USD
5,2814
EURO
5,9676
ALTIN
224,3274

“RÜKÜNLERİMİZ” NELER ANLATIR?

Rükünlerinin hakkını vererek namazımızı ikame edebilmek…

“RÜKÜNLERİMİZ” NELER ANLATIR?
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Rükünlerinin hakkını vererek namazımızı ikame edebilmek, “ruhumuzun boy aynasını” da yansıtır değil mi?

“Rükün aynasına” bakınca Rabbimizle irtibatımızın ve O’na karşı duruşumuzun fotoğrafını görürüz elbette…

“Namazda Allah’ın karşısındaki duruşumuzu hisseden ehli ibret gözler de hakikati görür ve anlar…” Hiç gören olmasa da her an bizi “Bir” i görür ve bilir ya dostlar…

Ebu Hüreyre (ra) rivâyet ediyor: Allah Resûlü (asm) mescitte iken bir adam geldi ve namaz kıldı. Peygamber Efendimiz (asm), adama: “Dön ve namazını tekrar kıl; sen namaz kılmış sayılmadın!” buyurdu. Adam namazını yeniden kıldı. Allah Resûlü (asm) daha sonra namazı şöyle anlattı: “Namaza durduğunda tekbir al.

Sonra Kur’ân’dan Ümmü’l-Kur’ân’ı (Fatiha’yı) ve sana kolay geleni oku. Sonra mutmain oluncaya kadar rükû yap. Sonra rükûdan dimdik oluncaya kadar kalk. Sonra secdeye var. Mutmain oluncaya kadar secdede kal. Sonra doğruluncaya kadar kalk. Bundan sonra bütün namazlarında böyle yap.”

Peygamber Efendimiz (asm): “Namazdan çalanlar hırsızlık bakımından insanların kötüsüdür” buyurmuştu.
Ashab-ı Kiram; “Ya Resûlallah, insan namazdan nasıl çalar?” diye sorunca, Allah Resulü (asm):
“Namazda rükû ve secdeyi tam olarak yapmazsa namazdan çalmış olur!” buyurmuştur.
Namazın rükünleriyle şöyle bir hasbihal edelim isterseniz…

İftitah tekbiri…

Namazı ikame etmeye giriş kapısını “Allahü ekber!” nidasıyla açmak ve dünyaya ait her şeyi elimizin tersiyle geriye atmak derin halidir. Allah’a; “Rabbim Sen’den gayri her şeyi arkada bırakarak sana geldim…” iç yakarışı ve “O’na verilen sözle” namaza başlamanın açık ve net ifadesidir… İşin acı tarafı ise bu sözden hemen veya kısa bir süre sonra, namaz devam ederken, sözümüzü unutup dünyamıza dönmemizdir… Dini meseleleri, hayırlı işleri düşünmek de bu gaflet haline dahildir…

Kıyam…

Allah, insana biyolojik olarak dimdik durabilme nimetini vermiştir… Ayağa kalkıp saygı duruşuna geçmek; bazen elleri yana indirerek bazen de bağlayıp büyük zatların huzurunda saygıyla kıyam etme hali insanın fıtratına konulmuştur… Bazen bir hak dostunun karşısında, bazen bir komutanın huzurunda, bazen de bir devlet adamının önünde cebri veya iradi ayağa kalkılmıştır ki çoğu zaman da cevaziyeti tartışılabilinecek hallerdir.

İnsan, bütün makamların ötesinde (krallar, kraliçeler, devlet başkanları, komutanlar, hak dostları… hepsinin üstünde) en büyük ve tek büyük olan Rabbinin huzurunda kıyam halinde durmayı namazdaki kulluğunu ifade etmenin olmazsa olmaz bir gereği bilir ve icra eder… “Ey Rabbim, en yücelerden yüce olan, Senin huzurunda madden ve manen elif gibi dosdoğru durmak, boynumun borcu ve sana verilmiş sözümdür…” halini haykırır ve duruşunu sergiler Rabbine…

Kıraat…

Bizler namazda okuduğumuz ayetlerle adeta Rabbimizle konuşur, içimizi dökeriz. Kulluğumuzun gereği Kuranı O’nun huzurunda dosdoğru kıraat etme gayreti içinde olduğumuzun tekmilini veririz… “Ey Rabbim, Senin huzurunda kelamını okuyup fehim ufkuna yaklaşma gayretimizi dilimizle ve gönlümüzle arz ederiz…”

“Allah Teala hazretleri (bir hadis-i kudside) buyurdu ki: “Ben kıraati kulumla kendi aramda iki kısma böldüm, yarısı bana ait, yarısı da ona. Kuluma istediği verilmiştir: Kul: “Elhamdülillahi Rabbi’l-alemin, (Hamd alemlerin Rabbine aittir)” deyince, Aziz ve Celil olan Allah: “Kulum bana hamdetti.” der. “er-Rahmanirrahim” deyince, Allah: “Kulum bana senada bulundu” der.

“Maliki yevmiddin (ahiretin sahibi)” deyince, Allah: “Kulum beni tebcil ve ta’ziz etti (büyükledi).” der. “İyyakena’budü ve iyyakenestain (yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz)” deyince, Allah: “Bu benimle kulum arasında bir (taahhüddür). Kuluma istediğini verdim” der.

“İhdina’s’sırata’l-müstakim sıratallezine en’amte aleyhim gayr’il-mağdubi aleyhim ve la’d-dallin. (Bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gadaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin değil)” dediği zaman, Allah: “Bu da kulumundur, kuluma istediği verilmiştir” buyurur.” (Müslim, Salat 38; Muvatta, Salat 39)

Kıraat, insanı namaz ufkunda öyle bir buuda taşır ki insan kıraatın hakkını verdiğinde alayi illiyyine yükselebilir Allah’ın açık lütuflarıyla…

Rükû…

Kıraatten ve kıyamdan sonra eller dizlere erişecek şekilde eğilmek ve Rabbimizin huzurunda belimizi kırarak, iki büklüm olup “Ey Rabbim huzurunda elif gibi durma halini bana lütfettin, verdiğin sınırsız nimetleri, mükemmel hallerimi bana lütfettin… bu kadar güzellikler karşısında iki büklüm oluyor, bütün eksiklerden münezzeh olduğunu iliklerime kadar hissediyorum…” Bu çerçevede namazlardaki rükû da bir rükün olduğundan farzdır. Kıraatten sonra eğilerek rükûya varılır. Baş ile sırt düz bir doğrultuda bulunur.

Eller dizlere kadar uzatılıp dizler kavranır. Ayakta namaz kılan kimsenin rükû için yalnız başını eğmesi kâfi gelmez. Arkasını da eğerek doğru bir çizgi gibi düz bir durum almış bulunur. Bu, tam bir rükûdur. Rükûya giden kimse böyle bir vaziyet almaz da kıyama daha yakın bir şekilde eğilirse, onun rükûu sahih olmaz. Fakat rükû vaziyetine daha yakın eğilmiş ise, rükûu sahih olur. Rükuyu sıhhatle yapabilmek de şükür içinde şükür, rüku üstüne el hak rüku ister…

Secde…

Rüku ve secde çoğu zaman birlikte zikredilir; müslümanlar, rüku ve secde edenler şeklinde tanımlanmış; Allah’a yaptıkları secde nedeniyle yüzlerinin nurlandığı ve alınlarındaki secde izlerinden tanınacakları bildirilmiştir. Diğer yandan, secdenin, müslümanların namaz kılarken alınlarını yere koymaları dışında, aslında Allah’ın emirlerine uymak, O’nun kainattaki düzenine riayet etmek anlamına geldiği şu ayet-i kerimeyle daha iyi anlaşılmaktadır:

“Göklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların çoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun?” (el-Hacc, 22/18). Dolayısıyla secde, Allah’ın buyrukları dışına çıkmamak anlamına gelirken; namazda yapılan secde ise Allah’a itaatin bir sembolü, bir göstergesidir. Secde aslında Rabbimize verdiğimiz en içten bir kul olma sözü ve fırsatıdır… Namazda gerçek manada secdenin hakkını veren insan ; hayatının diğer zamanlarında da O’na boyun eğiyor, buyruklarından dışarı çıkmıyor samimi duruşunu sergiliyor, demektir…

İnsan manen Allah’a en çok secde halindeyken yaklaşır. Secde yapmaktan çok zevk alan Peygamber Efendimiz, ‘’Kulun rabbine en yakın olduğu an secdeye vardığı andır; secdede duayı çokça yapın’’ buyurmuştur.

Rabbimiz Hz. Adem’i yarattıktan sonra meleklere ona secde etmelerini emretti. Günde beş vakit namaz kılan bir mü’min, onlarca defa secde yapma şerefine kavuşur, eğer bu hallerde hakiki anlamda secde yapıyorsa bu hal hayatının her haline yansıyacak , hatalarımızı silip süpürecektir… Secdelerle hatalar birlikte yürümez ki… yanlışlara devam ediyorsak sadece şeklen secde yapıyoruz demektir maalesef… Rabbimiz bizlere hayatımızı dupduru yaşayabileceğimiz “gerçek secdeler” nasip etsin…

Ümit ULUDAĞ

YORUMLAR






    0 YORUM