USD
5,4638
EURO
6,1975
ALTIN
212,8536

MİLLET AYA, BİZ YAYA

NASA çalışanlarından Serkan Gölge, izin döneminde gele gele yurda gelmiş…

MİLLET AYA, BİZ YAYA
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

NASA çalışanlarından Serkan Gölge, izin döneminde gele gele yurda gelmiş. Yahu mübarek, Merkür’e, Uranüs’e gideydin de böyle bir dönemde Türkiye’ye gelmeyeydin diyesim geldi. Zira kim kime dum duma, at izi it izine karışmışı bırak; kim at kim it o bile belli değil… Sen gel de başını belaya sok, iyi mi? Neymiş, bir tanıdığı bu da onlardan olabilir, demiş. Geliş o geliş, iki yıldır içeride. İki senede arkadaşları ne mekikler ne uydular gönderdi uzaya. Ya o? Avluda volta atıyor. Demek bizimkiler beyin göçünü geri döndürme adına böyle bir yol buldular. Tanıdığı ne mi demiş? Akrabalar arasında kendisinin CIA ajanı ve malum çevreden olduğu söylentisi dolaşıyormuş. Haram aleyküm. Millet Ay’a, biz yaya.

(Zamane Fıkraları, 49)

Amcanın biri, savcı olan eski talebesini bulmuş. Söyle bakayım uşağım, bizim oğlan karı mı satmış? Yok. Evrakta sahtecilik? Değil. Gasp ve darp? Yok canım, olur mu öyle şey. Sahtekarlık? Estağfirullah. Yani sadece cemaat? Maalesef. İyi o zaman , sorun yok elhamdülillah…

***

Şehrin birinde gayretli bir genç, okul kütüphanesini donatmak için sosyal medyada kampanya başlatmış. Olan göndersin demiş ki:  Biri de cevap yazmış:

Binlerce kitabımın bir kısmını Fatih Üniversitesi’ne, birkısmını Murad Hüdavendigar Üniversitesi’ne, bir kısmını Çamlıca Yurdu’na bağışlamıştım. Geri kalan birkaç yüz tanesi de evdeydi. Kapanan müesseselerdekiler zamâne Moğolları’nın eline geçtiği yetmemiş gibi  ilkokulu sekiz senede bitiren babam evdekileri de sadece içlerinde Üstad ve Hocaefendininkiler de var diye atmış. Neden? Korkusundan. Suç delili sayılır diye… Oysa kitaplığımın yelpazesi genişti. Nazım’dan Aziz Nesin’e, Orhan Pamuk’tan Çetin Altan’a, Hekimoğlu’ndan Ahmed Hamdi’ye, Nihat Sami’den nicesine kimler yoktu. Babam ne bilsin, neme lazım deyip çöpe atmış hepsini. Ötede iki elim, millete bu sendromu yaşatanların yakasında.

***

Adamın biri, karısını bıçaklayıp balkondan atmış. Öldürmeyen Allah öldürmüyor, kadıncağız kurtulmuş. Ya adam? E tabi o da kurtulmuş. Neden mi? Hakim bırakmış.

Millet hakime kızıyor, neden bıraktın diye. Yahu adam ne yapsın, herifi götürüp evinde mi yatıracak? Hapishanelerde yer mi var? Öğretmenden, avukattan, polisten, askerden, hakimden, asistandan, doçentten yer mi kaldı katili sapığı koymaya?

***

Tam da bunca musibet yağmuru altında nasıl sabredilir diye düşünürken din tacirleri imdadıma yetişti. Reis tesbihleri. Binlerce yıldır “Yâ Sabûr “ çeken diller bundan sonra “Yâ Tayyib, yâ Tayyib” demiş, çok mu?

Aklıma seneler önce Eminönü’nde yaşadığım olay geldi. Taksiye bindim, yol kalabalık. Şöförün ağzı öyle bozuk ki tiksindim, ineyim diye düşündüm. Az sonra birini aradı, “Bana cevşen ayarlasana.” dedi. Ben şaşırdım, “Yahu ne oluyor, acaba su-i zan mı ettim adam hakkında?” derken telefonu kapattı. “Abi bugün kandil, bu trafikte bekleyip para almadan eve döneceğime Sultanahmet’te yüz tane cevşenli kolye satsam yolumu bulurum!” demesin mi? Fesubhânallah!

Fıkra üretmeye ne derece müsait ve muktedir bir toplumuz değil mi? Daha doğrusu hayatımız fıkra.

Kerem UMAR

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM