USD
5,3762
EURO
6,0895
ALTIN
214,8148

EMPATİ Mİ FENA-FİL- İHVAN MI ?

Empati; muhatabın halet i ruhiyesini anlama, kendini bir diğerinin yerine koyabilme…

EMPATİ Mİ FENA-FİL- İHVAN MI ?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Empati; muhatabın halet i ruhiyesini anlama, kendini bir diğerinin yerine koyabilme, başkasının dünyasını içselleştirme gibi anlamlar taşır… Arkadaşının fikirlerini, bakış açısını, beklentilerini çok iyi idrak edip onun problemlerine çözümler üretebilme çabasında olabilmektir bir başka deyişle. Empati yapan adeta karşısındakine; “Ben seni çok iyi anlıyorum, kendimi senin yerine koyma gayreti içerisindeyim.” mesajını vermeye çalışır.

“Duygudaşlık” olarak da ifade edilir; aynı duyguda buluşmak, kalbin birlikte atması anlamlarına da gelir… Empati diyaloga açılan bir kapıdır aslında; “Farklı dünyaların insanlarıyız ama ayrılıklarımız birlikte yaşamamıza, birbirimizi dinlememize ve duygularımızı paylaşmamıza mani değildir.” prensibiyle hayata bakabilmektir.

Bütün bu vecheleriyle empati, her insanın içselleştirmesi gereken olmazsa olmaz bir kavramdır…

Fena-fil-ihvan kavramıyla empatinin benzer noktaları olsa da bire bir aynı hayat tarzının ifadesi olmadıkları bir gerçektir… Bu iki kavram birbirinin alternatifi olmadığı gibi ideal insanda her ikisi de birlikte bulunmalı ve hazmedilmelidir…

Fena-fil-ihvan kavramını kısaca ifade edelim sonra da iki kavramın benzerliklerini ve farklı noktalarını anlatmaya çalışalım:

Kardeşinde yok olmak, onun nefsini kendi nefsine tercih etmek, maddi – manevi hususlarda sevgili dostunu önlemek, makamda ve şöhrette geride kalıp kardeşini nazara vermek, anlamaktan çok daha öte fikir ve ruh birliği içinde olmak, hiçbir kan bağı olmayan can arkadaşında fena olmak, kendi menfaatini onun için bir kenara bırakmak gibi derin manaları ihtiva eder…

Peygamber Efendimiz SAV ;

“Sizden hiçbiriniz, kendi nefsi için istediğini ve sevdiği şeyleri din kardeşi için de isteyip sevmedikçe gerçek bir mümin olamaz” [ Buharî, İman, 8; Müslim, İman, 69; Nesaî, İman, 19.] diyerek gerçek kardeşliği en beliğ şekilde ifade etmiştir.

Velilerden CÜNEYDİ BAĞDADİ [k.s] demiştir ki:

“Arkadaşlığın hakkı, kendi malından kardeşine bolca verip onun malına göz dikmemen, ona insaf edip ondan insaf beklememen, sen ona tabi olup onun sana uymasını arzulamaman, ondan sana ulaşan iyilikleri çok görüp senden ona ulaşanları az bulmandır.” [ Sühreverdî, Avarif, 433. [Trc:559].]

Üstad Bediuzzaman Hazretleri de, fena-fil- ihvanı şöyle izah etmektedir :

“Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir. Ehl-i tasavvufun mabeyninde ˜fena fi’ş-şeyh, fena fi’r-resûl’ ıstılahatı vardır. Ben sofi değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte ˜fena fi’l-ihvan’ suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna ˜tefâni’ denilir. Yani: birbirinde fani olmaktır. Yani kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyet ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır. Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakiki kardeşlik vasıtalarıdır.”

Hocaefendi hazretleri de bu hususu şöyle ifade etmiştir:

“ Bu hususta “hissî kardeşlik” önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok irâdîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gerekir. Müminlerin birbirini sevmesinde esas olan, hissîlikten öte vahdet-i itikad’ın vahdet-i içtimaiyeyi iktiza etmesine bağlı mantıkî kardeşliktir. Bundan dolayı Bediüzzaman Hazretleri, bize meselenin daima mantıkî yönlerini ve dinamiklerini göstermiştir. Mesela; “Hâlikınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir.. bir bir.. bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir.. bir bir, yüze kadar bir bir.” demiştir.

Dinimizin bütün emirleri, bir yönüyle, böyle bir “vahdet-i rûhiye”yi hasıl etmeye matuftur. Mesela, namaz bizi günde beş defa birlik kubbesinin altında bir araya getirir. Önce gelen önde durur, sonra gelen arkada.. bazen arzu etmediğimiz bir insanla yan yana namaz kılma mecburiyetinde kalabiliriz. Fakat orada kavgaları, küskünlükleri unuturuz. Saf tutarken topuklarımız, dirseklerimiz birbirine değer, omuzlarımız birbirini zorlar. Kollarımızı yanımızda duran insanın hatırına biraz içeriye çekeriz. Alnımız seccade ile öpüşürken, kollarımız da kardeşlerimizle sarmaş dolaş olur… diğer bir kardeşimizin kokusunu duyarız, o da bizim kokumuzu duyar. Rahatsız olacak yanlarını görürüz, o da bizim rahatsızlık verecek yanlarımızı görür. Bütün bunlar, yanında durduğumuz şahısla aramızda manen bir kısım iç ittisaller (temas, yakınlık), iltisaklar (birleşme) meydana getirir. Yani bizim fark edemeyeceğimiz ruh iltisakı, kalb ittisali olur. Fakat en azından, yanımızda duran insanın, kaçacağımız, uzaklaşacağımız birisi olmadığı hissi meydana gelir gönlümüzde.”

Yukarıda en başta Peygamber Efendimiz (SAV) olmak üzere bazı Hak dostlarından ibret ve hikmet pırıltıları alarak kardeşinde fani olma ufkunun prensiplerini tesbit etmeye çalıştık:

Gerçek mümin olmak; kendisi için istediğini ve sevdiğini, kardeşi için de istemek ve sevmek, seviyesinde olmayı gerektirir…

Maddi manevi her alanda nefsine kardeşinin nefsini tercih etmeyi gerektirir…

Kardeşinde fena olma, onun muvaffakiyetiyle mesut olma, kıskançlıktan uzak durma, gıpta ve imrenme ufkunda kardeşlerini takdir etmektir…

Kardeşinin maddi manevi değerlerine göz dikmemek, varlığından ona vermek, ona merhamet ve insafla yaklaşmak ama bunları ondan da beklemek niyetiyle yapmamak…

Allah için sevmek, kardeşlikte O’nun rızasını esas almak…

Hissî kardeşlik önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak hususu hissîlikten daha çok irâdîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gerekir. Kardeşlerin meziyet ve faziletleriyle şakirane iftihar etmek, birbirinde fani olmaktır. Yani kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyet ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.

Birlikte yaşamaya başlayınca kardeşimizle aramızda manen bir kısım iç yakınlıklar ve birleşmeler hasıl olur. Yani bizim fark edemeyeceğimiz manevi bir bütünleşme meydana gelir Allah’ın izniyle. Bu hal gerçek kardeşliğe açılan kutsal yolculuğun kapısı ve başlangıcı olacaktır.

Bu iki kavram arasındaki farkları şöyle ifade edebiliriz:

Empati; muhatabı anlamak ve anlayışla karşılamaktır…

Fena-fil-ihvan ise anlamanın ve anlaşmanın ötesinde yakalanılan idrakin icraate ve davranışlara dönüşmesidir…

Empati; beğenilmese de karşıdaki fikre saygı duyulmasıdır…

Fena-fil-ihvan; arkadaşının hayat tarzıyla ve fikri yapısıyla özdeşleşmek demektir…

Empati; birlikte yaşama kültürüdür…

Fena-fil-ihvan; hayatı her yönüyle paylaşmaktır…

Empati; muhatabın tercihlerine ve değerlerine katılma mecburiyeti gerektirmez…

Fena-fil-ihvan; kardeşini nefsine tercih etme hayat tarzıdır…

Empati; fedakarlık gerektirmez…

Fena-fil-ihvan; fedakarlığı esas alır…

Empati; muhatabı sevmek, takdir etmek, şakirane iftihar etme mecburiyeti getirmez…

Fena-fil-ihvan; sevme, takdir etme, şakirane iftihar etme zarureti getirır…

Sonuç itibariyle; empati de fena-fil-ihvan da doğru ve hayati kavramlardır. Biri yanlış biri doğru değildir.. Sosyal ve şahsi alanın farklı boyutlarında icra imkanları söz konusudur. İdeal bir müminde her iki kavram mecz edilerek icra edilmelidir…

Ümit ULUDAĞ

YORUMLAR






    0 YORUM