USD
5,3552
EURO
6,0686
ALTIN
214,2478

Reisi iktidara taşıyan avantajlar nelerdi, bu avantajlar yok mu oldu?

2000’li yıllarda Türkiye’de üç temel sorun vardı, rejim sorunu, ekonomik sorun ve uluslar arası ilişkiler sorunu.

Reisi iktidara taşıyan avantajlar nelerdi, bu avantajlar yok mu oldu?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Rejim sorunu aslında yeni Türkiye kurulduğundan beri sorun idi. Neredeyse yüz yaşına giriyordu. Fakat sözde cumhuriyetçi ve demokratik bir yapı arzetse de baskıcı, Kemalist bir rejimdi. 2000’li yıllar meşhur 28 şubat kararlarının ülkeye kara bulutlar gibi indiği militer Kemalistlerin sözde beyaz bir devrimi idi. Yargıdan eğitime, ekonomiden politikaya, uluslar arası ilişkilere kadar Kemalistler ülkeyi yeniden dizayn etme niyetinde idi.

Ülkeyi faşist, militer ve jakoben bir laiklik temelinde, yani dini ve dindar kesimi sürekli köşeye sıkıştıran, toplumu ideolojik kamplara bölerek meşgul eden, dışa kapalı bir toplum tahayyülü içinde idiler. Fakat sosyal taban bu asırlık baskıcı ve kapalı toplum dayatmasından bıkmış, ekonomi dip yapmış, toplum laik- anti laik adeta bıçakla dikey iki kampa ayrılmıştı. Seksenlerin ortalarından yani Turgut Özal iktidarından gelen nisbi bir rahatlama ve özgürlük ortamı dindar kesimlere nefes aldırdı. Bu nisbi rahatlama her alanda oldu. Özal merhum liberal ve özgürlükçü bir siyasi ve ekonomik politika takip etti.

Bu serbest ve özgürlükçü ortamı en iyi değerlendiren islami kesimler oldu. Tabanda islami bir dindarlaşma hızla kendini göstermeye başladı. İslami kesim yayın hayatından medyaya, orta ölçekli sanayi ve ticari alandan eğitime kadar her alanda ciddi bir alternatif olmaya başlamıştı. Tabi bu tabandaki dindarlaşma siyasi ve politik talapleri de seslendirmeye başladı. İşte Erbakan hocanın meşhur Refah Partisi bu ortamda teşekkül etti ve siyasi bir alternatif olmayı başardı.

93’te Özal’ın vefat etmesi ile Erbakan’ın partisi islami sivrilmeye başladı. İlk seçimlerde Demirel’in kurduğu parti ile iktidar ortağı olabilecek bir oy yoğunluğuna sahip oldu. İslamcı siyaset yükseldikçe ve toplumda alternatif bir politik güç gibi algılandıkça asker ve Kemalist kesimler bundan ciddi rahatsızlık duymaya başladılar. Ve nihayet 28 Şubat Kemalis ordu mensuplarının örtük baskı ve tehditleri ile Erbakan ortaklı hükümet düşürüldü. Fakat bu Kemalist baskıdan tüm kesimler rahatsızlık duydu. Yani ülke genelde tüm ülke aydınları ve toplum ciddi bir özgürlük talebi ve beklentisi içindeydi zaten.Tayyip o zaman İstanbul belediye başkanı idi.

İşte bu hava Tayyib’in de yavaş yavaş yükselmeye ve sivrilmeye başladığı siyasi ve ekonomik zemin oldu. AKP kuruldu ve siyasi söylemi de oluşmaya başladı. Temelde herkese özgürlük, her kesime ifade ve kurumsallaşma imkanı verileceği, kürt krizini çözeceği, hukuki, yargısal ve ekenomik alanda Özal’ın liberal politikalarına geri dönüleceği vaadi veriliyordu. Ve işin ilginç tarafı Erbakan hocanın partisinden kopuş bahanesi de eski İslamcı refleksler terk edilecek, orta doğuda barışçı bir politika izlenecek, yargı bağımsızlığı kurulacak, ordu kendi alanına çekilecek ve ne siyasete ne de ekonomiye doğrudan ve dolaylı baskı yapamayacak düzenlemelere gidilecekti.

Tayyip hemen her konuşmasında İslamcı değil, liberal ve özgürlükçü olduğunu ısrarla vurgulayarak türk kamu oyunu etkiliyordu. Ve bu vaadlerle iktidar oldular. İlk yedi sekiz yıl hem ekonomide hem de hukuk ve siyasette müspet gelişmeler ile yıldızı her geçen gün parladı ve neredeyse istikbal vaad eden tek siyasi lider konumunda idi. Zaten hem sağ muhalefet hem de sol muhalefet bölünmüş ve ciddi bir liderden de yoksundu.

Böylece akp gemisi rahat rahat hiçbir siyasi rakip ve muhalif olmadan serin sularda hızla yol aldı. Ve uluslar arası destekler de alıyordu, abd’den avrupa’dan. Tabi Ortadoğu yakın komşular ile ilişkiler de gayet dostane sürüyordu. Ne israille ne de suriye, iran ırakla sorun yaşanmıyordu. Tıpkı bop projesinde kendisine biçilen rolde olduğu gibi. İç siyasette büyük ölçüde hizmet hareketinin daha doksanların başında başlattığı geniş diyalog faaliyetlerini de arkasına aldı.

Türkiye’de tüm ideolojik aydın kesimler hizmetin düzenlediği meşhur abant toplantılarında yıllarca bir araya gelerek birlikte barış içinde yaşamanın siyasi, kültürel ve toplumsal şartlarını tartışıp konuştular. Bu kurum hem aydınlar hem siyasiler hem de toplum üzerinde ciddi müspet katkısı oldu. Her toplantının kararları da yayınlandı. Her siyasi partiden temsilciler ve çok defa da başkanlar bu toplantılarda yer aldı. Erdoğan abant toplantısında konuşulan ve karara bağlanan tüm siyasi, hukuki ve eğitsel kararları ve görüşleri siyasete taşıyarak partinin manifestosu haline getirdi. Böylece ülke 2010’lu yıllara bu kardeşlik, barış, kısmen ekonomik rahatlama ile geldi.

Erdoğan hizmet hareketinin abant toplantılarında kazandığı liberal kesimlerin de desteğini almış oldu böylece hizmet sayesinde. Ama 2010’larla birlikte akp ve Erdoğan hızla geri İslamcı reflekslere dönmeye, orta doğuda her şeye burnunu sokmaya, israille sözde zahirde çatışmaya, iç politikada sertleşmeye ve özgürlükçü politikalarından da vazgeçmeye başladı. İşte onu iktidara taşıyan bu özgürlükçü, barışçı siyasi ve ekonomik konseptler, onlardan vazgeçmesiyle birlikte iktidarını kökünden kemirmeye başlayan konseptlere dönüşmeye başladı. Orta doğuda o kadar kirli işlere girdi ki neredeyse iyi ilişkide olduğu tek komşu ve Müslüman ülke kalmadı.

Orta doğuda sıfır sorunla iktidar vadetti, sorunlu olmadığı tek ülke kalmadı. İçeriden ekonomi giderek daraldı ve bozulmaya yüz tuttu. Şu anda ekonomik şartlar iktidarı devraldığı şartların gerisine düştü. Dolar karşısında türk lirası on beş kat düşüşe geçti. Zamlar tüm alanlarda on beş kat arttı. Türkiye de onlarca medya gurbundan siyasi muhalefet hariç tek özel sermaye medyası kalmadı. Yüzde doksan erdoğanın eline geçti. İkibinden fazla gazeteci tutuklu ya da yurt dışına çıktı. özel sektörde yüksek sermaye ülkeyi terk etti. Bugün erdoğanı velev bir kelimeyle eleştiren herkes tehdit ve tedhiş altında. Son rahip branson olayı da ülkenin düştüğü yargı ve hukuk sisteminin nasıl çöktüğünü ve erdoğanın iki dudağı arasına hapsolduğunu gözler önüne serdi. Erdoğan tek adamlık tam bir eşkıya ve harami iktidarı kurdu. Mafya düzeni tıkır tıkır işliyor. Sanayi de tek bir alanda yatırım yok.

İktidarı boyunca yalnızca inşaat ve arazi rantı üzerine kurulu bir ekonomi kuruldu. Şimdi ülke baştan sona inşaat sektörüne döndü ve artık doyma noktasını aştı. Yakinda en güçlü olduğu sektörün altında kalacaktır. Yani kısaca herkese özgürlük, barış, hukuk, zenginlik ve kardeşlik vadeden bir erdoğandan neredeyse tam bir tek adam totaliterizmi ve diktatörlüğü kuran bir erdoğana evrildi. Ülke hapishaneleri ağzına kadar doldu. Suç oranı, gasp, fuhuş, uyuşturucu her alanda çap yaptı.

Ülke dahili bir iç fitneye ve bölünmeye sürüklendi. Şu anda ülkede yalnızca iki tip vatandaş yaşıyor; Erdoğanı sevenler ve sevmeyenler, iki düşman kamp. Bu iki güruh çok yakında sokakta çatışmaya sürüklenecektir bu kaçınılmaz. Bu kadar toplumun kılcal damarları ve ahlaki, sosyal ve hukuki kurumsal yapısıyla hovardaca oynarsanız bu çatışma er geç yaşanacaktır. Fitne ve nefret politikasının sosyolojik sonucu bu olacaktır. Özgürlükçü, barışçı ve kardeşçi politikadan fitneci, kışkırtıcı, ayartıcı, nefret ve düşmanlık tohumları eken bir politikaya…işte Erdoğan iktidarının özeti budur…

Dr. Remzi Akar

YORUMLAR






    0 YORUM