USD
5,3343
EURO
6,0986
ALTIN
209,5152

HİZMET HAREKETİNİN DURUŞUNA DAİR…

Hizmet hareketinin son 5 yılına dair “ortalama  kanaati” ifade ederken camiadaki  ekseriyetin davranış, düşünce ve hadiseler karşısındaki duruşunu esas almaya çalıştık…

HİZMET HAREKETİNİN DURUŞUNA DAİR…
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

       Hizmet hareketinin son 5 yılına dair “ortalama  kanaati” ifade ederken camiadaki  ekseriyetin davranış, düşünce ve hadiseler karşısındaki duruşunu esas almaya çalıştık… Azınlıkta kalan; istisnai tepkileri dikkate almadık. Zaten cemiyetlerin, grupların tahlilleri yapılırken de çoğunluğun eğilimleri esas alınır…  Azınlıkta kalan davranış ve tepkiler de küçümsenmez, kaydedilerek ayrıca incelenir fakat bu yazıdaki konumuz; çoğunluğun bakış  açısını fotoğraflamaktır. Hadiseler karşısındaki genel duruşu gözlemleyip sonuçlar üzerine  tespitler yapmaya çalıştık:

1-Bütün zulme ve baskıya rağmen şiddeti, sertliği, silahlı direnişi kesinlikle  benimsemedi ve tercih etmediler. Hocaefendi’nin  bu hususla ilgili değerlendirmesinden kısa bir bölüm:

“Kötülük yapanları, kalben ölmüş insanları, nefis ve enâniyet cihetiyle hortlamış insanları, Allah’ım, insanlık ufkuna hidayet eyle! Gönüllerine lüyûnet lütfeyle. وَإِلاَّ، اَللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِهِمْ “Allah’ım kalblerini yumuşat; iman, İslâm, ihsan, sadâkat, istikamet ve muhabbete karşı, hizmetimize, hareketimize, cemaatimize, müesseselerimize karşı kalblerini yumuşat! Şayet muradın bu değilse, Allah’ım onları Sana havale ediyoruz!..” diyoruz. اَللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِهِمْ، اَللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِهِمْ “Allah’ım onları Sana havale ediyoruz! Allah’ım onları Sana havale ediyoruz!..” Gücümüz yetmiyor, ne diyelim?!. اَللَّهُمَّ عَلَيْكَ بِهِمْ

Gücümüz olsa bile, “Biz, muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!” diyoruz. Silahla, hoyratlıkla üzerimize gelenlere, yumruğumuzla bile mukabele etmiyoruz. Yüz ekşitmekle bile mukabelede bulunmuyoruz, sert bir kelimeyle bile mukabelede bulunmuyoruz; çünkü bunları, insanî karakterimize aykırı buluyoruz.

El-âlem yapmış bunu fakat biz yapmayacağız; ahd ü peymânımız var, yapmayacağız!.. Ezseler bile, onlar gibi davranmayacağız! Öldürseler dahi onlar gibi davranmayacağız!.. Onlar gibi davranmaktansa, on defa ölmeyi tercih edeceğiz, yirmi defa ölmeyi tercih edeceğiz, Allah’ın izni ve inayetiyle. Allah’a güvenmenin ve Allah yolunda olmanın gereği budur. Katlanacağız bunlara. Nöronlarımızı kontrol altına alacağız, şeytanın nüfuz etme deliklerini kapayacağız; meleklere nüfuz etme pencereleri, kale kapıları açacağız, Allah’ın izni ve inayetiyle. Ve Cenâb-ı Hak’tan gelen o şeyleri hep hoşnutlukla karşılayacağız.”

 

2-Şiddet, baskı, zulümden kurtulma ve yeni dünyalara hicret etmek için fırsat bulanlar yurt dışına çıkmayı tercih etti. İşte Hocaefendi’den Hicrete farklı bir bakış açısı:

“Hicret engin gayeli mukaddes bir göç.. inanç, duygu ve düşünce zenginliğiyle beslenerek gerçekleştirilen böyle hedefli bir göç, hulûsun derinliği ölçüsünde insanın semavî seyahatlerine denk sayılabilir. İnsanlığın İftihar Tablosu, bu seyahatin hem semavî olanıyla hem de arzda cereyan edeniyle şereflendirilmiştir. Bunlardan birincisi, has çerçevesiyle O’na mahsus ve başkasına müyesser değil; ikincisi ise belli şartlar altında, kıyamete kadar herkese açık bir şehrahtır. Peygamberlik semâsının ayı-güneşi o büyük insana kadar, binler ve yüzbinlerin yürüyüp gittiği feyiz ve bereketiyle pırıl pırıl bir şehrah. Hiç şüphesiz bu mukaddes göçün “tarihin kulağına küpe” diyebileceğimiz en anlamlısını da, sadıklardan sadık arkadaşlarıyla, beşerin Medar-ı İftiharı gerçekleştirmişti.. O, ayağını sağlam basabilecek emin bir mekâna yerleşmek, vefalı dostlarına pürvefa yardımcılar bulmak, arzın göbeğinden göğsüne sıçrayarak orada sitesini kurmak ve yepyeni bir tarih ve medeniyet projesiyle iç içe derinlikleri olan evrensel bir dine insanları ulaştıracak köprüler kurmak için, emri öteden, böyle bir göçe katlanmıştı.

