USD
EURO
ALTIN

Maraş Katliamı Işığında 15 Temmuz…

7 günlük katliamı anarken 4 yıldır devam eden soykırımı unutmak mümkün mü?

Maraş Katliamı Işığında 15 Temmuz…
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

7 günlük katliamı anarken 4 yıldır devam eden soykırımı unutmak mümkün mü?

Kahramanmaraş’ta 1978’de yaşanan ve 7 gün süren katliamın 40. Yılını büyük bir üzüntü içerisinde anıyoruz…

19 Aralık gecesi saat 21:00 civarında, Çiçek sinemasına yerleştirilen tahrip gücü düşük bir bomba; katliama giden olaylar zincirinin ilk adımını oluşturmuştu. Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup; “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla seyirci kitlesini “coşturarak” Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırtmışlardı.

26 Aralık’a kadar süren katliamı iktidar, asker ve polis sadece izlemekteydi. Katliamın bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger ise önce beraat ettirildi, sonra da değiştirdiği soyadıyla milletvekili seçilip, “İnsan Hakları Komisyonu” üyesi dahi olmuştu…

Maalesef 40 yıl önce Maraş’ta yaşayan Alevi yurttaşlara yönelik katliamı gerçekleştiren zihniyetin siyasi temsilcileri bugün iktidar koltuğundalar.

Aynı gerici ve yobaz zihniyetten geldikleri öyle açık ki, dünün katliamcılarının bugünkü siyasal uzantıları; “katliam” demeyi ve katledilenleri anmayı yasaklamakla kalmayıp, 17/25 Aralık sonrası Hizmet Hareketi’ne; kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk, çocuk demeden, halkın oylarıyla geldikleri o makamların gücünü kullanarak, ellerinden geleni yapıyorlar.

Hizmet Hareketine yapılan bu akıl almaz zulümlerin, (İslam bayrağı altında ve Peygamber’imiz (S.A.V) yolunda gayret gösteren) yeni bir nesle yapılan apaçık bir soykırım olduğunu tüm dünya görmekte.

MARAŞ KATLİAMI’NDA NELER OLMUŞTU?

1978’de Maraş’ta yaşanan olaylarda resmi rakamlara göre 100’den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı, 210 ev, 70 işyeri tahrip edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise hayatını kaybedenlerin sayısı 500’ün üzerindeydi. Eğer rakamlarla kıyas yapacak olursak şayet, başta AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha sonra fitne ve fesattan oluşan ekibinin, Hizmet hareketine vermiş oldukları gerek maddi gerek manevi zarar, bu rakamların kat kat üstünde olacaktır.

MİT, MHP, Genelkurmay tarafından tezgâhlanan oyun, 19 Aralık günü başladı.

Maraş katliamı, devlet destekli ülkücü çetelerin ve kendilerini dindar olarak tanıtan bazı fitneci şahısların düzenledikleri komplolar sonucu, resmi rakamlara göre 120, Alevi kaynaklarda dile getirildiğine göre 500’e yakın insanın yaşamını yitirdiği, binlercesinin yaralandığı ve kalıcı sakatlıklara uğradığı, kadınlara tecavüz edilip çocuklar ve yaşlıların öldürüldüğü insanlık dışı olaylarla tarihe kazınmıştır.

24 Aralık’ta saldırıların güvenlik görevlilerine yönelmesi üzerine, halkla çatışmayı önlemek gerekçesiyle kentteki bütün polisler görev dışı bırakıldı. Kandırılan Sünni kesimden bir grup bundan istifade ederek Aleviler üzerindeki baskılarını arttırdı. Kentte durum kontrolden çıkarken, il genelinde kaos ortamı oluştu. Tıpkı 15 Temmuz’da yaşanan tiyatroda ki kaos gibi…

Katliamın müdahil avukatlarından, Ceyhun Can 10 Eylül 1979’da, Halil Sıtkı Güllüoğlu 3 Şubat 1980’de ve Ahmet Albay 3 Mayıs 1980’de öldürülmüştü. Tıpkı 15 Temmuz sonrası MİT’in kaçırdıkları insanlardan haber alınamadığı, bir kısmının da infaz edildiği gibi…

Her yerde ve işlerine geldiği zaman bu gibi din istismarı:

“Bir Alevi öldüren beş kez hacca gider”

Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı; 21 Aralık’ta Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi iki öğretmen öldürüldü. 22 Aralık günü, bu iki öğretmenin cenazesini taşıyan kalabalığa, faşistlerin “komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek tahrik ettikleri kalabalığa saldırdı. AKP zihniyetinin hainler mezarlığı icadı gibi…

Kandırılanlardan biri olan Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız, cuma vaazında şu “fitneleri” saçmıştı:

 “Oruç tutmak ve namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.” Tıpkı AKP hükümetinin emri altında olan Diyanet ve tüm dini teşkilatların masum insanların idamına cevaz vermesi gibi…

