USD
6,3830
EURO
7,4583
ALTIN
246,7207

12 Eylül 1980’i yaşayanlar anlatıyor

“Bir yıl sonra babam beni ziyarete geldiğinde Kürtçe ‘Tu çawani (Nasılsın)’ sorusuna ‘Ez başım (İyiyim)’ diye yanıt verdiğim için derhal apar topar bizi ayırıp özel sorgulamaya aldılar, 25 gün copla dövdüler”

12 Eylül 1980’i yaşayanlar anlatıyor
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

“Bir yıl sonra babam beni ziyarete geldiğinde Kürtçe ‘Tu çawani (Nasılsın)’ sorusuna ‘Ez başım (İyiyim)’ diye yanıt verdiğim için derhal apar topar bizi ayırıp özel sorgulamaya aldılar, 25 gün copla dövdüler”

12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülke yönetimine el koymasının üzerinden 38 yıl geçti. 12 Eylül darbesinin geride bıraktığı izler hâlen silinmedi.

 

Darbede Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi’nde kalan eski BDP Van Milletvekili Kemal Aktaş, yaşadıklarını anlattı. Aktaş, “Bir yıl sonra babam beni ziyarete geldiğinde Kürtçe ‘Tu çawani (Nasılsın)’ sorusuna ‘Ez başım (İyiyim)’ diye yanıt verdiğim için derhal apar topar bizi ayırıp özel sorgulamaya aldılar, 25 gün copla dövdüler” diye konuştu.

 

Artı Gerçek’ten Ozan Üner‘e konuşan Aktaş, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yapılanların büyük bir insanlık suçu olduğunu, faillerin yargılanmadığını ve ancak yaşananların hiçbir zaman belleklerden silinemeyeceğinin altını çizdi.

 

Diyarbakır Cezaevi’nin sıradan bir cezaevi olmadığına dikkati çeken Aktaş, özellikle Kürtlerin buraya getirilerek “özgürlük mücadelesinin engellenmek istendiğini” söyledi. Aktaş, kendilerine dayatılan ilk kuralın “Ben Türküm” deme zorunluğu olduğunu söyleyerek, “Cezaevinde her şey bir işkence aracına dönüştürülüyordu. Bir yıl sonra babam beni ziyarete geldiğinde Kürtçe ‘Tu çawani (Nasılsın)” sorusuna “Ez başım” (İyiyim) diye yanıt verdiğim için derhal apar topar bizi ayırıp özel sorgulamaya aldılar. Saatlerce merdiven altında bekletildim. Sadece bir kelime Kürtçe konuştum diye ‘Bana hangi örgütsel mesajı dışarıya gönderdin’ diyorlardı. Ve bu olaydan ötürü 25-30 gün copla kaba dayak yedim” dedi.

 

Bir yıl fiili direniş yaptıklarını belirten Aktaş, “Bizim mahkemeler 24 Nisan 1981 yılında başlamıştı. Toplu olarak çıkartılıyorduk ve siyasi savunma veriyorduk. Mahkemeye toplu şekilde birbirimize kelepçelenerek gotürülüyorduk. Ellerimizi kanatırcasına sıkıyorlardı. Bizlere ilk önce siyah bir mont vardı, onları giydirmişlerdi. O siyah montların hepsi pislik içinde, sidik kokuyordu. Belli bir süre sonra vazgeçildi” diye konuştu.

 

“Cemal’in giysilerini istediklerinde öldüğünü anlamıştım”

 

Aktaş, en unutamadığı anın ise arkadaşı Cemal Kılıç’ın ölümü olduğunu anlattı.

 

Zihinsel ve bedensel engelli olan Kılıç’ın Esat Oktay tarafından zorla İstiklal Marşı’nı ezberlettirmek istenirken götürüldüğünü ve bir daha geri gelmediğini söyleyen Aktaş “Askerler, Cemal’in giysilerini istemeye geldiklerinde o zaman öldüğünü anlamıştım” dedi.

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM