USD
5,4650
EURO
6,1975
ALTIN
212,8475

AMERİKAN FİLMLERİNDEKİ GİBİ BİR BEKLEYİŞ Mİ?

Amerikan filmlerinde genellikle iyi adamlarla kötü adamların bitmeyen savaşları vardır…

AMERİKAN FİLMLERİNDEKİ GİBİ BİR BEKLEYİŞ Mİ?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Amerikan filmlerinde genellikle iyi adamlarla kötü adamların bitmeyen savaşları vardır. İyi adamlar binbir zorluklar altında, tuzaklardan bir şekilde kurtulur ve eninde sonunda kötüleri alt ederler. Kendilerini savaşı mutlaka kazanmaya adamışlardır. Bu durum aslında yeni dünyanın hayata bakışının da bir karakter fotoğrafıdır…

Peygamber Efendimizin hayatında ise mesele çok farklıdır: Maksat muhatabı alt etmek değil gönlünü kazanmaktır.  Kılıçların kınından çıkarıldığı bir savaş anında bile O, rakibini nasıl devireceğini değil, bir vesile bulup  barış ortamı oluşturup daha sonra da bahar esintilerinin serinlettiği vasatta derdini davasını anlatma gayreti içersindedir.  Düşman yok edilmez  kazanılmaya çalışılır. Mekke fethini gerçekleştiren Allah Resûlü (sav) Kâbe kapısının önünde yaptığı konuşmanın sonunda Mekkelilere şu soruyu yöneltti:

 

“Ey Kureyş topluluğu! Size ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” Onlar, “Sadece hayır bekliyoruz çünkü sen iyi bir kardeşsin ve iyi bir kardeş çocuğusun” dediler. Allah Resûlü (SAV) “Gidin, hepiniz serbestsiniz” buyurdu.

O’nun hedefi, Mekke’yi fethetmekle birlikte insanların gönüllerini de fethetmekti. Nitekim kan dökmeye izin vermeyerek, evlerinde kalan, Mescid-i Harâm’a veya Ebu Süfyan’ın evine sığınan herkesin güven içinde olduğunu söyleyerek, endişe içinde bekleyen Mekkelilere “hepiniz serbestsiniz” müjdesini vererek ve nihayet genel af ilan ederek onların gönüllerini fethetmeyi de başarmıştı.

        Bizim şu anki ruh dünyamızda acaba muhatabı alt edip sonra da yapılan zülümlerin hesabını sorma hesabı ve hırsı, onları affedip kucaklama ve tövbelerine  vesile olma  rıza çizgisinin üstüne mi çıkıyor kim bilir?

      Hırslarımız, kin ve nefretimiz, intikam duygumuz bizleri olmamız gereken noktadan çok daha farklı bir bir çizgiye savurabilir. Öyle olunca da “Bu durumda Allah benden nasıl davranmamı isterdi?”  veya “Peygamber Efendimiz onlara nasıl yaklaşırdı?”  sorularının altında ezilir, kaybolurduk Allah korusun.

Yahudi bilginleri, Peygamberimizin Tevrat’ta bulunan pek çok sıfatını bizzat gözleriyle görüp tanımışlardı. Bazıları ise hâlâ araştırmaya devam ediyordu. Peygamberimizin Tevrat’ta anlatılan bütün sıfatlarını görecekler, ondan sonra iman edeceklerdi.

 

Bu Yahudi bilginlerinden birisi, “Onun Tevrat’ta, övülen sıfatlarından, kendisinde görmediğim, denemediğim, hilm sıfatından başka hiçbirisi kalmamıştı” diyerek, bunu da denemek ister ve sonrasını şöyle anlatır.

 

“Ben kendisini alış veriş sonunda belli bir vade ile otuz dinar borçlandırmış, borcun tahsiline bir gün kala gidip, ‘Ya Muhammed, hakkımı öde. Zaten siz Abdülmuttalip oğullarının âdeti borçlarını zamanında ödemeyip, uzatıp durmaktır’ dedim.

 

“Bunun üzerine Ömer bana, ‘Ey pis Yahudi, vallahi, Resulullahın evinde olmasaydın, sana haddini bildirirdim.” diye seslendi.

 

“Resulullah (a.s.m) Ömer’e, Ey Hafs’ın babası, Allah seni bağışlasın. Biz senden, başka türlü bir davranış beklerdik. Bana, onun bende olan hakkını güzellikle ödememi söyleyecektin; ona da, alacağını tahsil ederken yardımcı olacaktın ve daha nazik davranmasını söyleyecektin’ buyurdu.

 

“Benim Resulullaha karşı cahilce, kaba ve sert davranışım, Resulullahın yumuşaklığını arttırmaktan başka bir şey yapmadı.

 

“Bana, ‘Ey Yahudi, sana borcumu yarın sabah ödeyeceğim’ buyurduktan sonra Ömer’e, ‘Ey Hafs’ın babası, onu yarın sabahleyin istediği hurma bahçesine götür, beğenirse kendisine şu kadar ver. Verirken de sana şu kadar fazla veriyorum de. Eğer bu bahçedekine razı olmazsa, falan bahçeden şu kadar ver’ buyurdu.

 

“Ertesi gün Ömer beni hurmasını beğendiğim bahçeye götürdü. Oradan Resulullahın dediği kadar hurma verdi. Emrettiği fazlalığı da ekledi.”

 

Yahudi, Peygamberimizdeki alacağını bu şekilde tahsil ettikten sonra kelime-i şehadet getirir ve Müslüman olur. Niçin Müslüman olduğunu da Hz. Ömer’e şöyle açıklar:

 

“Ey Ömer, biliyor musun, Resulullaha niçin böyle davrandım? Çünkü Resulullahın Tevrat’ta yazılı bulunan bütün özelliklerini ve ahlâkını bütünüyle onun üzerinde gördüm. Görmediğim sadece hilmi ve yumuşaklığı kalmıştı. Bugün de hilmini denedim, onu da aynen Tevrat’ta yazılı olduğu şekliyle buldum. Sen şahit ol, şu hurmayı ve servetimin yarısını fakir Müslümanlara bağışlıyorum.”

 

Daha sonra bu Yahudi ailesinden yaşlı bir adamın dışında herkes Müslüman oldu. Peygamberimizin sabrını ve yumuşaklığım sadece bir hadisede göstermesi dahi insanların iman etmesine sebep olmuştu.

          Efendimizin hilm ve yumuşaklığı bizlerin de hayatını kuşatsın… intikam alma duygusuyla değil yaşatma ve kucaklama idealiyle yüreğimizi ısıtsın, ümit ve duasıyla…

Ümit ULUDAĞ

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM