USD
5,3481
EURO
6,0946
ALTIN
222,2662

          İHLAS ESASLI KARDEŞLİK VE DUA

Hakiki kardeşliğin şahsi manevisiyle,  hal i pürmelalimiz Rabbimize arz edilirse, böylesine içten duaların kabul buyurulacağı ümidindeyiz…

          İHLAS ESASLI KARDEŞLİK VE DUA
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

İnsanoğlu; tarihin her döneminde, gerçek kardeşliğin tesisi hususunda çok büyük tecrübeler ve imtihanlar yaşamıştır. Hz Adem(AS), ailesiyle birlikte dünyanın ve yaratılışın hikmetlerini  keşfetmeye çalışmış, toplum hayatına  geçişte de birlikte yaşayabilme süreci, imtihan esaslarının oldukça önemli bir kısmını teşkil etmiştir.  Uhuvvet, birlik- berberlik, Allah için insanları kucaklamak, gerçek kulluğun ve rıza ufkunun olmazsa olmaz bir esası olmuştur..

        Bediuzzaman Hazretleri bu hususun ehemmiyetini “kardeşliğin düsturlarını” kaleme alarak nazarımıza sunmuştur. Üstadımız:

“EY ÂHİRET KARDEŞLERİM ve ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:

Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarik-i hakikat, en makbul bir duâ-i mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.”

İhlas; en büyük kuvvet, en makbul şefaatçi, en büyük dayanak noktası, en kestirme çıkış yolu, en makbul dua, en kerametli taleplerimize erişme vesilesi ve gerçek kulluk çizgisidir…

Gerçek kardeşliğin tesisi ve şahsi manevi iradesinin  dua dua Rabbimize ulaşması için; ihlas düsturlarımızı birlikte hatırlayalım ve kendimizi bir nefis muhasebesine tabi tutalım:

 

“BİRİNCİ DÜSTURUNUZ

 

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

 

Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir”

         

Rabbimizin rızasını esas alırken; kardeşlerimizin muhabbetini, hukukunu, gönüllerini almayı ihmal etmemeliyiz. “Allahımızın hoşnutluğu temel merkezinden”  asla kaymadan pergelimizin diğer ayağıyla kardeşliğimizin değerlerini zirvelere taşımalıyız elbette…

 

İKİNCİ DÜSTURUNUZ

 

 

Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir.

 

Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.

         

Kardeşlerimizi şahsımıza tercih etmemiz esas olmalıdır. Bu düsturun  anlaşılması ve hayata geçirilmesi hiç de kolay değildir elbette. Günlük hayatımızda; bir çok temel meselede “can arkadaşlarımızı canımıza tercih edememe” imtihanlarına maruz kaldığımızı biliyoruz. Ancak Rabbimize yalvarıp gerçek kardeş olma ve kardeşimizi nefsimize tercih etme ufkunu lütfetmesini O’na arz ediyoruz…

 

ÜÇÜNCÜ DÜSTURUNUZ

 

Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz.

 

Evet, kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.

 

Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı delil göstererek ispat eder ve kendi kendine delil olur. “

         

           Kuvvetin gerçek sahibi Rabbimizdir… O dilerse “kuvvetin icrasını ve lehimize dönmesini temin buyurur… Kuvvetin vesilelere verilmesi gayretullaha dokunur, nimetleri elimizden alıverir bir anda….  Yunus’ :

        “ Bir serçe bir kartalı salladı vurdu yere

          Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu”  diyerek gücün hakiki sahibine işaret etmiştir… Küçücük bir serçe, koca bir kartalı yere vuruyorsa ona bu gücü veren  Allah’tır, telmihini yapmaktadır…

 

         

 

DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ

 

Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.

 

Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi’l-ihvân suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.

 

Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. takdir edici yoldaş olmak.”>hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası, samimî ihlâstır.

Gerçek hizmet erleri kardeşlerinin başarılarıyla iftihar ederler, onları kıskanmazlar, “Allah kardeşimin bu güzelliklere vesile olmasını lütfeylemiş.” diyerek hem nimeti gerçek sahibine verir hem de vesile olan kardeşlerini takdir ederler…

BÖYLECE HAKİKİ UHUVVET TESİS OLUNUR, ŞAHSİ MANEVİ UFKUNDA ELLER RABBİMİZE SAMİMİYETLE YÖNELİR, KURTULUŞ SADECE O’NDAN BEKLENİR…

 

Ümit ULUDAĞ

YORUMLAR






    1 YORUM

    • Erkam 28 Temmuz 2018

      Maşallah çok güzel bir yazı Allah razı olsun

      Cevapla