USD
5,3262
EURO
6,0711
ALTIN
210,3620

TEMSİLİN HAK BOYUTU….

Hakiki temsil, daha  güzele doğru  yapılan  ve süreklilik arz eden bir tahkik yolculuğudur.

TEMSİLİN HAK BOYUTU….
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Hakiki temsil, daha  güzele doğru  yapılan  ve süreklilik arz eden bir tahkik yolculuğudur. İçe ve dışa dönük tarafları vardır. Allah’la irtibat ve kullukta derinlik yönü olmadan dışarıya karşı yapılacak temsili duruş,  tesirsiz ve  içi kof bir şekilcilikten öteye gitmeyecektir. İmam ı Kuşeyri hazretleri ; “Hürriyet Allah’tan gayrısına kul olmamaktır.” derken aslında iyi bir temsile ve kulluğa bizleri taşıyacak olan rıza yolculuğunun doğru adresini vermiştir:

        “Allah’tan gayrısına kul olmamak”  Hak yolundaki temsilin kalitesini arttırma ufkunun kapılarını aralayacaktır. İnsanları Allah için sevmek, onlara rıza çizgisinde saygı duymak; gerçek kulluğa halel getirmez ama menfaate, desinlere dayalı, Rabbin hoşnutluğundan uzak münasebetler, insanı doğru temsile ve kulluğa taşıyan hürriyet kanatlarını kırar; maalesef kula kölelik paslı zincirlerine bizleri mahkûm eder…

        İyi bir temsili ve kulluğu birlikte anlamaya çalışalım:

         İhlas, İhsan, itkan üçlü sacayağına dayalı bir tahkik yolculuğu…

         Allah için “sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmak” temel yaklaşımını esas alma…

           Sevmek yetmez, sevilen ve imrenilen insan olma gayreti içinde daim yol almak…

           Her gün kendini boy aynasına taşıyarak yeni yeni eksiklerini keşfedip temizlenmek için tevbe kurnalarına koşmak…

          Kendi yanlışlarına karşı gerçek bir sorgulayıcı ama arkadaşların kusurlarına karşı müşfik bir annenin kucaklayıcı merhamet duygularıyla yaklaşabilmek…

          “ İki günü eşit olan bizden değildir.” terazisine önce nefsini koyup her gün biraz daha gerçek temsil ufkunu yakalayabilme gayret ve sancısı içinde olmak…

          “Kim olursan ol, yine gel.” ufkunda farklı inanç ve fıtratlarla rıza esaslı buluşmalar yapma gayretiyle “Şems’ten” gelen şok sarsmalara da gönlünü açık tutmaya çalışmaktır… Zira Mevlana’nın tek, bizim ise birçok “hayırhah Şems’imiz” vardır…

Temsil yolculuğunun bir tarafı insanla münasebet, bir diğer tarafı kulluk ve ibadetse bu ikisini de kucaklayan üçüncü tarafı da  “tevhid esaslı”  temsil keyfiyetidir. Bu hususu Hocaefendi’nin yaptığı açılımla taçlandıralım:

“Tevhit Nuru İçinde Ortaya Çıkan Ehadiyet Sırrı:

Hazreti Yunus İbn Mettâ’nın (alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm) kıssası bu konunun anlaşılması adına güzel bir misaldir. Bildiğiniz üzere balık tarafından yutulan Hazreti Yunus (aleyhisselâm), bütün sebeplerin sukut ettiği bu noktada, لَا إِلٰهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ “Sen’den başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim.

Gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum.” (Enbiyâ sûresi, 21/87) niyazıyla Allah’a yönelmiş, O’nu tesbih u takdiste bulunmuştur. Bu da onun kurtuluşuna vesile olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri, Lem’alar’da bu meseleyi enfes bir şekilde tahlil etmiştir. Vâkıa bazıları ülfetten ötürü onun konuyla ilgili açıklamalarını basit görseler de tevhit hakikati ve iman esaslarına bakan yönüyle gerçekte o açıklamalar çok derindir.

Hazreti Yunus (aleyhisselâm),  Cenâb-ı Hakk’a karşı bir arzuhâlde bulunmuş, içine düştüğü durumu arz etmiştir. O, Ninova’dan ayrılmasını, bir emir gelmeksizin kavmini terk etmesini,  gemiye binip uzaklaşmasını vs. mülâhazaya almış; başına gelen felâketlerin kendi kusurlarından kaynaklandığını düşünüp derin bir muhasebe içine girmiş, sonra da O’nun kapısının tokmağına dokunmuştur.

Çünkü esbabın bi’l-külliye sukut ettiği bir anda, gecenin karanlığından, denizin ürpertici hâlinden ve balığın karnından onu ancak Allah kurtarabilirdi. Onun bu tazarru ve niyazıyla birlikte nur-u tevhid içinde Hakk’ın hususî teveccühü mânâsına sırr-ı ehadiyet zuhur etmiş, bir anda bütün karanlıklar yırtılmış, sebeplerin tesiri yok olmuş ve Hazreti Yunus (aleyhisselâm) sahil-i selâmete çıkmıştır.

Hazreti Yunus (aleyhisselâm), bir peygamber olması hasebiyle böyle bir musibet anında ne yapması gerektiğiyle ilgili Cenâb-ı Hak’tan hususî bir mesaj da almış olabilir. Zaten yaşanan hâdise bir mucizedir. Çünkü normal şartlarda bir insanın, balığın karnında hayatını sürdürmesi mümkün değildir. İnsan tabiatı, oksijensiz bir ortamda yaşamaya müsait yaratılmamıştır. Fakat o, Allah’tan aldığı bir mesajla asla ümitsizliğe düşmemiş, O’na tam bir teveccühte bulunmuş ve hâlis bir tevhit şuuruyla O’na yönelip kurtuluşa ermiştir.

Belâ Enstrümanlarından Tevhit Nağmeleri

Hazreti Yunus’un (aleyhisselâm) yaşadığı gibi bizler de kimi zaman fert planında, kimi zaman da aile ve oymak çapında belâ ve musibetlerle karşı karşıya kalabiliriz. Hatta bazı durumlarda topyekûn bir millet ıztırar hâli yaşayabilir ve çaresizlikle kıvranabilir. İşte önemli olan, yaşanan bütün bu sıkıntıların ciddî bir tecessüs ve tefahhus hissiyle süzülmesi; süzülüp doğru okunması, doğru değerlendirilmesi ve musibetlerin ışığı altında gerçek tevhide ulaşan yolun aydınlatılmasıdır.

Zira abes iş işlemekten münezzeh ve müberra olan Allah (celle celâluhu), böyle bir çaresizliği, önemli bazı kazanımlar elde edilmesi için yaratmış olabilir. Eğer bunun farkına varılır, yaşanan sıkıntılar rıza ile karşılanır ve maruz kalınan çaresizliğin sevkiyle Cenâb-ı Hakk’a tam teveccüh edilebilirse, dünyanın mamur hâle getirilmesi ve ahiretin kazanılması mümkün olacaktır. Burada yaşanan sıkıntıların, ahirette geriye dönüşü çok farklı olacaktır. Orada, damla deryaya, zerre de güneşe dönüşecektir.”

          Muhteva yüklü, aşk u şevk buudlu, istikbale ümitle bakan bir temsil, fiili bir dua hükmünde; Rabbimize arz edilmiş kurtuluş dilekçesi olacaktır…

Ümit ULUDAĞ

Yükleniyor...

YORUMLAR






    0 YORUM