USD
5,3343
EURO
6,0986
ALTIN
209,5152

Erdoğan’ın darbe senaryosu artık kaldırılmayı bekleyen bir cenaze!

Her geçen gün kanlı 15 Temmuz 2016 darbesinin “kumpas” olduğuna dair yeni bilgi ve belgeler ortaya çıkmakta…

Erdoğan’ın darbe senaryosu artık kaldırılmayı bekleyen bir cenaze!
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Her geçen gün kanlı 15 Temmuz 2016 darbesinin “kumpas” olduğuna dair yeni bilgi ve belgeler ortaya çıkmakta. Ama ne yazık ki Türkiye’de bu bilgi ve belgeleri değerlendirip gereğini yapacak ne bir devlet “kurumu” ne de sorumluları sorgulayacak ve gerçekleri ortaya çıkaracak bir medya kuruluşu kaldı!

Aslında Erdoğan rejiminin, aylarca ABD’li papaz Bronson’un darbenin “akıl hocası” veya “fikir babası” olduğunu iddia edip sonra da mecbur kalınca salıvermesi, başlı başına resmi darbe hikâyesini çökerten bir hadiseydi. Ne var ki kamuoyu ne olup bittiğini anlamadan ve tabii ki sorgulamadan tüm dünyayı şoke eden Suudili gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı patlak verdi.

Erdoğan rejimi için gökte ararken yerde bulduğu bir fırsattı ve papaz hadisesi ile birlikte diğer gerçek gündemlerin perdelenmesi yolunda tepe tepe kullandı. Geçen hafta 15 Temmuz darbesinin, özelde Hizmet Hareketi’ne, genelde ise tüm Türkiye ve iğreti de olsa demokrasisine karşı planlanmış bir operasyon olduğunu ispat eden iki önemli itiraf da, bu medyatik patırtı ve gürültü arasında tartışılmadan kaynayıp gitti maalesef.

Demokrasinin en düşük standartlarının uygulandığı ülkelerde bile böyle skandal bilgi ve belgeler ortaya çıktığında hükümetler yıkılır, başkanlar, bakanlar istifa eder; ama gel gör ki bizim gibi tek adam rejimlerinde yaprak bile kıpırdamaz!

Çünkü ülkemizde 2011 veya 2013’ten beri devam eden süreç içerisinde tüm demokratik kurumlar etkisiz hale getirildi, hükümet ve icraatlarını kamuoyu adına denetleyecek mekanizmalar saraya bağlandı, muhalefetin tırnakları sökülerek iktidarın yedeği haline getirildi ve her şey fena ve fani bir adamın iki dudağından çıkan emirlere göre yapılır oldu.

Geçen hafta, Maliye ve Hazine Bakan Yardımcısı Nurettin Nebati aleyhine yazdığı bir yazıdan dolayı yandaş Yeni Akit gazetesinden kovulan ve Hizmet Hareketi’ne açık düşmanlığı ile bilinen gazeteci-yazar Nureddin Veren ile İslamcı gelenekten gelen ve geçmişte bugünkü iktidar çevreleri ile yakın ilişkisi olan Merkez Parti Genel Başkanı ve hukuk profesörü Abdürrahim Karslı darbe ile ilgili müthiş ifşaâtlarda bulundular.

AKP-Ergenekon ittifakının Ergenekon kanadında yer alan Veren, savcılığa verdiği şikâyet dilekçesinde Erdoğan’ı zora sokacak açıklamalarda bulundu.

Veren, Erdoğan’ın 2015 yılında Kırklareli Cezaevinden kendisini çıkarıp Cumhurbaşkanlığı resmi konutuna götürdüğünü, eski adalet bakanı Bekir Bozdağ’ın da bulunduğu toplantıda delil ve belgeleriyle ordu içinde darbe hazıklıkları olduğunu gösteren 6 sayfalık bir dosya sunduğunu belirtiyor. Ayrıca “Sayın Cumhurbaşkanı ve dönemin Adalet Bakanı bu dile getirmiş olduğum hususları değerlendireceklerini söylemişlerdir.” diye de ekliyor.

Veren, ardından şu değerlendirmeyi yapıyor: “Bu hadisenin üzerinden bir yıl gibi uzun bir süre sonra 15 Temmuz hain darbe kalkışmasının gerçekleşmesi, bu uyarıların hiçbirinin devlet organları tarafından dikkate alınmadığının, önleyici bir tedbir alınmadığının açık bir göstergesi olmuştur. Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü Hasan Doğan ve avukat Kezban Hatemi bu görüşmelerin şahididir.”

Veren, asker içindeki darbe hazırlığının “F.T.” tarafından yapıldığını iddia etse de bunun bir dezenformasyon olduğu açıktır. Zira o dönemde F.T. kelimesi henüz tedavüle sokulmamış, onun yerine daha çok “Paralel Yapı” ifadesi kullanılmaktaydı. Hatta o zamanlar Erdoğan daha henüz Paralel Yapı’nın bile suç ve terör örgütü olduğunu devlet kurumlarına kabul ettirememişti. 2014 yılının sonlarından itibaren özellikle Milli Güvenlik Kurulundan böyle bir karar çıkartmaya çalışmış ancak bir sonuç alamamıştı.

