USD
6,3868
EURO
7,4626
ALTIN
247,0430

EVRİM İNANCININ ÇÜRÜK DAYANAĞI (!) NE?

Evrim (evolusyon); en basit anlamıyla, zaman ile ortaya çıkan olumlu anlamda değişim demektir…

EVRİM İNANCININ ÇÜRÜK DAYANAĞI (!) NE?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Evrim (evolusyon); en basit anlamıyla, zaman ile ortaya çıkan olumlu anlamda değişim demektir. Mesela, ilk icad edilen cep telefonları ile şimdiki akıllı telefonlar arasında çok ciddi, akıl almaz bir değişme ve mükemmelleşme söz konusudur. Biyolojide evrim ise, canlı türlerinin, nesilden nesile değişime uğrayarak; ilk durumundan farklı aşama ve özellikler kazanmasıdır. Teknik bir ifadeyle, biyolojik evrim, bir canlı topluluğunun genetik bileşenlerinin, zamanla değişime uğramasıdır. Bu anlamda bitki veya hayvanlarda türden türe değişimi kastetmeyen bir değişim kabul edilebilir. Özellikle canlıların yaşadıkları iklim ve çevreye uyumu anlamına gelen adaptasyon bilimsel olarak ispatlanmıştır ve kabul edilebilir. Bu adaptasyonlar evrim içinde ele alındığında materyalistlerin kastettiği evrimi destekliyor gibi gözükmektedir. Ancak canlıların çevreye adaptasyonu evrim düşüncesine bir delil değil Allah’ın canlılara bahşettiği çok önemli bir hediye-inayet olarak ele alınmalıdır. Bunu evrime bir delil olarak göstermek son derece yanlış ve aldatmacadan başka bir şey değildir.

Adaptasyona bir örnek vererek devam edersek, kutuplarda tarım imkanı olmamasına rağmen hayat devam etmektedir. Kutuplarda yaşayan insanlar (eskimolar),  buğday ve diğer baklagiller, sebze ve meyve ürünleri yerine sudan yakaladıkları balıklarla beslenmektedirler. Normalde bizim beynimiz sadece glikoz kullanabilir şekilde yaratılmıştır. Kan şekeri düştüğünde bayılma ve arkasından koma ve ölüm gerçekleşir. Ancak eskimolar neredeyse sadece balık tükettiklerinden onların beyinlerinin bu yeni iklim ve beslenme ortamına uyum sağlamalarına izin verilmiş ve glikoz yerine yağ asitlerini kullanabilmektedir. İşte bu uyum mekanizmasına adaptasyon denilmektedir.

Evrim düşüncesindeki evrim tanımı ise, yukarıdaki tanımdan önemli ölçüde farklıdır. Evrimcilerin değişim kavramı altında savundukları şudur: İlk başta canlılar yoktu. Tesadüflerle veya kendi kendine tek hücrelerden ibaret olan mikroplar ortaya çıktı. Tek hücreli canlılardan çok hücrelilere doğru türler arası geçişler meydana geldi (!). Onlara göre, insanlar dahil bütün canlılar, çok uzak bir geçmişte yaşamış, tek bir ortak atanın, tesadüfi değişim süreci geçirmiş nesilleridir. Haşa, bu ortak ata da işte o mikroplardır. Mikroplardan parazitler, sonra çeşitli küçük bitki ve hayvanlar, sürüngenler, kuşlar, en sonunda omurgalılar ve insan. Nedense evrim hep mükemmele doğru gitmektedir. Peki bu ilim ve irade gerektiren dizaynı nasıl olmaktadır? Haşa hep kendi kendine. Haşa hiç dışardan müdahale olmadan, insan en sonunda da maymunlardan değişimle ortaya çıkmıştır.

Darwinist düşüncenin ikisi de son derece çürük şu iki dayanağı vardır: Mutasyonlar ve tabiatın etken olduğu seçilimdir. Başka bir deyişle, evrim inancının en temel(siz) iki mekanizması, mutasyon ve doğal seçilim (doğal seleksiyon) dir. Bunlardan ayakları yere daha sağlam basan başka dayanakları da yoktur.

 

DOĞAL SEÇİLİM

Evrim inancına göre, canlılığın devamlılığı ve türlerdeki çeşitlilik; doğal seçilim ve genetik mutasyonlarla sağlanır. Darwin kendisi yaşadığı dönemde mutasyonlar bilinmiyordu ve onun tek iddiasi doğal seleksiyondur. Doğal seçilim; canlının tabiattaki şartlara adaptasyonunu ve hayatta kalmasını sağlayan, en uygun genetik karakterlerin ayıklanmasıdır. Darwin’e göre doğal seçilim, canlıların varlığını ve çeşitliliğini açıklayan yegane mekanizmadır.

ADAPTASYON BİR NİMET-İ İLAHİDİR VE EVRİMLE İLGİSİ YOKTUR

Adaptasyon bir canlı türünün yaşadığı iklim ve coğrafik şartlara uyum göstermesidir. Tüm canlıların ortak bir atadan tesadüflerle türediklerini savunan evrimciler, adaptasyon kavramını yoğun biçimde kullanırlar. Aslında adaptasyonla evrim kavramı, Lamarck döneminin ilkel bilim anlayışının bir kalıntısıdır ve çoktan bilimsel bulgular tarafından reddedilmiştir. Bir canlının, bulunduğu çevrede daha iyi yaşamasını ve üremesini sağlayan özelliği Allah’ın bu canlılar üzerinde yarattığı adaptasyon sanatının bir sonucudur. Yukarıda adaptasyon için kutuplarda sadece balıkla beslenen eskimolarda beynin glikoz yerine yağ asitlerini kullanabildiği örneği verilmişti.

Adaptasyon zor bir çevrede canlının hayatını devam ettirebilmesi için ona Yaratıcının bahşettiği ekstra bir nimetten/lütuftan başka bir şey değildir. Normalde bu beynin yağları kullanabilme özelliği her insanda vardır. Hatta bu özellik Hazreti Adem’de  bile vardı. Ancak bu ekstra ihtiyacı yerine getiren genlerimiz kutuplar dışında yaşayan insanlarda bazı proteinler tarafından kitlenmiştir. Mesela bizim genetik yapımız da bu özelliğe sahiptir. Kutuplarda balık dışında gıda tüketilemediğinden Yaratıcı o insanlarda zor şartların zorlaması ile bu normalde kullanılmasına gerek olmayan genetik şifreyi çözmektedir ve kişiler bu yeni özelliklerini kullanabilmektedirler. Ancak bunun evrimle bir alakası yoktur. Adaptasyonun doğal seleksiyon olarak adlandırılması tam bir yanıltmacadır. Tabiat,  -haşa-  sonsuz akıl, irade ve güce mi sahip de böyle en mükemmeli seçiyor ve hatta bir türden diğerine geçişlere sebep oluyor? Tabiat, bir tanrı mı ki bunu yapabiliyor? Tabiat dediğimiz nedir, bana bir tarif edebilir misiniz? Toprak, su, hava ve onda cereyan eden olaylar tabiat olarak adlandırıldığında bu nasıl tanrı olabilir? Bir kere adaptasyonların türden türe atlamalara nasıl sebep olduğuna dair bilimsel bir kanıt yoktur. İnsan yine insan.

Genlerin kitlenme ve kullanılmasının engellenmesini daha ayrıntılı izah edersek; bilindiği üzere insan vücudu baştan bir tek hücreden çoğaltılarak yaratılır. Bu bir hücrenin (zigot) yarısı anneden yarısı babadan gelen genleri ihtiva eder. Bu tek hücrede göz hücresi olacak hücrelerin genetik yapısı da vardır; bağırsak veya deri hücresi olacak hücrelerin genetik özellikleri de vardır. Göz hücresi sadece göz için gerekli olan genleri kullanabilir. Diğer genler Cenab-ı Allah tarafından kitlenmiştir. Bu sebeple göz hücresi bağırsak, deri veya böbrek hücresi gibi davranamaz. Aynı şekilde bağırsak hücresinde göz için gerekli genetik özellikler vardır ancak bazı proteinler ile sımsıkı sarılmıs ve kilitlerinin açılması ve göze ait fonksiyonları yapması engellenmiştir. Bilim adamları bağırsak hücresinde bütün bedene ait genlerin var olduğunu keşfettiler ve bağırsak hücresini erkek cinsiyet hücresi (sperm) gibi kullanarak ovumu bağırsak hücresiyle dölleyebildiler. Bu da bize gösteriyor ki, bedenimizde Hazreti Adem’den bu yana genlerimizde gizli kilidi açılmamış bir sürü özellik var. Belki bunlar keşfedilebilir ve Allah’ın sanatı daha iyi anlaşılır ve insan neslinin faydası için kullanılabilir.

Evrimcilere göre doğal seleksiyon (seçilim) denen bu mekanizmayı, düşüncesiz ve tamamen tesadüfi, tabiat güçler yönetir. Kontrol yoktur. Hiçbir amacı yoktur fakat hep mükemmele doğru işler. Bu yüzden, canlılardaki değişim ve gelişim, anlık yararlara göre gerçekleşir. Doğal seçilim sayesinde canlılar, kendiliğinden ve çevresel faktörlerin etkisiyle, avantajlı değişimler geçirirler. Böylece, çevreye uyum sağlayan, başarılı bireyler ayakta kalır. Çevreye uyum sağlayamayanlar ise, elenir. Yeni Darvincilere göre de değişimi sağlayan ana mekanizma ise mutasyonlardır.

Bir bakıma Darwin, bu mekanizmaya, tanrısal bir anlam yüklemiştir. Darwin’in düşüncelerinde, asla bir Yaratıcı’ya yer yoktur. Bu sebeple evrim, tanrıyı reddetmek zorundadır. Darwin, doğal seçilimden, kusurları ayıklayan ve sürekli mükemmelliği sağlayan bir mekanizma olarak bahseder. Bugünkü Darwinciler ise, daha fazlasına inanırlar.

Yeni Darwinistler, bu seçilim mekanizmasını, canlılığı sürdüren ve canlılara hayat veren bir mekanizma olarak görürler. Evrimcilerin, doğal seçilime yükledikleri anlamlar, abartılı ve tutarsızdır. Adeta bu doğal seçilim, tüm canlı hayatı ve çeşitliliği -haşa- yaratır ve yönetir. Adım adım ve deneme yanılma yöntemiyle işleyen doğal seçilim, her canlının ihtiyacı olan yapıyı, bilinçsiz değişimlerle, o canlıya kazandırır. Bu kör seçilim, gerek hücre, gerekse organizma düzeyinde ortaya çıkan, tüm akıllı ve karmaşık düzenin, tek sorumlusudur. Tüm canlı hayatta, yüce yaratıcı(!) bir yasa olarak görülen doğal seçilimin yardımcısı ise, işleyişi tamamen belirsiz olan mutasyonlardır.

Sonuç olarak çevreye adaptasyon vardır, bu adaptasyon asla doğal seleksiyon değildir. Doğal seleksiyon ve evrim bilimsel olarak red edilmeye mahkumdur.

Prof. Dr. Ömer YILDIZ

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM