USD
5,3697
EURO
6,0793
ALTIN
214,4239

Büyük şair Tanpınar’ın deyimiyle… “Modern Diktatör”

Bu ülkenin milliyetçi muhafazakârları, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı lafta sahiplenirler…

Büyük şair Tanpınar’ın deyimiyle… “Modern Diktatör”
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bu ülkenin milliyetçi muhafazakârları, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı lafta sahiplenirler… Aslına bakacak olursak Ahmet Hamdi Tanpınar’da, başta halkımız olmak üzere tüm insanlık adına, büyük dersler olduğuna şahit oluruz.

Gelin hep beraber Tanpınar’ın öncelikle kısa bir özgeçmişine, daha sonra da tarihin tüm gelmiş ve gelecek diktatörlerine atıfta bulunduğu o meşhur makalenin bir kısmına hep birlikte göz atalım.

Ahmet Hamdi Tanpınar; 23 Haziran 1901 tarihinde doğmuş, 24 Ocak 1962’de de ruhunu yüce yaradana teslim etmiş, adını da tarihe yazdırmış, şair, romancı, deneme yazarı, edebiyat tarihçisi ve aynı zamanda siyasetçidir.

Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar; “Bursa’da Zaman” şiiri ile geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tanınmış bir şairdir. Şiir, hikâye, roman, deneme, makale, edebiyat tarihi gibi birçok türe yönelmiştir.

İlk yazısı ise 20 Aralık 1928’de Hayat dergisinde çıkmıştır.

1930 yılında Ankara’da toplanan Türkçe ve Edebiyat Muallimleri Kongresi’nde, Osmanlı edebiyatının tedrisattan kaldırılması ve okullarda edebiyat tarihinin, Tanzimat’ı başlangıç kabul ederek okutulması gerektiğini söyleyen Tanpınar, kongrede önemli tartışmaların doğmasına sebep olmuş, aynı yıl Ahmet Kutsi Tecer ile beraber Ankara’da Görüş dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Sağlığı gittikçe bozulan Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Ocak 1962 tarihinde geçirdiği kalp krizi neticesinde İstanbul’da vefat etmiştir.

Cenaze namazı Süleymaniye Camii’nde kılınmış ve Rumelihisarı Âşiyân Mezarlığı’nda Yahya Kemal’in mezarının yanı başına defnedilmiştir. Mezartaşına meşhûr “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinin ilk iki mısraı yazılmıştır:

 

                               “Ne içindeyim zamanın

 

                                                Ne de büsbütün dışında…”

 

Şayet Tanpınar gibi büyük üstatların yaşantılarından, bilgilerinden, geleceğe bakış açılarından ders alınsaydı günümüzde bir medeniyet iddiası ile ortaya çıkan ırkçı linç güruhlar, başka bir şey üretemeyen karanlığı, biraz sorgularlardı.

Bugün sokaklarda terör estirenlerin, masum yurttaşlarımıza ve işyerlerine saldıran Vandal linç güruhların, büyük çoğunluğunun milliyetçi ve dini siyasete alet edenlerin içinden çıktığı herkesin az çok tahmin ettiği bir gerçek!

Bu utanç verici faşizm iklimi, Tanpınar’ın bir diktatörün düşüşü ardından kaleme aldığı meşhur makalesini hatırlatıyor bizlere…

Bu önemli makalede Tanpınar, diktatörü ve bir diktatörün bazı özelliklerini öyle şahane ve anlamlı bir şekilde resmeder ki, anlattığı kişinin yerine bir başka diktatörün ismin koyunca dahi yazı anlamını, açıklayıcılığını asla kaybetmemektedir.

Gelin hep beraber büyük üstat Tanpınar’ın yazdıklarını aşağıdaki örnek metinle ve diktatörün ismini çıkartarak birlikte analiz edelim.

Burada diktatörün ismi çıkarılmış biçimde bulacaksınız. Diktatörün yerine başka bir diktatörün ismini koyunca, yazının hala ne kadar anlamlı olduğunu siz de takdir edeceksiniz.

Söz büyük şair Tanpınar’ın (Yaşadığım Gibi, Dergâh Yayınları, Aralık 2000, Üçüncü baskı):

“Modern diktatörlerin büyük vasfı hâdiselerin peşinde gitmeleridir. ………. da öyle yaptı.

En kolay tarafı, herkesin gittiği yolu tercih etti. Bir Avrupa birliğinin, bir Akdeniz federasyonunun sağlam bir uzvu olacak bir ……….’yı kuracağı yerde eski ……….’yı diriltmek istedi.

……….’in harmanisi, ……….’in tacı onu günün hakikatlerinden öbür tarafa çekti. Realiteyi bir opera dekoruna feda etti.

Muzdarip milletlere el uzatacağı yerde onları bir sansar gibi boğmayı tercih etti.

Bir insan sansar olabilirdi. Fakat dünya tavuk kümesi olmaya razı olamazdı.

………. küçük bir hesap meselesinde aldandı.

Fakat o, her şeyde aldandı. Evvelâ dünyayı hesab ederken aldandı, sonra kendi şahsında, kuvvetlerini hesapta aldandı.

İyi bakılırsa onun hayatı kadar tamamlanmamış hayat pek azdır. Bir halk adamı olarak işe başladı.Fakat bir zümre adamı olarak iş başına geçti.

……….’ya hizmet etmek istedi. Fakat millet adamı olmak şöyle dursun, sadece bir “condottiere” olarak ………. ordusunda ücretli askerlikle talimini tamamladı. Büyütmek istediği ……….’yı ikiye ayırdı.” (Sayfa 72)

 

“Söz çok defa büyüklüğü öldürür. Çünkü insanı üst üste ve çok kolay zaferler kazanmaya alıştırır.”

 

………. kendi zümresini her gün bir yalan ve ümitle, sözünün sihri ve diyalektiğinin kuvvetiyle avuturken bugünkü sukutunu kendisi hazırlıyordu. Fakat söz korkunç bir silâhtır. O insanı yavaş yavaş soyar, çıplak bırakır.” (Sayfa 73)

“Kendisini bildi bileli mitingde, konferansta, merasim alayında vehminin, kudretinin, kininin, cinnetinin kudurttuğu bir kalabalık karşısında yaşayan bu adam, senelerden beri bütün çizgilerini değiştiren, buutlarını sonsuzluğa doğru uzatan, sözüne, el işaretine, bakışına mucizeli derinlikler veren bu sihirli aynadan, günün her saatinde kendisine yüzbinlerin tuttuğu bu aynadan mahrum kalıyor. Hakikaten hazin bir talih!” (Sayfa 74)

“………. bu “vaz’-ı sahne”yi benimsemiş adamdı. Siyaset onda bir hitabet ve sahne meselesiydi. Bakışlarını ve jestlerini, gülümseyişini, sözlerini hep bu bünyeden gelen kabiliyet idare ediyordu.

Terbiyeli kaplanı, tek masa ve tek statülü geniş çalışma odası, balkondan hutbe, içmek için kaldırdığı bardağı avucunun içinde kıran, sıkmak için kaldırdığı yumruğu bir çiçek koparıyormuş gibi narin bitiren jestler, hepsi orta derecede bir açık hava oyunu, çok defa kaba komiğe kaçan bir tiyatro idi.

Halbuki sahne ve hitabet kadar siyasete zıt şey yoktur. Çünkü her ikisi de insanı “exalte” eder, çıldırtır. Halktan hatibe ve hatipten artiste gelen karşılıklı tesirler insanı çok defa kendi sözünün sarhoşu ve konuşan ağzını bir nevi lakırdı değirmeni yapar.

………. senelerce konuştu, söyledi, tehdit etti. Bu heyecan isteyen kalabalığa tohum halinde serptiği müphem ümitleri, gene oradan dağlar kadar büyümüş topladı. Ve bir gün hâdiselerin karşısında kendisini kendi sözleriyle bağlanmış buldu.” (Sayfa 75)

Evet değerli okuyucularımız sizce de merhum Tanpınar’ın o muhteşem analizi tüm diktatörlerin gerçek simalarını bizlere göstermiyor mu? Takdiri sizlere bırakıyorum…

Erkam Yerenler

YORUMLAR






    0 YORUM