31 Kasım 2014 MGK toplantısında Paralel Yapı’yı “Milli güvenliği tehdit eden unsurlar” arasına sokmaya çalışmış, ancak MİT ile yakın temasta olan gazeteci-yazar Abdulkadir Selvi’nin de itiraf ettiği gibi sonuç bildirgesine böyle bir ifade bile koydurtamamış, bunun yerine “legal görünümlü illegal yapılar” ifadesi konulmuştu ki bununla daha çok PKK ve KCK yapılanması kastediliyordu.

Ayrıca Erdoğan’ın Paralel Yapı iddiasıyla emniyet ve yargıda yaptığı operasyonları, orduda da yapma çabalarına karşılık dönemin genelkurmay başkanı Necdet Özel: “Silahlı Kuvvetler elinde belge ile çalışır. Emniyet’ten, MİT’ten bilgi, belge istedik, henüz gelmiş bir şey yok. Belgesiz, bilgisiz, ihbar mektuplarıyla çalışamayız. TSK her türlü ayrımcılığa karşıdır. Yasalar çerçevesinde gereken her şeyi yaparız.” şeklinde açıklama yaparak karşı çıkmıştı.

Dolayısıyla Veren’in ifadelerinde kesin olan şey – Erdoğan çıkıp inkâr etmediğine göre – Erdoğan’ın darbe hazırlığından en az bir yıl önce haberdar olduğu ve önlemek için kılını bile kıpırdatmadığıdır.

Merkez Parti Genel Başkanı Abdürrahim Karslı’nın geçen hafta yaptığı açıklamalar da, 15 Temmuz Darbesi’nin kumpas olduğunu gösteren deliller arasında yerini aldı. Twitter hesabından yaptığı açıklamada dava dosyasının numarasını da vererek “İstanbul Cumhuriyet Savcılığında bir şikâyet dosyasından bir nüsha elime geçti (dosya no: 2018/174149).

Müşteki, hükumet erkânının 15 Temmuz öncesi yapılan işlemlerden nasıl haberdar olduğunu ve önlenmediğini belgelerle açıklıyor.” dedi. Karslı, “Yetkililer ‘ilgilenip gereğini yapacağız’ dedikleri halde ne yazık ki felaketimizi beklemişler. Neden beklemişler? Yazdığım dosya numarasında hepsi sabit. Allah’tan duam ve muradım gerçeklerin bir an önce gün yüzüne çıkmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Bu iki bilgi veya itirafı, daha önce ortaya çıkan diğer bilgi ve belgeler ışığında değerlendirdiğimizde muhalefetin “kontrollü darbe” ifadesinin içeriğini rahatlıkla doldurabiliriz. Paralel Yapı safsatası ile 2013’teki yolsuzluk dosyalarını kapatıp, emniyet ve yargıyı kendine bağlayan Erdoğan, aynı şeyi ordu içinde de yapmak istiyordu. “Paralel Yapı operasyonlarına müsaade etmem”, “Suriye’ye BM kararı olmadan girmem” (Hulusi Akar) ve “Çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, Kırmızı çizgilerimiz aşılırsa gerekeni söyleriz.” (Necdet Özel) diyen ordudaki subay ve generallerin bir bahaneyle tasfiye edilmesi gerekiyordu.

Köklü bir darbe geleneği ve eğilimine sahip ordu içindeki bazı komutan ve subaylar, Erdoğan-Ergenekon ittifakı ile irtibatlı askerler tarafından oyuna getirilerek sınırlı ve kontrollü bir isyan tertiplenir.

Suç her zaman olduğu gibi yine Paralel Yapı’nın üzerine yıkılır. İsyan aynı gecede bastırılır.

Gece yaptığı açıklamada darbe kalkışması için “Allah’ın büyük bir lütfu” diyen Erdoğan, ertesi sabah çok önceden hazırladıkları on binlerce isme operasyon yaparak bir gecede ortaya çıkan “F.T.”ye üye olmaktan tutuklar, ilerleyen günlerde bu rakamlar yüzbinlere varır. Tüm bu operasyonlar neticesinde ülkedeki yarım yamalak demokrasi de elden gider ve yerine tek adam rejimi gelir.

İşin garip tarafı ise, darbe ile alakası olmayan sivil tutuklu ve görevden alınanların sayısının askeri tutuklu ve görevden alınanlardan en az 20 kat fazla olması. Bu gerçek bile tek başına bu girişimin hain bir kumpas olduğunu gözler önüne sermeye yetiyor aslında.

Bu bilgi ve belgelerin pratikte hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini ve Erdoğan’ın “Atı alan Üsküdar’ı geçti” dediğini bile bile bunları neden mi dile getiriyoruz? Tabii ki tarihe not düşmek ve “Ben onlardan değildim!” demek için!

Muhammed Ubeydullah

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM