem de Türkiye’deki demokrasi yanlıları arasında büyük bir hayal kırıklığı meydana getirdi.

Benzer bir politikanın Trump yönetimi tarafından da uygulanacağı ve bazı tavizler karşılığında Brunson’ın da serbest kalacağı sık sık ABD kamuoyunda dillendirilmeye başlandı. Hatta Brunson’ın iki yıllık tutukluluktan sonra geçtiğimiz hafta ev hapsine alınması da bunun başlangıcı olarak gösterildi.

Fakat Trump ve yardımcısı Mike Pence’in beklenmedik bir şekilde Erdoğan’ı hedef alarak sert açıklamalar yapması ve yaptırımlarla tehdit etmesi bir anda ilişkilerin daha da gerilmesine sebep oldu.

Buna karşılık Erdoğan ve üst düzey Türk yetkililerin klasik olarak dillendirdiği, ‘hiç kimse bizi tehdit edemez’ söylemi iki NATO müttefiki arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Peki Trump ve Erdoğan gibi her ikisi de kendi ülkelerindeki demokrasi yanlıları tarafından sevilmeyen liderler gerçekten attıkları adımlarda ciddiler mi, yoksa kendi kamuoylarını kandırmak için bir taktik mi izliyorlar?

Bunun cevabı bundan sonra atılacak adımlarla belli olacak. Eğer Erdoğan baskılara daha fazla dayanamayıp hiçbir taviz almadan Brunson’ı serbest bırakırsa bu Trump için ciddi bir zafer, Erdoğan için ise yenilgi anlamına gelecek.

Ama Trump yönetimi Erdoğan’ın istediği bazı tavizleri (Erdoğan’ın yolsuzluklarının simge isimlerinden biri olan Rıza Zarrab dosyasının kapatılması) verirse, bu kez Erdoğan başarılı, Trump başarısız olacak.

Fakat hem Zarrab dosyası bir şekilde kapatılıp Brunson da serbest bırakılırsa, şu ana kadar izlenen gerginlik diplomasisi, Trump-Erdoğan yapımı bir film olarak dünya tarihine geçecek.

Türk-ABD ilişkilerinde yaşanan gerginlik her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, ortaya çıkan net bir tablo var: Aslında Batılı ülkeler Erdoğan’ın gitmesini çok da istemiyorlar. Bir gün söylediğini, ertesi gün inkar eden ya da değiştiren Erdoğan gibi bir lider kurtlar sofrası olan Ortadoğu’da her zaman işlerine yarar.

Ancak Erdoğan’ın hem siyasal İslamcı bir kimliği sürekli ön plana çıkarması, hem de Rusya’ya daha fazla yaslanması şüphesiz Batı’dak bir takım çevrelerde rahatsızlık meydana getiriyor.

Erdoğan’ın Türkiye’de halk desteğini sürekli dinamik tutması için ‘siyasal İslamcı-milliyetçi kimliği’ vurgulamaktan başka bir çaresi yok. Aynı şekilde ekonomisi çökmek üzere olan bir Türkiye’nin güçlü bir ülkeye sırtını dayamaktan başka çaresi de yok. Bundan dolayı da Putin’den başka alternatifi yok.

Eğer Erdoğan, Batı dünyasının kendisine karşı artık tahammül edemeyceğini anlarsa ‘gerekirse siyasal İslamcı kimliğini’ de bırakır, Rusya ile köprüleri de atar.

Sonuç olarak Erdoğan Batı’ya karşı belki bir kumar oynadı, belki de bir oyun sergiliyor, bilmiyoruz. Bildiğimiz tek bir nokta var: Erdoğan Batılı büyük güçlere karşı izlediği ‘tutsak diplomasisinde’ sona geldi.

Ya Brunson’ı serbest bırakıp başta Zarrab olmak üzere istediği bazı konularda tavizler kopararak izlediği ‘tutsak diplomasini’ zirveye taşıyacak, ya da ABD hiçbir taviz vermeden yürürlüğe koyacağı daha büyük yaptırımlarla Erdoğan rejiminin sonunu getirecek.

M.REFIK GUNEY

YORUMLAR






    0 YORUM