22 Aralık gecesi faşistler Sünni mahallelerinde “ertesi gün solcu Alevilerin silahlı saldırı yapacağını” anlatarak, kitlelerin silahlandırılmasını sağlamışlardı. 23 Aralık’ta Kahramanmaraş’taki olaylar karşılıklı çatışma boyutunu tamamen aşarak, bütün solculara ve Alevilere dönük bir kıyıma dönüştü. Aynı 15 Temmuz gecesi büyük kaoslara yol açan halkın silahlandırılması gibi…

24 Aralık’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağına, yalnızca, kendi can güvenliklerini bile sağlayamayan güvenlik kuvvetleri uydular. Günden güne tırmanan gerginliğe ve valiliğin 21 Aralık’tan beri yinelediği taleplerine rağmen kente askeri güç gönderilmemişti. Saldırıların polis kuvvetlerine yönelmesi üzerine, “polis-halk çatışmasını önleme” gerekçesiyle 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görev dışı bırakıldı. Bu koşullarda 24 Aralık günü, bu hain zihniyetin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silahlı grupların takviyesiyle, kıyım insanlık dışı boyutlar kazandı.

“Bugün cihad günüdür, bir Alevi öldüren cennete gider”

“Komünistleri bırakmayın, Allah için kesin, Sütçü İmam aşkına vurun”, “Bugün cihad günüdür, bir Alevi öldüren cennete gider”, “Alevileri öldürelim, memleketten temizleyelim”, “Alevileri öldürün, şahit kalmasın” diye bağıran faşistlerin sürüklediği kalabalıklar, Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahalleler taranıp, bombalanıp, kundaklandıktan sonra muhasara altına alındı. Ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellendi, hastaneler kuşatıldı; insanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü. Alevi mahallelerinin yanı sıra, Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evlerine baskınlar yapıldı. Tıpkı 15 Temmuz sonrası Hizmete gönül veren masum insanların evlerine yapılan baskınlar gibi…

Ancak 25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmi açıklamalara göre ölü sayısı 111 idi. Katliamın ardından, binlerce Alevi kaçarcasına Kahramanmaraş’ı terk etti. Tıpkı Hizmet Hareketine yapılan ve halen devam eden soykırım neticesi, kendi anavatanlarını terk etmek zorunda kalan masum gönüllülerin yaptığı gibi… Tek farkı Hizmet gönüllüleri ana vatanlarını terk ederken de çok sayıda can kaybı yaşamıştır…

Bu fitne harekete açık destek veren biri, Kahramanmaraş olaylarını “milletin CHP’ye tepkisi” olarak yorumlarken; neredeyse selamlayan, kutlayan bir üslupla insanların gaddarca öldürüldüğü katliamı “binicisini beğenmeyen asil bir kısrağın şahlanışı”na benzetmişti. Tıpkı AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrası, canından olan yüzlerce insan olmasına rağmen; “bu bize Allah’ın bir lütfu!!!” demesi gibi…

Maraş’ta yaşanan katliam 12 Eylül darbesine sebep olan olaylardan biri olarak görüldü. Millî İstihbarat Teşkilatı’na göre olayların başlamasında “Türk-Kürt meselesi” de etken olmuştu. Sizce şu anki iktidar zihniyetinin, o zaman ki katliamı gerçekleştirenler arasında bir fark var mı?

Şu anda da insanlar birbirine düşürülüp düşman edilmedi mi? 15 Temmuz’da halkı sokağa dökerek kaosa meydan verilmedi mi?

Orada bulunan genç evlatlarımızın kafalarını kesen bu zihniyet değil miydi? Halkın eline kim silah verdi? Olaylar nasıl bu duruma geldi? Yüzlerce insan canından olurken iktidardan bir kişinin canına veya malına bir zarar geldi mi? Emir altında olan 19 yaşındaki çocuğun onlarca kez ağırlaştırılmış müebbet hapis almasına karşılık, başlarında bulunan komutanlarının bir kısmının beraat edilmesi manidar değil mi? Şu an ülke; ana babaya, baba evlada, teyze halaya, amca dayıya düşman edilmiş vaziyette. Kimsenin sesi çıkmıyor, daha doğrusu seslerini çıkaramıyorlar. Çünkü herkes birbirinden korkar hale geldi. Acaba; bana da terör yaftası atılır mı diye kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Ağzını açanlar da sırf başka bir meseleden karşısındakine iftira atıyor veya hükümetten üç beş kuruş koparabilmek için kendince yalakalık yapıyor.

Bugün Maraş Katliamı dosyası sessizce kapatılmış bulunmaktadır. Tıpkı 15 Temmuz bilançosunun gizemini koruduğu gibi…

İki olayın ortak yönlerinden hareketle kolaylıkla şu sonuca ulaşabiliriz: Nasıl ki o günkü o karanlık hadisenin arkasında derin devlet yapılanması (Ergenekon) varsa bugünkü yaşanan ayniyet derecesindeki benzer olayların da arkasında aynı yapı ile ortak hareket eden muhafazakâr görünümlü bir iktidar var.

15 Temmuz, Maraş Katliamı gibi Türkiye’nin bir kara lekesi olarak tarihe geçmiştir. Sizce de öyle değil mi?

Erkam Yerenler

YORUMLAR






    0 YORUM