USD
5,3343
EURO
6,0986
ALTIN
209,5152

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri

140’tan fazla devlet ve hükümet başkanının katıldığı genel kurulun bu yılki teması “Birleşmiş Milletler’i Tüm İnsanlarla İlgili Kılmak: Barışçıl, Adil ve Sürdürülebilir Toplumlar için Küresel Liderlik ve Ortak Sorumluluklar” olarak belirlendi ve insan hakları evrensel beyannamesine uyum çağrıları yenilendi.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

140’tan fazla devlet ve hükümet başkanının katıldığı genel kurulun bu yılki teması “Birleşmiş Milletler’i Tüm İnsanlarla İlgili Kılmak: Barışçıl, Adil ve Sürdürülebilir Toplumlar için Küresel Liderlik ve Ortak Sorumluluklar” olarak belirlendi ve insan hakları evrensel beyannamesine uyum çağrıları yenilendi. Ülkemi temsilen genel kurulda bir konuşma yapan Başkan Erdoğan, 17 bini kadın ve çocuk olmak üzere 60 bin civarında insanın hukuksuzca yargılanmalarından habersizmiş gibi yaptığı konuşmada “BM’yi insanlığın adalet beklentisinin sözcüsü ve uygulayıcısı haline getirelim” mesajı verdi. Peki, nedir bu insan hakları evrensel beyannamesi ve ne önem arzetmektedir?
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 1945 yılında, Aralarında 50 ülkeden temsilcinin bulunduğu büyük bir ekip tarafından hazırlandı, 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler genel kurulunca kabul edildi ve yayınlandı.  Dünya savaşlarını takip eden yıllarda ortaya çıkan göç sorunları ve giderek artan milliyetçi-radikal ve dini istismar eden akımlar insan hakları ihlallerini de beraberinde getirmişti. Sosyalist ülkelerde yaşanan baskı, diktatoryal rejimlerin başta Yahudiler olmak üzere belli bazı ırkları toplu infaza başlaması, insanlık vicdanında kanayan bir yara idi ve bu yaranın bir an önce mualeceye ihtiyacı vardı. Batıda Fransız ihtilali ile başlayan “insan haklarını koruma” arayışı bu yıllarda haklılığını iyice pekiştirmişti. ABD Bağımsızlık Bildirgesinden ve Fransız anayasasından belli maddeler de alınmak suretiyle söz konusu beyanname hazırlandı.
Kimler tarafından ve ne amaçla hazırlandığının, hatta kimlerin bu beyannameye imza attığının dahi önemi olmayabilir ancak şunu kabul etmeliyiz ki, ortak demokratik haklara vurgu yapılması beyannameye değer katan en önemli olgudur. Çünkü insanlığın temel problemlerinin kaynağı ortaktır: Milliyetçilik, radikalizm, güç savaşı, egemenlik arayışı, menfaatler… Bu problemlerin kaynağını kurutmanın da tek yolu ortak akılla yürümek ve insan haysiyetine, insanlık onuruna yakışır tavır ve davranışlar sergilemektir. Nitekim beyannamenin önsözünde de bu durum açıkça ifade edilmiştir: İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına…

Peki, bunu tesis etmek adına neler yapılmalıdır?

Adaletin tesisi toplumlardaki bu büyük yaranın en önemli ilacı olacaktır. Hak ve adaletin tesis edilemediği ülkeler tek adamlık rejimlerin hükümferma olduğu ülkelerdir. Oralarda ortak akıl değil, toplumun tamamını kucaklayıcı fikirler değil, menfaat birlikteliğinde ortaya çıkmış marjinal gruplar hakim olacaklardır. Beyannamede buna açıkça vurgu yapılmış ve bu durum kayıt altına alınmıştır: İnsanın zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına
Hiç kimsenin iç huzuru bozma teşebbüsü kabul edilemez. Hak arayışı hukuk çerçevesinde ele alınır ve değerlendirilir. Keyfi ve hukuksuzca yargılamalar eskiden beri insanlığın ortak vicdanında sert tepkilere neden olmuştur. Bunun önlenmesinin tek yolu yargısız infazların önlenmesi ve hukukun işletilmesidir. Nitekim 11. madde bunu şerh edecek özelliktedir: Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Bugün Türkiye’de karşılaştığımız en temel sorunlardan biri şüphesiz ki suç unsurunun zamana göre yorumlanmasıdır. 11. maddenin 2. bendinde der ki; Hiç kimse işlendikleri sırada milli veya milletlerarası hukuka göre suç teşkil etmeyen fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez. 
Yani, resmi prosedürü yerine getirmiş, kurulduğu yıllar itibariyle hiçbir faaliyeti suç kapsamına girmeyen bir derneğe üyelikten kimse yargılanamaz. 20. maddede belirtildiği üzere “Her şahıs saldırısız toplanma ve dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine maliktir.” Devletin en temel birimlerinden biri olan denetleme mekanizmasının bütün onaylarıyla açılmış bir okulda çalışmış olmak suç değildir. Ulusal ve uluslararası herhangi bir suç unsuru taşımayan bir faaliyette bulunmuş olmak yargılanmak sebebi olamaz v.s.
Suudi Arabistan, Güney Afrika birliği ve 6 Sosyalist ülkenin çekimser kaldığı, 139 üye ülkenin oyuyla kabul edilen bir beyannameye ragmen, üye ülkelerden birinde başgösterecek keyfi uygulamalar öngörülmüş ve 13. Maddede serbest dolaşım hakkı getirilmiştir: Herkes herhangi bir devletin sınırları dahilinde serbestçe dolaşma ve yerleşme hakkına haizdir. Herkes, kendi memleketi de dahil, herhangi bir memleketi terketmek ve memleketine dönmek hakkına haizdir. Bu hak, insanlık onurunun korunması için en temel haktır. Türkiyede 15 Temmuz’dan sonra sıklıkla karşılaştığımız pasaport iptalleri, çıkış yasakları, vatandaşlıktan çıkarma gibi hukuksuzca uygulamalar BM nezdinde bir kıymet ifade etmemiş, iptal edildiği interpol’e bildirilen pasaportların iptal gerekçesi yeterli görülmemiştir.
Uzayıp giden maddeler… Tarihin değişik devirlerinde insanlık hakları bildirileri kabul edilmiş ve uygulanmıştır. Bunların en bilinenleri 1215 yılında İngiltere kralının da Kabul etmek zorunda kaldığı Magna Carta, 1776 ABD Bağımsızlık Bildirgesi, 1789 Fransız İhtilaliyle ortaya çıkan İnsan Hakları Bildirgesidir. Bir önsöz ve 30 maddeden oluşan beyanneme insani ve vicdani olmasının yanında aynı zamanda hukuki bir bildiridir. Bildiriye büyük katkılar sağlamış, bir dönem Birleşmiş Milletler temsilciliği de yapan Eleanor Roosevelt bu bildiriyi “Bütün insanlık için bir “Magna Carta (Magna Karta)” olarak tanımlamıştır.
İnsan haklarının en büyük koruyucusu ve kanun koyucusu da yegane yaratıcıdır. Allah, “Ey insanlar, rabbiniz birdir, babanız da birdir; hepiniz Âdem’densiniz, Âdem de topraktan.” buyurururHz. Peygamber’in hicret esnasında Medine’deki değişik inanç mensuplarıyla ve etnik gruplarla yaptığı Medine sözleşmesi, hayatı boyunca etrafındaki insanlara davranışları, çeşitli din mensuplarıyla ve kölelerle ilişkileri ve bu konudaki tavsiyeleri insan hakları açısından büyük öneme sahip belge ve uygulama örnekleridir.
Müslüman din adamlarımız, değişik vesilelerle İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini Veda Hutbesi‘ne dayandırmış olsalar da, ne yazık ki en büyük hak ihlaller yine Siyasal İslami İdarelerin hüküm sürdüğü ülkelerde yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir. Gazeteciler, din adamları, ev hanımları, öğrenciler, akademisyenler, iş adamları, aydınlar … toplumun hemen her kesiminden önemli bir kitle bugün topluca infaz edilmeye çalışılmaktadır. Ne yazık ki 139 ülkenin hiçbirinden bu zulmü durduracak bir ses çıkmamıştır. Hukuki hiçbir dayanağı olmayan bu durumdan kurtulmak için sabır ve niyaz ile Rabbe iltica etmekten başka çare olmamakla birlikte, imkanı olanların da madde 14’te belirtildiği üzere daha emin beldelere iltica etmesi bir zorunluluk olmuştur: “Herkes zulüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir.”

Bahadır Aslan

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM