USD
EURO
ALTIN

    “İHSAN NEDİR?”

Cibril,(AS) Efendimiz’e;(AS) “İslam nedir, iman nedir?” sorularının ardından üçüncü olarak; “İhsan nedir?” sorusunu yönlendiriyor.

    “İHSAN NEDİR?”
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Cibril,(AS) Efendimiz’e; (AS) “İslam nedir, iman nedir?” sorularının ardından üçüncü olarak; “İhsan nedir?” sorusunu yönlendiriyor. Efendimiz(AS) bu soruya; “İhsan, Allah’ı sanki görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görüyor.” cevabını verir. Daha sonra Cibril(AS) “Kıyametin vakti ne zamandır ve kıyametin alametleri nelerdir?” sorularını sorar ve Efendimiz’den(AS) cevapları aldıktan sonra çıkar ve gider…

Bu diyaloğa şahit olan Hazreti Ömer,(RA) Cibril’in(AS) hem soru sormasının hem de cevapları tasdik etmesinin dikkatlerini çektiğini, ifade eder…

Anlaşıldığı kadarıyla son Peygamber(AS) ile dört büyük melekten biri olan Cibril;(AS) şahitlerin huzurunda Rabbimizden gelen mesajı tasdikleşmiş ve teyitleşmişlerdir…

      İslam ve iman temel meselelerinden hemen sonra, üçüncü olarak Cibril’in(AS) “İhsan nedir?” sorusunu sormasını ve cevabını Efendimizden(AS) almasını nasıl anlamamız lazım?

        Değerli dostlar, İman ve İslam’ın hayata tatbikinin “baş şartı” olduğu Efendimiz(AS) ve Cibril(AS) tarafından, Hz. Ömer ve diğer sahabelerin şahitliğinde, bizlere ulaştırılan “İHSAN” meselesini ne kadar anlıyor, hazmediyor ve hayatımızın bütün karelerine yansıtabiliyoruz   acaba?…

Önce, cevabın birinci kısmı olarak   “Allah’ı, sanki  görüyormuş gibi ibadet etmendir.”  meselesini anlamaya çalışalım: İbadetlerimizi İhsan şuuruyla yapabilmek, her şeyden önce hayatımızın her alanını İhsan çizgisinde yaşama samimi gayreti içerisinde olmamızı gerektirmez mi? Mesela bizler; bir idareci, aile reisi, öğretmen veya insanlardan bir insan olarak; o gün “Rıza kuşağına uymayan bazı davranışlar” sergiliyoruz; kalp kırıyor, ikna ile iş yapmıyor, istişareyi şeklen yapıyor ama kendi doğrularımızı dayatıyor, gıybet yapıyor, dışa vurmasak da çevremidekilere su i zanla bakıyor, harama- helale dikkat etmiyor, her fırsatta kendimizi ifade etmeye çalışıyor vb hususlardan birini ya da bazılarını maalesef hayatımıza yansıtıyor ve o lekelerle namazımızı ikame etmeye çalışıyoruz… belki şeklen namazımızı kılmış oluyoruz ama “İhsan şuuruyla ikame etmiş” olamıyoruz…  Tabiri diğerle; şahsi hayatımızın kılcallarında yaşanmayan İhsan şuuru; ibadetlerimizde, dualarımızda ve Allah’la. İrtibatımızda da hayat bulmuyor  maalesef…

Üstadımız “ihsan” gerçeğini “ihlas” samimi fanusuyla koruma altına almıştır. İhlası anlatırken de ;

 

“ Eğer o razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.” diyerek,  İhlasın birinci esasını ifade etmiştir ki, bu da; Cenab-ı Hakk’ın rızasını esas alarak işlerimizi ve ibadetlerimizi yapmak yani İhsan şuuruyla yaşamak demektir…

 

Efendimizin(AS) cevabının ikinci kısmında ise; “Sen O’nu görmesen de O seni görüyor.” ifadesi yer almaktadır. Bizlere “şah damarımızdan daha yakın” olan Rabbimizin her zaman, her halimize şahit olduğunu bilmek, sürekli teftiş altında kendimizi hissetmek de imanımızın derecesinin en açık hali değil midir?

 

Hocaefendi de; “İhsan şuuru, salih bir dairenin  kapısını açan sırlı bir anahtar gibidir. O kapıyı açan ve o aydınlık koridora adımını atan insan, yürüyen merdivenlere binmiş gibi, kendini sihirli bir yükselişin helezonunda bulur. Bir de, bu mazhariyetiyle beraber, iradesinin hakkını verip kendi de yürüyüşünü devam ettirirse, her adımda iki basamak birden yükselir ki; zannediyorum, İhsanın mükâfatı da başka değil yine ihsandır.” (Rahman/60) İlâhî beyanı da bize bunu hatırlatmakta. Nitekim bir gün, Hz. Sadık u Masduk bu âyeti okumuş ve ashabına sormuştu: “Biliyor musunuz Rabbiniz bununla ne anlatmak istiyor?” Ashab: Allah ve Resulü bilir; cevabını verince, O sözlerine şöyle devam etmiş ve Cenab-ı Hakk’ın Benim kendisine îman ve tevhidi ihsan eylediğim kimsenin mükâfatı başka değil cennettir..!dediğini hikaye buyurmuşlardı…

 

      İhsan şuuru, yağmur yüklü bulutlar gibi bir baştan bir başa bütün kalp tepelerini sarınca, İlâhi eltaf sağanak sağanak boşalmaya başlar.. ve insan kendini “İhsan ruhu ile yatıp-kalkanlara, ihsan üstü ihsan ve bir de ziyade vardır” (Yunus/26) kuşağında bulur.. bulur ve insan olma mazhariyetini en engin hazlarıyla duyar ve yaşar.”

Hocaefendi burada “ihsan”  kavramının bir başka veçhesini dikkatlerimize sunmuştur. İhsanın; niyet, gayret ve amel  üçlüsüyle  beraber, fazl ve lütuf esaslı bir varidat olduğunu idrak etmekle “İhsan nimetinin katlanarak artacağını” dikkatlerimize sunmuştur.

        Rabbimiz, İslam’ı ve imanı İhsan ufkunda anlayıp yaşamamızı; ibadetlerimizi ve bütün icraatlarımızı da    İhsan  şuuruyla hayata hayat kılmamızı bizlere nasip eylesin…

 

Ümit Uludağ

YORUMLAR






    0 YORUM