USD
5,3754
EURO
6,0779
ALTIN
214,0497

AYAK SESLERİ-7

Dilimizde yer edinen “ayak kaydırmak” deyimi, en başta siyasilerin harcı.

AYAK SESLERİ-7
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Dilimizde yer edinen “ayak kaydırmak” deyimi, en başta siyasilerin harcı. Bizde farklı zihniyetten insanların aynı ofiste aynı işi yaparken doğrudan millet ve devletin bir mozaik olduğu hususunu yaşayarak göstermeleri çoğu zaman ulaşılmaz bir şey olmuştur. İşleyişi az çok bilenler, milletvekillerinin başlıca işlerinden birinin ayak kaydırmak, ayağı kaydırılanın yerine de kendi hükumetleri süresince ayağı kaymayacak birini koymak olduğunu bilirler. Eee, millet ne ki vekili ne olsun. Sütten süt, kaymaktan kayma, şaptan da şap çıkıyor. Hepimiz bu milletin evladıyız; lakin şapkayı önümüze koyup konuşmak da lazım.

Falan şehre gidersiniz; belediye Kürtlerde, TEDAŞ Azerilerde, Milli Eğitim Terekemeler’de… Köşe kapmaca gibi. Bir sonraki seçimde kim gelirse taşlar ona göre yerine oturacak. Filan üniversiteye gidersiniz, asistanlar yerli arkadaşlardan olmalı hezeyanını duyarsınız, ihale yolsuzlukları aile içinde kalsın, kırılan kol yenden çıkmasın diye dar dairedeki kadrolaşma faaliyetlerine şahit olursunuz.

Filan yer falanların kalesidir, idiyumu da az ratlanan tabirlerden değildir. Bir yere kapaklanan, mıknatıs gibi hemcinsini çekiyor.

***

Bunlara özellikle son yedi-sekiz yılda, vaziyete hükumet edenlerin insanları hizmet hareketinden olmaları ya da bu harekete yakınlık duymaları sebebiyle amansız bir şekilde tasfiye etmeleri eklendi.

Sene 2013 olsa gerek… Daha 17-25 ufukta görünmüyor. İstanbul’da filan kurumda bir idareci görevinden alınıyor. Sebep? Hizmet hareketinden olma şaibesi(!) söz konusu. Yerine gelen? Şarapçı bir M…’ci. Adam mesleğin yüz karası, uzmanlık alanı inşaat ihaleleri. Gel gör ki M…-AKP flörtü neticesinde “İşi ehline verin.” prensibi ayaklar altında. Tabi bunlar , bir tanışma esnasında bunları bana anlatan adamın iftirası da olabilir. Ciddiye almayabilirsiniz. Geçelim…

Gel zaman git zaman birilerinin “Bunları filan makamdan yukarı geçirmemek lazım.” nidaları yankılandı koridorlarda. Yahu söz konusu makamsa kritelere bakarsın, işe ehil mi, bir hıyaneti olur mu vesaire… Yoksa sorun ne?

17-25 hengamı, senelerdir büyüklü küçüklü ayak kaydırma hareketlerinin operasyonlara evrilmesi fırsatına çevrildi Allah’ın bir lütfu olarak. Asıl Allah’ın lütfu olan On Beş Temmuz tiyarosu ise trajedi filmi öncesi birileri için yolların tamamen açılmasından başka bir şey değildi.

Sonrasında demek isterdim; lakin öncesinde de sürgünler, aziller, aziller… Nereye kadar? Küçük bir şehirde o ameliyatı yapacak tek doktor ihraç edilince hastaların şehir dışına gitmek zorunda kalmasına kadar. Hele bir de birkaç yıldır şehirlerin suç haritasına vâkıf, her seviyeden emniyet mensubunun toplu sürüme maruz kalması yok mu? Bir gecede on bin kişi, hafta sonunda şu kadar bin kişi… Sanki balık avıdır, bolluğa bakın.

İnsan birkaç senedeki bu tür uygulamalara bakınca, bu yapılanların günümüzde kurulan demokrasi parkına(!) ulaşacak yollara döşenen parke taşlarından başka bir şey olmadığını görüyor. Alın size ayak seslerinin bir başka perdesi.

Kayırmayı kim yaparsa yapsın, kendince buna haklı mahmiller bulsa da umumi maslahat adına bunun sonuçları yıpratıcıdır. Keşke ehliyete bakılsa. Zira bu siyaset hastalığına tarihimizde bulaşmayan var mı bilinmez. Bir meclis ziyaretimizde vekillerimizin onu buradan şuraya, şunu buradan oraya almak için nasıl canhıraşâne uğraştıklarına şahit olmuştum da acı acı tebessüm etmiştim.

Acaba adaletin a’sının bu aralar içeri giremediği mahkeme salonlarına “Adalet, mülkün temelidir.” yazıları astığımız gibi tüm özel dairelere ve devlet dairelerine de “İşi ehline veriniz.” mi yazsak?” Nasıl olsa lazımıyla amel etmiyoruz, bari adı olsa. Belki bir gün o yazıların ne anlama geldiğini sorgulayan insan evlatları uğrar o mekanlara.

Kerem UMAR

YORUMLAR






    0 YORUM