USD
EURO
ALTIN

Kadıköylü Faleas Erdoğan’ı duysa ne derdi acaba?!

Bildiğimiz üzere geçen hafta AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  AK Parti Grup toplantısında; Kadıköy, Beşiktaş, Şişli ve Çankaya ilçelerini…

Kadıköylü Faleas Erdoğan’ı duysa ne derdi acaba?!
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bildiğimiz üzere geçen hafta AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  AK Parti Grup toplantısında; Kadıköy, Beşiktaş, Şişli ve Çankaya ilçelerini sayıp “Türkiye yansa bunların umurlarında değil.” açıklamasında bulunarak, o semtlerde oturan tüm vatandaşları hedef haline getirip büyük bir polemiğe yol açmıştı.

Bunun üzerine bir Kadıköylü olarak ünlü sanatçı Müjdat Gezen’e cevap verme hakkı doğmuştu… Ve Müjdat Gezen doğal olarak bu hakkı kullanmak istedi. Halk TV’de canlı yayınlanan Halk Arenası programına konuk olan Gezer Erdoğan’a; “O herkesi azarlıyor. Herkese parmak sallıyor. Herkese haddini bil diyor. Bak Erdoğan, sen bizim vatanseverliğimizi sınayamazsın, haddini bil.” diyerek karşılık verdi.

Müjdat Gezen’in bu açıklamasından sonra Erdoğan, talimat vererek savcılığı devreye soktu ve ardından ülkemizin iki ünlü sanatçısını polisler eşliğinde karakola ifadeye götürülmesine neden oldu.

Ne kadar özgür bir ülkede yaşıyoruz ki iktidar, sanatçıların eleştirisine dahi tahammül edemiyor…

Erdoğan’ın AK Parti Grup toplantısındaki eleştirisinin tamamı şöyleydi;

“Çankaya, Beşiktaş, Kadıköy, Şişli gibi yerlerdeki seçim sonuçlarına bakın, hiçbirinin ülke gerçekleriyle ilgisi olmadığını görürsünüz. Türkiye yansa da şaha kalksa da bunların umurlarında değil. Buralardaki seçmen profili Türkiye pastasının kaymağını yiyen kesimden oluşuyor. Bu ilçelerde yaşayan sağduyulu vatandaşlarımız bilir ki bu ilçeler bugünkü seviyesine, belediyelerin değil büyükşehir belediyesinin ve hükümetin yatırımları sayesinde gelmiştir.”

Sayın Erdoğan Kadıköy hakkında “Buralardaki seçmen profili Türkiye pastasının kaymağını yiyen kesimden oluşuyor.” diyerek Türkiye’de insanlar arasındaki servet dağılımındaki eşitsizlikten rahatsızmış görüntüsünü vermeye çalıştı. Ama yolsuzluk ve torpil sistemi ile kendi tabanından oluşturduğu kapital çevreden de anlaşılacağı gibi, asıl rahatsız olduğu konu, kendi ve çevresi değil de başkalarının zengin olması!

Konu Kadıköy’den açılmışken, Erdoğan’ın ülkeyi 16 yıldır tek başına yönettiği halde “sosyal adalet” ilkesini ne kadar gerçekleştirdiğini, yine Kadıköylü olan Faleas’ın servetin eşit dağılımı hakkındaki düşünceleri ışığında değerlendirmeye çalışıp sorunun cevabını sizin vicdanlarınıza bırakmak istiyorum.

Zenginliğin eşit dağıtımını anlatan ilk düşünürün bir Kadıköylü olduğunu biliyor muydunuz?

Kadıköylü Faleas… Agis ve Likurgos’dan biraz daha iddialı bir şekilde, antik dünyada zenginliğin eşit dağılımını anlatan ilk düşünür…

Kadıköylü Faleas’ın eşitlik felsefesi ile Erdoğan’ın sosyal adalet anlayışı arasındaki farka hep birlikte bir göz atalım;

Malumunuz… Toprak üzerindeki mülkiyet dağılımındaki eşitsizlik, neredeyse yerleşik hayata geçme tarihi kadar eski bir konu.

Yazının konusuna, yani Faleas’ın düşüncesine bir seyahate çıkmadan, onun nasıl Kadıköylü olduğunu kısaca açalım.

Bugün ‘Kadıköy’ adını verdiğimiz ilçe, başta İstanbul’un geri kalanından bağımsız olarak, ticaret ve denizcilikleriyle ünlü Fenikeliler’in Karadeniz’deki kolonilerine ulaşmak için kullandıkları bir yol üstü durağıydı. Ardından Akalar’ın kenti ele geçirmesiyle birlikte sınırlar hızla İzmit’e kadar genişledi. Böylece Kalkedon devleti kuruldu. Faleas’ın milattan önce 5’inci yüzyılda burada yaşadığı tahmin ediliyor.

Özellikle ‘tahmin ediliyor’ ifadesinin altını çizmek istiyorum. Çünkü ona ve düşüncesine dair bilgiler, Aristo’nun Faleas’ın fikirlerini eleştirdiği Politika kitabıyla sınırlı. Başka bir deyişle Aristo’nun Faleas’ın düşüncesine katılmaması, bir şekilde bizim onu tanımamıza vesile oluyor. Faleas’ı tanıtırken kullandığımız ‘zenginliğin kesin bir şekilde eşit dağılımını anlatan ilk düşünür’ tanımını da Aristo’ya borçluyuz. Öyleyse şimdi yavaş yavaş Faleas’ın düşüncesine hep birlikte bir göz atalım;

Antik Çağ’ın tüm felsefi ve siyasi olaylarını değerlendirirken günümüzle kuracağımız bağların bir sınırı var. Elbette uygarlık tarihinin çeşitli dönemlerinde insan ilişkilerinin düzenlenişinde pek çok benzerlikle karşılaşabiliriz.

“Bazı kimseler, en önemli noktanın mülkiyetin düzen altına alınması olduğunu; çünkü bunun bütün ayaklanmaların temelinde bulunduğunu öne sürmektedirler. Bu düşünce ilk olarak bir devlet içinde mülkiyetin herkese eşit bölüştürülmesi gerektiğini söyleyen Kadıköylü Faleas tarafından ortaya atılmıştır. Faleas’a göre, bir ülkeye yeni yerleşmiş olan topluluklarda mülkiyetin eşitliğinin sağlanması güç değildir. Ama eskiden beri var olan bir devlette bunu yapmak oldukça güçtür. Bunun için de en doğru yol zenginlerin drahoma [başlık parası] ve çeyiz vermeleri; yoksulların ise vermemeleri, sadece almalarıdır.”

Bu sözlerin sahibi Faleas’a göre zenginler arsızca zenginliklerini katlama peşinde koşmamalıdır.

Yine Aristo’dan devam edelim…

Keşke Faleas’ı Faleas’tan dinleyip ayağı yere daha sağlam basan yorumlar yapabilseydik.

Aşağıdaki bilgiyi okurken şu anki iktidarı gözümüz önünde canlandıralım bir zahmet;

“Eşitlenmesi gerekli olan, zenginlikler değil, insanların istekleridir. Bu ise, devletin bu konuda özel bir eğitimi olmaksızın düşünülemez. Faleas, kendisinin de buna katıldığını, böylelikle yurttaşların yalnız aynı mülkiyet haklarına sahip olmakla kalmayarak eğitim bakımından da eş haklara sahip olmaları gerektiğini söyleyecektir. Onun düşüncesine göre, malların eşitliği yurttaşların açlık ve soğuktan korkmaları olasılığını ortadan kaldıracak, dolayısıyla yasaların dışına çıkmaları, haydutluk etmek eğilimlerini önleyecektir. Yoksulluğa aşırı olmaksızın varlıklı bulunmak. Tutkulara karşı da yurttaşların ölçülü olmayı öğrenmelerini sağlamak. Kendini zevk ve eğlenceye kaptırmak eğiliminde olan kimselere, felsefenin yardımıyla, düşünme ve davranışlarını tartma olanağını vermek.”

Servetin belli ellerden toplanmasından şikâyetçi olan Erdoğan’ın hangi icraatı bu düşünceyle eşdeğer?

Türkiye’de altyapıların yandaş 5 firma arasında paylaşılması mı? Yakın, dost, çoluk, çocukların kurumlara yasa dışı yerleştirilmesi mi? Kendi evlatlarına, kaynağı meçhul gemiciklerin alınması mı? Kendisinin bin odalı saraylarda halkın sokaklarda yaşaması mı? Hangisi?

Sizlere bu çalışmayı aktarmamın tek sebebi; AKP’li bir Cumhurbaşkanımızın olması, halkı sınıflandırması ve her kesimden bir düşman, bir terör grubu ortaya çıkarması, kendisinden olmayan, daha doğrusu fikirlerini benimsemeyen ve ona itaat etmeyen her kesimi dışlaması, bunların yanı sıra sözde eşitlikten bahsederek tüm yandaşlara halkın emeğini, peşkeş çekmesidir.

Tarihte zenginliğin eşit bir şekilde paylaşıldığı dönemlere olan özlemi bir ‘dürtü’den öteye taşıyan temel dayanak, siyasetçilerin asıl vazifelerinin halkına hizmet etmeleri olduğunu hatırlatmaktır bence.

Halkına hizmet eden liderlerden örnek isterseniz; Başta Peygamber Efendimiz (S.A.V) sonra Allah korkusuyla tutuşan büyük sahabeler ve ardından Osmanlı ecdadımızın hayatına göz atabilirsiniz.

Günümüzde sosyal adalet veya sosyal devlet idealinden ne kadar uzakta olduğumuzu izah etmeye gerek yok sanırım.

Çünkü siyasetçiler, emekçilerin emeğinin sömürüldüğü bu toplumsal yapıyı değiştirecek hiçbir faaliyette bulunmamaktadır.

Erkam Yerenler

YORUMLAR






    0 YORUM