USD
5,3697
EURO
6,0793
ALTIN
214,4239

Sabır Kahramanı Babalarımız

İnsanı ne sırtında ne de omzunda taşıdıkları yorar. İnsanı asıl yoran; yüreğinde taşıdıklarında göremediği vefadır.

Sabır Kahramanı Babalarımız
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Romanlarda, hikayelerde ve yazılarda, sürekli; acılı, evlat hasretiyle yanıp kavrulan şefkat kahramanı annelerimiz anlatılır. Babalar gölgede kalır. Bu yazımızda “Şefkat Kahramanı Annelerimiz” kadar bize yakın olan, sevgi besleyen; ama annelerimiz kadar sevgisini belli edemeyen, üzülen; ama annelerimiz kadar üzüntüsünü dışa vuramayan “Sabır Kahramanı Babalarımız” anlatılacak.

Varlık Sebebimiz

Allah Teala’nın yüce kelamı Kur’anı-ı Kerim’in, bizi sakındırdığı; kul hakları içerisinde en mühim olanı ana-baba hakkıdır. Ana-babaya itaat, Allah ve Resûlü’ne itaatten hemen sonra gelir. Ebeveynimizin varlık sebebimiz olması, bunun sebeblerinden sadece biridir. Nitekim Allah Resûlü (SAV), bizlere şöyle buyurur“Ana-babasına iyilik edene ne mutlu! Allah Teâlâ onun ömrünü ziyâdeleştirsin!” (Heysemî, VIII, 137)

Annelerimiz, duygusal ve ince fikirlidirler. Babalarımıza göre daha yumuşak huyludurlar. Bu özellikleri ile annelerimiz, bütün duygularını hemen olay anında dışa vururlar. Evladının başına bir musibet geldiğinde; kalbi yerinden çıkacakmışcasına feryat eder, hayırlı haberler içinse sevinç gözyaşlarıyla ayaklarının altını ıslatır. Babalarımız ise üzüntülerini, sevinçlerini ve diğer duygularını, çoğu zaman dışa vuramazlar. Ama yine de çocukluktan ergenliğe, bekarlıktan evliliğe ve daha bir çok konuda bize babalarımız rehberlik eder. İngiliz şair George Herbert’in dediği gibi Bir baba yüz öğretmene bedeldir.”

Annelerin şefkatini ve fedakârlığını unutmak şüphesiz mümkün değildir. İlâhî kelamda bu fedakârlık “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik.Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır.Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer.İnsana buyurduk ki: “Hem Bana, hem de annene babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.”” (Lokman Suresi: 14.) ayetiyle açıklanmakta.

Genel olarak babalar, duygularını gizlerler; açığa vuramazlar. Korkuları çoktur. İyi şeyleri düşündükleri kadar kötü şeyleri de düşündükleri için çocuklarını açıktan açığa sevemezler, sevgilerini gösteremezler; çocukları şımarır diye. Canı gönülden kucaklamak isterler; ama kucaklayamazlar. İnsanların içinde sevemezler çocuklarını; korumaları gerektiği otorite sarsılmasın diye.

İçten içe bağıra bağıra ağlarlar

Babalar, çocuklarını gece uyurken severler; ama elleriyle; ama gözleriyle. Çocuklarının başına bir musibet geldiği vakit üzüntülerini kolay kolay dışa vuramazlar; ama içten içe ağlarlar,içten içe bağıra bağıra ağlarlar.Çocuklarını büyütüp okutmak için gecelerini gündüzlerine katarlar; onlara iyi bir hayat sunabilmek için kendi hayatlarından vazgeçerler. Evlatları erkekse, askere gittiği vakit şehit olursa; anneler bayılana kadar ağlar; ama babalar gözlerinden bir iki damla yaşın düşmesiyle beraber söyledikleri “Vatan Sağolsun“ sözü ile içten içe ciğerlerini parçalarlar. Romanın Shakespeare’i fransız yazar Honore de Balzac der ki; “Baba olduktan sonra göreceksiniz ki, kendi mutluluğunuzdan çok, çocuğunuzun mutluluğu ile mutlu olabilirsiniz.”  Bundan dolayı bu duyguları baba olmayan bilemez.

İnsanı ne sırtında ne de omzunda taşıdıkları yorar. İnsanı asıl yoran; yüreğinde taşıdıklarında göremediği vefadır. Nitekim şuan huzur evleri vefasız evlat sahibi babalar ile dolup taşıyor. Belli etmeseler de kendilerini içten içe kemiren evlat hasretiyle bu dünyadan göçmeyi beklioyorlar.

Babalar, çocuklarına kızsa da ne kadar sevdiklerini anlatan şu kısa hikayeyi de anlatmadan geçmeyelim.

“Daha 16 yaşındayken babası ile tartışıp evden kaçmıştı. Öfkeli baba, “Evde onun adı bile anılmayacak” diye yasak koymuştu.

Annesi her gece evden kaçan oğlunun yatağına oturup yastığını koklayarak uyuyordu.

“Oğlumu özledim, ne olur gidip arayalım, bulup getirelim” dese de, baba geri adım atmıyordu.

Vahim olayın üzerinden iki yıl geçmişti.

Takvim, babalar gününü gösteriyordu, ne tevafuksa oğlunun doğum günü de o gündü…

Baba, annenin ağlamaklı halini görünce dayanamadı “Şu adrese git, oğlunu gör ama adresi benim verdiğimi söyleme” dedi.Birkaç şey daha söyledi ama anne duymuyordu bile, aklında bir tek adres kalmıştı.

Hemen hazırlandı yola koyuldu.

Babanın verdiği adres, şehrin karşı yakasındaydı.

Annenin gittiği adres bir tamirhaneydi.

Oğlunu tulum içinde gördü.

Bir süre ağlamaktan kuruyan gözleriyle dükkanın karşısından izledi ve oğluna doğru yürümeye başladı.

İki yıl boyunca kendisini arayıp sormayan ailesini unutan delikanlı aniden annesini karşısında görünce önce şaşırdı, sonra koşup annesine sarıldı.

Babası hariç herkesi soruyordu, “o nasıl, bu nasıl,” diyerek.

Ve sonunda “O adam nasıl, hala aksi ve anlayışsız mı?” diye sordu.

Anne cevapsız bıraktı bu soruyu.

“Hadi oğlum gel eve gidelim” dedi.

“Hayır anne, ben böyle iyiyim. O adamla tekrar aynı evde yaşayamam” dedi ve dükkana doğru yürümeye başladı.

Arkasından bir süre bakakalan anne hazırladığı pastayı oğluna vermek için peşinden gitti.

Pastayı alırken annesine “Anne ne olur ısrar etme, gelmeyeceğim. Bir gün bile merak edip arayıp sormayan bir adamla aynı evde yaşayamam ben” dedi.

Anne boynu bükük halde oğlunun yanından ayrılmak üzereyken

“Peki oğlum sen bilirsin. Anlaşılan çok kararlısın, gelmeyeceksin. Ama baban dedi ki; son bir aydır arkadaşlık ettiği çocuktan uzak dursun, o çocuk sana zarar verecektir.

Önceki arkadaşıyla barışsın” dedi. Bu kez delikanlı donakalmıştı.

Annesi eve dönmüştü. Babaya sitem etti, “Madem biliyordun nerde olduğunu neden benden sakladın?

O yüzden rahattın demek? ”

Hep ters, aksi görünen baba yutkundu ve gözlerinden iki damla yaş akıverdi.

“O benim canımdır ya, canım” dedi.

Anne “Ne zamandan beridir biliyordun? ” diye sordu.

“Gittiği günden beridir biliyorum. Bazen öğlen molalarında ne yiyip ne içiyor diye gider uzaktan izlerdim, Bazen akşamları geç gelirdim ya hani, sen beni kahvede sanırdın, işte o zamanlarda da ne yapıyor kimlerle takılıyor diye takip ederdim.”

Anne baba bir birlerine sarılıp ağlarlarken kapı çalmıştı.

Anne Elleriyle gözlerini silerek kapıyı açmaya gitti.

2 yıl önce babasıyla tartışıp evden kaçan delikanlı, annesinin kendisine yaptığı pastadan daha büyük bir pasta ve hediye paketi ile içeri girdi.

“Babalar günün kutlu olsun babaaaam” diye koşarak babasına sarıldı. 

Delikanlı, kendisine hiç bakmadığını düşündüğü babasının, aslında gözünü hiç üzerinden ayırmadığını anlamıştı…”

Okuduğumuz kısa hikayenin de anlattığı gibi babalar kızar bağırır ama hep evlatların iyiliği içindir. Evlatlarının kötülüğünü istemezler. Evlatlar çocukken anlayamaz .

Fakat onlar da Baba olunca anlarlar Babanın kıymetini..!

Başta kendi BABAM olmak üzere bütün BABALARIN ellerinden öpüyorum…

 

M. Esat Zeybek

YORUMLAR






    0 YORUM