Plân ve proje geniş ve semâ buudlu.. mebde’ ve netice arasındaki mesafeler insafsız.. bir baştan bir başa iblis ve gulyabaniler güzergâhı bu uzun yolda, her yanda kötülük duygu ve tutkusu, her dönemeçte bir yığın fitne ateşi.. evet bütün bu olumsuz şartlara rağmen gönülleri ümit, itmi’nân ve inşirahla coşturmaya yetecek kuvvet kaynağı ki “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” dilinde ve gönlünde.. Allah’a dayanmış, tevfike râm olmuş ve bu uzun yola koyulmuştu.. koyulmuştu ve yürüyecekti arkasına bakmadan.. yürüyecekti arkasındakileri bırakmadan…”

3- Ülkelerinde kalanlar,  çıkma imkanı bulamayanlar ise gerilim ortamlarından uzak durarak zor şartlarda hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bir kısmı da suçsuz ve günahsız olsalar da maalesef hapishanelere  atıldı; en ağır şartlara rağmen uyum içinde  manevi hayatlarını daha da geliştirmeye çalışıyorlar. Şartları oldukça ağır zindanları imanlarındaki sağlamlıkla medreseyi yusufiyeye çeviriyorlar. Madden zor şartlarda yaşasalar da manevi alanda ciddi mesafe alıyorlar. 

4- Allah’ın davasına ve hizmetlerine bağlılıkları daha da arttı ve gelişti. Kendilerine haksız bir   şekilde yapılan zulüm   ve  işkenceler, onları haklı hizmetlerinden uzaklaştırmıyor tam tersine davalarının ne kadar doğru olduğunu ispatlıyor onlara.

5-Tevhid anlayışları daha da gelişiyor ve berraklaşıyor: Sebepleri yerine getiriyor; fiili ve kavli dualarını Rabbimize arz ediyorlar:

“ Cebr-i Lutfî Tevhide Yöneliş

Biraz daha açacak olursak; hakikî tevhid, insanın, sebepler dairesi içinde yaşadığı ve çoğu defa bu sebeplerin etkisiyle başı dönebileceği, bakışı bulanabileceği bir durumda olduğu hâlde, hiç sarsılmadan, sapması olmayan bir ibre gibi hep Müsebbibü’l-Esbâb olan Allah’ı (celle celâluhu) göstermesi demektir. Ancak hayatın normal akışı içerisinde milim sapmayan bir ibre gibi hep O’nu gösterme ufkunu yakalama oldukça zordur. Fakat أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ “Muztar dua ettiği zaman, onun duasına icabet eden, başındaki sıkıntıyı gideren kimdir?” (Neml sûresi, 27/62) âyet-i kerimesinde de ifade buyrulduğu üzere, insanlar çoğu zaman belâ ve musibetlerle sarsıldığı, sebeplerin bi’l-külliye sukut ettiği, tutunacak bütün dalların ellerinden uçup gittiği zamanlarda zarurî olarak yüzlerini Allah’a (celle celâluhu) çevirirler. İşte kolu kanadı kırılmış ve yapacak hiçbir şeyi kalmamış muztar durumdaki insanlar, her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi bir Zât’ın ancak kendilerine yardım edebileceğini idrak eder ve tam bir konsantrasyonla O’na yönelirler. Evet, sebeplerin tamamen sukut ettiği yerde insanlar, vicdanlarını dinledikleri zaman, O’nun fevkalâdeden rahmet tecellilerinin kendilerini sarıp sarmaladığını ve sıkıntılara karşı kendilerini sıyanet buyurduğunu hissederler. İşte böyle bir anda insan, sebeplerin sadece bir perdeden ibaret olduğunu, perdenin arkasında ise Mutlak Kudret ve İrade’nin bulunduğunu anlar ki, bu da hakikî tevhide açılan bir pencere demektir.”

6- Helal dairesinde kalma, haramlardan  ve her türlü illegaliteden uzak durma, dürüstlüğü esas alma prensiplerine daha çok dikkat etmeye çalışıyorlar.

7- Gayr i meşru ve ahlak dışı ilişkilerden  hassasiyetlerini  arttırarak uzak duruyorlar.

8- Kur’an ve Sünnet çizgisinde İslami hayatlarını büyük bir hassasiyetle sürdürmeye çalışıyorlar.

9- Radikalist, siyasi, terör ve şiddete  temayülü olan akım ve gruplardan kesinlikle uzak duruyorlar.

10- Yaşadıkları ülkelerin kurallarına uyum sağlamış, diyaloğa açık, özgür ve demokratik  duruş içerisinde bir hayat tarzını benimsemeye gayret ediyorlar.

11- içinde bulundukları topluma faydalı, imrenilen, sevilen, yaşadıkları ülkenin insanlarıyla barışık bireyler olma gayretindeler.

12-Geçmişte yaşadıklarının muhasebesini yapmaya gayret ediyorlar  ve  tesbit ettikleri hatalarını tekrar etmemeye çaba sarfediyorlar.

13- Yanlışlarını sokakta, herkesin önünde konuşmayı tercih etmiyorlar, aile içi  olarak görüyorlar… Gıybet, dedikodu, su i zan havasında sosyal medyada; sağa sola salvolar atanları fıtri bir şekilde okumayarak tercih etmediklerini gösteriyorlar.

14- Moral ve motivasyonlarını her şeye rağmen oldukça yüksek tutuyorlar, arkadaşlarının  gördüğü zulüm ve işkenceler karşısında derin üzüntüler içerisindeler ama asla ümitsiz değiller. İstikbalde daha güzel günlerin Allah tarafından lutfedileceğine gönülden inanıyorlar.

15- Darbe suçlamasını asla kabul etmiyor, camiayı ve her türlü muhalif düşünce mensuplarını yok etmek için planlanmış bir kurgu olduğundan eminler ve bu yalan üzerine planlanan iftira oyunun zamanla daha da deşifre olacağını düşünüyorlar.

Ümit ULUDAĞ

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM