USD
EURO
ALTIN

DOĞAL SELEKSİYON VE MUTASYON, EVRİMİ AÇIKLAYABİLİR Mİ?

Tabiatta canlılara, bitkilere ve hayvanlara dikkatli bir nazarla bakılırsa müthiş bir çeşitlilik gözlenecektir.

DOĞAL SELEKSİYON VE MUTASYON, EVRİMİ AÇIKLAYABİLİR Mİ?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Tabiatta canlılara, bitkilere ve hayvanlara dikkatli bir nazarla bakılırsa müthiş bir çeşitlilik gözlenecektir. Bitkilere, çiçeklere, ağaçlara bakalım, aynı çiçeğin onlarca yüzlerce çeşidine rastlayabilirsiniz. Mesela kelebeklere bakalım; boyutları, renkleri ve dış görünüşleri itibariyle herkesi hayran bırakacak bir çeşitlilik görebilirsiniz.

Sadece bir çiçeğin üzerinde onlarca hatta yüzlerce farklı tür kelebek ve arının konduğunu görebilirsiniz. Sadece bu bile “ol” deyince her şeyin gerçekten olduğu her şeye gücü yeten, sonsuz ilim ve sanat sahibi bir yaratıcının varlığını bize gösteriyor.

Daha önceki yazılarımızda evrimin bilimsel bir teori değil de bir inanç olabileceğini söylemiştik. Evrim belki de kişilerin inançsızlıklarına bir payandadır. Evrim inancına göre, canlılığın devamlılığı ve türlerdeki çeşitlilik; doğal seleksiyon ve mutasyonlarla sağlanır. Doğal seleksiyon; canlının tabiattaki hayat şartlarına adaptasyonunu ve hayatta kalmasını sağlayan, en uygun genetik karakterlerin ayıklanmasıdır.

Darwin kendi kitabını yazdığında genetik ve mutasyonlar bilinmiyordu. Darwin çevre şartlarının zorlaştığı durumlarda bir tür içindeki zayıf bireylerin yok olduğunu dayanıklı bireylerin yaşamaya devam ettiğini iddia etti. Yaşamaya devam eden bireylerde bir takim değişiklikler olması gerekiyordu ki bu zor şartlara uyum sağlayabilsinler ve yaşamaya devam edebilsinler.

Dayanıklı bireylerde yeni organlar gelişmeli ki veya bir kısım organlar yok olmalı ki tür devam edebilsin. Mesela, kuyruklar yok olmalı, dört ayaklı iken iki ayakla yürüyebilmeli, olmayan kanatlar hayvanın bedenine ilave olmalı idi. Darwin bu tür yaratılış mucizelerinin baştan olmayıp çevreye adaptasyon için ortaya çıktığını iddia etti.

Ancak bu iddiaları çocukların bile kabul edemeyeceği gülünç şeyler olduğu aşikar. Aslında mantıken doğal seleksiyon eğer olsa bile türlerin çeşitliliğine değil çeşitlerin azalmasına sebep olması gerekirdi. Çünkü onlara göre zor tabiat şartları dayanıklı olmayan türlerin yok olmasına sebep olmaktadır.  Darwin inancının doğal seçilimden başka, canlıların varlığını ve çeşitliliğini açıklayan dayanakları yoktur.

Aslında bireyler dayanıksız olabilir ancak türün dayanıksız veya zayıf olması akla mantığa uygun düşmemektedir. Her canlı türü kendi şartları ve çevresi içinde en üstün donanıma sahip olarak yaratılmıştır. Yaşadığı tabiat şartlarına ve çevreye uyumlu olarak en mükemmel şekilde yaratılmıştır. Bu anlamda bir sürüngen ile bir kuşun mükemmelliği arasında fark yoktur.

Birçok konuda insanlar hayvanlardan geri durumdadır. Darwin’in iddialarına teori veya düşünce demek bile yanlış olur. Zira Darwin düşündüğü zaman asla bu söylediği yazdığı iddiaları kendisi de kabul etmezdi. Bu olsa olsa körü körüne inanmadır veya kendini inanmaya zorlamadır.

Darwin’e göre doğal seleksiyon (seçilim) denen bu akıl ve mantık dışı mekanizma(!)yı, düşüncesiz ve tamamen tesadüfi, tabii güçler (sebepler) yönetir. İlme dayalı bir kontrol yoktur. Hiçbir amacı yoktur. Bu yüzden, canlılardaki değişim ve gelişim, anlık faydalara göre gerçekleşir. Doğal seçilim sayesinde canlılar, kendiliğinden ve çevresel faktörlerin etkisiyle, avantajlı değişimler geçirirler. Böylece, çevreye uyum sağlayan, başarılı bireyler ayakta kalır. Çevreye uyum sağlayamayanlar ise, elenir.

Bir bakıma Darwin, bu çürük iddiasına, ilahi bir anlam yüklemiştir. Adeta tabiatı ilah olarak kabul etmektedir. Darwin’in düşüncelerinde, asla bir Yaratıcıya yer yoktur. Bu sebeple evrim, Tanrıyı reddetmek zorundadır. Darwin, doğal seleksiyondan, kusurları ayıklayan ve sürekli mükemmelliği sağlayan bir mekanizma olarak bahseder. Bu mükemmellik tesadüfen olabilir mi? Çok mantıksız.

Bugünkü Darwinciler ise, daha fazlasına inanırlar. Ama bütün bunların akli mantıki hiçbir izahı yoktur.

Yeni Darwinistler, varlığı ispatlanamamış bu seleksiyon mekanizması(!)nı, canlılığı sürdüren ve canlılara hayat veren bir mekanizma olarak görürler. Evrimcilerin, doğal seçilime yükledikleri anlamlar, abartılı ve tutarsızdır. Adeta bu doğal seçilim, bir Tanrı gibi tüm canlı hayatı ve çeşitliliği yaratır ve yönetir. Adım adım ve deneme yanılma yöntemiyle işleyen doğal seleksiyon, her canlının ihtiyacı olan yapıyı, bilinçsiz değişimlerle, o canlıya kazandırır(!). Bu kör seleksiyon, gerek hücre, gerekse organizma düzeyinde ortaya çıkan, tüm akıllı ve karmaşık düzenin, tek sorumlusudur. Yeni Darwinciler genetik biliminin gelişmesi neticesinde tüm canlı hayatta, yaratıcı bir yasa olarak görülen doğal seçilimin sebebi olarak işleyişi tamamen belirsiz olan mutasyonlara bağlamaktadırlar.

Jeremy Rifkin, doğal seçilim konusunda bakın ne diyor: “Doğal seçilim teorisi (!), yüzyılı aşkın bir süredir, biyolog meslektaşlarımız ve genelde tüm dünya tarafından, yeryüzünde hayatın gelişimini açıklayan bir teori olarak, hiç eleştirilmeden kabul gördü. Bilim adamları, teoriyi olduğu gibi kabul edince; onun temelini oluşturan varsayımları pek dikkatli incelemediler. Eğer, bu varsayımlara dikkatli bakmış olsalardı, teoriyi desteklemek için ortaya konulan aldatıcı delilleri gördükçe, kendilerinden utanırlardı. Ancak bugün, ilk defa olmak üzere, bilim adamları, doğal seleksiyon görüşüne, eleştirel bakmaya başlamışlardır. Onların bulguları, hem teoriyi, hem de bizzat bilimin kendisini sarsmaktadır.”

 

Nitekim Gertrude Himmelfarb, bu konuda şu soruyu sorar: “Eğer doğal seçilim, en basitten en karmaşığa; en aşağıda olandan, en üst seviyedekine kadar; tüm türlerin gelişimini açıklamak istiyorsa; o zaman, basit ve aşağı seviyede olan türlerin varlıklarını nasıl açıklayabilir? Daha üstün veya daha yüksek formda bulunan türler, niçin daha bayağı veya daha aşağı türleri alt etmemiş ve onların yerini almamışlardır?”

Gerçekten de tabiattaki olaylar, mesela evrimcilere gore modası geçmiş alt türlerin hala yaşamaya devam etmeleri, “evrim teorisinin tutarsızlığı”nı ortaya koymaktadır. Örneğin; yaban arıları, kuzenleri olan bal arılarından, çok daha az yetenekli olmalarına rağmen; gelişip çoğalmaya devam etmektedirler. Bal arılarından daha az mükemmel fizyolojileri ile; tür olarak yok olmadan, ekolojik zincirdeki yerlerini korumaktadırlar.

Prof. Dr. Ömer YILDIZ

YORUMLAR






    0 YORUM