USD
5,3262
EURO
6,0711
ALTIN
210,3620

İSLÂM VE BİLİM

Üniversite çağına giren gençlerimizi bekleyen en önemli tehlikelerden biri bilim ile dini telif edememe durumudur…

İSLÂM VE BİLİM
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Üniversite çağına giren gençlerimizi bekleyen en önemli tehlikelerden biri bilim ile dini telif edememe durumudur. Adeta kimi üniversite hocaları, ki buna inançlı ve hatta ilahiyat hocaları da dahil, bilim ve inancın tamamen ayrı şeyler olduklarını, ikisini aynı kulvarda anmanın yanlış olduğunu söylemektedirler.  Kendini ve varlığı anlamaya çalışan gençlere bu, çok ağır bir zihni travma olarak yansımaktadır. Kim bilir belki de son zamanlarda sıkça gündeme getirilen gençlerdeki deizm ve ateizmin yaygınlığı bu illetden kaynaklanmıştır.

“Üniversitenin veya araştırma laboratuarının kapısından girerken din veya inanç gömleğini çıkarmassan gerçek bilim adamı olamazsın!!!” veya “camiden içeriye adımını atarken bilimsel düşünceyi veya felsefeyi bir kenara bırakacaksın!!!” veya “din ile bilim tamamen ayrı şeylerdir” gibi tamamen yanlış ve kasıtlı argümanlarla gençlerin beyinlerine zehir enjekte edilmektedir. Bir kısım dindar ve hatta ilahiyatçı profesörler bile Allah’ın varlığına, maddeden veya kainattan deliller getirerek bir yere varılamayacağını, bilimin böyle bir amacının olmadığını söyleyerek öğrencilerin dual yaşamalarına sebep olmaktadırlar. Bu durumda inanç, sanki  sadece bir aksesuar olarak kalmaktadır/görülmektedir. Bütün bu davranışlar daima bilimin hep en doğruyu söylediği inancına sevk etmektedir. Dini metinler bilim ile desteklenirse ancak anlam kazanabilir onlara göre. Onlara göre “inanmak da bir ihtiyaç olduğundan mukni olmasanız bile dine inanmak insanı rahatlatmaktadır” ve bu anlamda dine ihtiyaç vardır.

Materyalist bilim ve felsefenin,  üstten bakan, sadece kendi verilerini doğru sayan bir sapık anlayışı vardır. Halbuki bilimsel verilerin en önemli hususiyeti yanlışlanabilir olmasıdır. Yıllarca doğru bildiğimiz bazı bilgilerin yanlış oldukları sonradan anlaşılmakta ve kitaplardan silinip gitmektedirler. Vahyi dogma kabul edip, ona şüpheyle yaklaşmak çok büyük bir saptırmacadır. Zira, esasen vahiy, nihai değişmez doğru bilgidir. Allah kainatı ve insanı yaratmıştır. O herşeyi en doğru olarak bilmektedir. Onun bilgisinin üstünde bir bilgiden söz edilemez. Bu anlamda bilim adamı terbiyeli ve saygılı olmak zorundadır. Yaratıcıyı imtihana çekmekten vazgeçmelidir. Elbette bilim ile uğraşmak yeni bilgiler elde etmek, keşifler yapmak çok değerlidir. Ancak bu Yaratıcıyı inkar etmeyi bir marifet saymayı gerektirmez.

Tıp ve Biyoloji alanındaki kitapların bütünü materialist ve evrimci bir anlayışla ele alınmaktadır. Bütün akademik makaleler evrim üzerine inşa edilir. Makalenizde güya evrimi destekleyecek bir sözünüz veya yorumunuz varsa yayınlanması kolay olur. Evrimin aksine söz söylemek bilim adamına yakışmaz. Afaroz edilirsiniz. Evrim hiç bir laboratuar deneyine veya kanıtına dayandırılamadığı halde bir dogma olarak önümüzde durmaktadır. Dual yaşamayı öğrenirseniz üniversitede; materialist, evrimci ve tesadüfçü olurken, camide basbaya müslüman olabilirsiniz. Şimdiye kadar tesadüfen mükemmel bir şeyin ortaya çıktığına dair bir tek delil yokken, tesadüflere ve evrimin de tesadüflerle ortaya çıktığına inanmak zorundasınız. Hiç tesadüfen DNA olur mu? Tesadüfen hemoglobin, miyoglobin olur mu? Tesadüfen bir dikiş iğnesi olmuş mu da hücrenin zarı, mitokondrisi, golgi aygıtı olsun?

Kur’an çok sayıda ayetlerle bize bilim yapmayı emretmektedir. Dolayısıyla bir müslüman din ile bilimi asla birbirinden ayıramaz. Laboratuara giderken inançlarını geride bırakamaz. Camiye giderken de bilimden uzak kalamaz. Kur’an’ın ilk emri “oku”dur. Burada sadece salt kitap okumaktan bahsedilmemektedir. Buradaki oku emri, maddeyi araştır, bilim yap anlamını da taşımaktadır. Kaf Suresi’nin  6. ayetinde “Hiç üzerlerindeki göğe bakmazlar mı? Bakıp da Bizim onu nasıl sağlamca bina ettiğimizi, onda en ufak bir çatlaklık, dengesizlik olmadığını düşünmezler mi?” denilmektedir. Bu ayet çok açık olarak araştırmayı emretmektedir. Kur’an’ın bu ve benzeri emirlerini ifa eden müslümanlar uzun yıllar boyunca bilimde öncülük yapmışlardır. İbn-i Sina, Zehravi gibi büyük tıp adamları yetişmiştir. Tarihte bilimde öncülük etmiş şahısları burada saysak sayfalar yetmez.

Bir Biyoloji laboratuarında araştırma yapan bir bilim adamına onun inancı ne gibi zarar verebilir, bunu anlamak mümkün değildir. Müslüman olmak zaten bilim yapmayı gerektirdiğinden onun inançları onun için ayrıca çok büyük bir motivasyon kaynağıdır. Kainatta, canlılarda ve hususiye tle insan vücudunda herşey bir ölçü, bir nizam ve bir sanatla yaratılmıştır. Bu sanatı görebilen, ruhunda-kalbinde hissedebilen bilim adamı için dünyada daha güzel bir şey olamaz. Bu aşk ve heyecanla laboratuara girer. Yaptığı işin bir ibadet olduğunu bilerek yapar. Dolayısıyla din bilimi asla engellemez. Bilim yoluyla Allah’ın varlığı, üstün kudreti ve sonsuz ilmi zevkle derkedilebilir.

Bediüzzaman hazretlerinin din ile bilimin ayrı düşünülmemesini hatırlatan şu sözleri çok önemlidir: “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir.  Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder”. Burada açıkca din ilimleri ile fen ilimlerinin birlikte ele alınmasından (imtizaç) bahs etmektedir. Eğer bu yapılmazsa öğrenciler ya taassup girdabına girerler ya da şüpheye düşerek Allah’ı inkar ederler. Veya üçüncü bir yol var ki, dual yaşamaktır; bu da eninde sonunda şizofreni ile sonuçlanır.

Midemizin, gözümüzün ve kulağımızı gıdası ayrı ayrıdır. Gözün gıdası güzel manzaralar, kulağın ise seslerdir. Aynen öyle de aklın gıdası ile kalbin gıdası da farklıdır. Aklın gıdası ilim, mantık, bilim ve fenlerdir. Kalbin gıdası ise sahibini bulmak onu tanımaktır; tesbihtir, namazdır, duadır, ibadettir. Biri eksik oldu mu, insan da eksik olur. Sadece kalbini besleyenler, mutaassıp olurlar; inançlarını taklitten kurtaramazlar. Zira tahkiki bir iman bilimden geçer. Sadece aklını doyuranlar ise itikadi konularda şüpheden kurtulamazlar. Zira imanın yeri kalptir. Bilim tek başına iman etmek için yeterli değildir.

Sarsılmaz (tahkiki) bir iman için bilim gereklidir. Tabiattaki olaylardan yüce Allah’ın varlığına ulaşan insan kalben mutmain olur. Allah’ın varlığını görüyor gibi (aynel yakin) tasdik eden bir insan ibadetlerini aşkla gerçekleştirir. Günahlara girmekten daha kolay sakınır. Sonuç olarak din ile bilim birbirinden ayrılamaz. Dine saygılı insanlar bilime de saygılı olmak zorundadırlar. Bilim yapmanın müslümanlar için acil, önemli ve gerekli olduğuna inanmalı ve teşvik edilmelidirler.

Prof. Dr. Ömer Yıldız

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM