USD
5,3343
EURO
6,0986
ALTIN
209,5152

Haram Yemekten Kabız Olmak

Devletin büyük bir sıkıntıya düşmesi devlet ricalini müteessir etmemişti…

Haram Yemekten Kabız Olmak
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

“Devletin büyük bir sıkıntıya düşmesi devlet ricalini müteessir etmemişti. Herkes servetini artırmak çaresine bakıyor, aile bakanı, fırsattan istifade ederek kardeşinin rütbelerini artırmakla meşgul oluyordu.

O derecede ki aile bakanlığı müsteşarlığından az bir zamanda Kuveyt Büyükelçiliği rütbesini elde eden kadının diğer kardeşi de “Birkaç gün sonrasında da talih kuşunun konmasıyla Ulaştırma Bakan Yardımcılığı makamı rütbesine yükseliyordu.

En yüksek makamlara ulaşmak için hak ve adalet, silsile-i meratip aranmıyordu. Ellerinde nüfuzu olanlar taraftarlarını en yüksek makamlara yükseltiyorlar, hiç kimseden mukavemet ve itiraz görmüyorlardı.

Senelerden beri hizmet ve emek mukabili yüksek rütbeye ulaşanlar, gasp ile zorbalık ile işbaşına gelenlerin maiyetinde horlanarak çalışmaktan geri durmuyorlardı. Açlık ve cehalet herkesi kaderine razı ediyor, ilgisizliğini gittikçe artırıyordu. Devlet erkânı, mevkilerini muhafaza etmeyi, karınlarını doyurmayı haysiyet ve namusa tercih ediyorlar, bu lakayt hareketleriyle zorba takımının cesaretlerini artırıyorlardı.

Siyasi hayatta ve sosyal hayatta senelerden beri süren çöküntü alametlerinin önüne geçilmesi mümkün olmayan yeni yaralar açıyordu.

İstanbul’da keşmekeşlik hüküm sürdüğü sırada Anadolu şekavet ocağı (haydutlar ocağı) hâlini almıştı. İçişleri bakanın kapısındaki polis üniformalı SS birlikleri halkı tedirgin ediyorlardı.

….Asırların biriktirdiği kötü ahlak kaldırılamıyordu.”

Efendim bu satırlar Ahmed Refik’in tam 110 sene önce kaleme aldığı ve daha sonra da kitaplaşarak “Felaket Seneleri” ismini koyduğu yazılarından alıntı.

Metindeki italik kısımları orijinal değil, bendeniz konjonktüre göre değiştirdim. Günümüze benzeyen kısımları daha iyi aktarmak maksadıyla.

Ahmed Refik, her ne kadar “Felaket Seneleri” dese de yazılarında Osmanlı’nın o en parlak döneminin çok değil 150 sene sonrasını 1690’lı yılları anlatıyor.

Karlofça hezimetine giden yılları, o yıllara götüren yolları gözler önüne seriyor. Padişah Sultan II. Mustafa devrini özetliyor.

Tarihin değişmeyen bir tarafı sanki bu.

Devlet adamlarının ihtirasları, zenginleşmesi ve halkın o derece fakirleşip perişan olması.

“Yöneticileri fakir olan milletler zengin olur; yöneticileri zenginleşen milletler fakir olur.” sözü kime aittir bilinmez. Hadis diyen de var, birilerine nispet eden de.

Kimin söylediğinin bir önemi yok, sözün gücü bir büyük gerçeği suratımıza çarpıyor işte.

Sözlerimizi yine Ahmed Refik’in cümleleriyle bitirelim, parantez içindekiler bendenize ait:

“Mazlum halkın idaresini ellerine alanlar memlekette edilecek hizmetle kazanabilecek şan ve şerefi düşünmüyorlardı. (Devesa köprüler, gereksiz havalimanları ile milletin parasının nasıl çarçur edildiğini düşünün)

Ordunun mağlûbiyeti, Osmanlı kanıyla zapt edilen ülkelerin düşman ayakları altında çiğnenmesi onları asla müteessir etmiyordu. Tek gayeleri, ordunun mağlûbiyeti için tedbirlere girişmek… (15 Temmuz tiyatrosuyla bir koca ordunun nasıl darmadağın edildiğini düşünün)

[Tek dertleri] kendilerine servetler ve dirlikler temin edecek yeni bir vezir maiyetinde mazlum milletin sırtından geçinmekti.”

Türk tarihi biraz da zalimler ve mazlumlar tarihi…

Haram yemekten kabız oldular da ne zaman çatlayacaklar göreceğiz.

Allah’ım Sen’den korkmayanların şerrinden Sana sığınırım.

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM