USD
EURO
ALTIN

HSK’nın ‘etik’i ve yargıya etkileri

Resmi Gazete’de 14 Mart 2019 Perşembe günü (Sayı: 30714 ile) yayınlanan  Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun…

HSK’nın ‘etik’i ve yargıya etkileri
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

 

Resmi Gazete’de 14 Mart 2019 Perşembe günü (Sayı: 30714 ile) yayınlanan  Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun “Türk Yargı Etiği Bildirgesi”ni okudunuz mu?

Aslında 2019’a damgası vuracak bir “Bildirge”! Ortaya çıkan manzara o kadar çarpıcı ve hatta çarpık ki, hakkında başlı başına bir kitap yazılmayı hak ediyor!

 

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül tarafından, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanı sıfatıyla açıklanan Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ne bir bakar mısınız! Buna göre, 8 ana başlık halinde hakim ve savcılar:

 

“1) İnsan onuruna saygılıdır, insan haklarını korur ve herkese eşit davranırlar,

2) Bağımsızdırlar,

3) Tarafsızdırlar,

4) Dürüst ve tutarlıdırlar,

5) Yargıya olan güveni temsil ederler,

6) Mahremiyeti gözetirler,

7) Mesleğe yaraşır şekilde davranırlar,

8) Yetkindir ve mesleklerinde özenli davranırlar.” (BM Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimler ve savcılar için “olmalıdır”, “yapmalıdır”, “davranmalıdır” “korumalıdır” vb derken, burada ise zaten öyle “oldukları”, “davrandıkları”, “korudukları” peşinen tespit ediliyor. Göz yaşartıcı değil mi!)

 

Resmi Gazete’de tam 5 sayfa, HSK’nın sayfasında ise tam 43 sayfa bu metin! Alt başlıklarıyla detaylandırarak anlatmışlar! Alt alta sıralayıp böyle yayınlanınca ne de güzel görünüyor ama! “Vay anasına sayın seyirciler, HSK Hakimlerden ne de güzel şeyler istiyor? Onların ne kadar da adil kimseler olduğunu ne de veciz ifade ediyor öyle?!” diyorsunuz.

 

KİM KİMDEN İSTİYOR ÖYLE?

 

Yargı mensuplarından bunları isteyen HSK nasıl bir kurum şu an, biliyor musunuz?

 

Yürütmenin başındakiler, iktidardakilerin yani Erdoğan’ın talimatı ile kurulmuş olan YBP (Yargıda Birlik Platformu) ile 2014 HSYK seçimlerini aldıklarında,

 

– “Bize oy vermemiş olanları, bağımsız adaylara  oy vermiş yargı mensuplarını tek tek bulup atacağız” diyen,

 

– Bunu da uygulamaya koyan, teker teker atmak sıkıntı olmaya başlayınca İstihbarat’ın da tavsiyesi üzerine beklemeye alıp fişledikleri 5 bine yakın yargı mensubunu bir Darbe tezgahı ile hepsini savunmasız atan bir kurum… (Yargılanan yargı mensuplarının iddianamelerinde de var şimdi, “Neden bağımsıza oy verdin?” diye…)

 

Gazeteci Ahmet Dönmez’in yazılarını takip ediyorsunuzdur. 15 Temmuz 2016’da daha ortada somut bir şeyler yokken, kimin ne yaptığı belli olmamışken Savcı Serdar Coşkun imzasıyla nasıl da olayların olmadan tutanağa alındığını ve önceden fişlenmiş 5 bin kadar yargı mensubunun nasıl da ihraç edilip çoğunun da gözaltına alındığını…

 

Üç bine yakın gözaltına alınanlar arasında bir çok yüksek yargı mensubu var; AYM, Yargıtay, Danıştay ve HSYK üyeleri.

 

Daha sonrasında da şimdiye kadar 500 binin üzerinde insan gözaltına alınmış. Bunların hiç birisinde de -geçtik etik ilkelerini- hukukun ve kanunların en temel ilkeleri bile gözetilmedi:

 

“Masumiyet karinesi”, “ispat külfeti”, “kanunilik ilkesi”, “adil yargılanma hakkı”, “silahların eşitliği ilkesi” vs, aklınıza her ne gelirse! İşte bütün bu ilkeleri özellikle şu 4 yıldır ayaklar altına alınırken (en kibar ifadeyle) seyirci kalmış bir kurumdur HSK.

 

Eskiden HSYK idi ve ismindeki Y’yi attı ve Yüksekliği de kalmadı zaten. Hukuksuzlukta düştüğü çukurun derinliği zaten akıl almaz!

 

NEYDEN “BAĞIMSIZ YARGI”(?)

 

 

 

Geçtiğimiz Çarşamba AP Genel Kurulu Türkiye raporunu kabul etti ve üyelik sürecinin dondurulması ya da tamamen ortadan kaldırılması gündemde. Silah ambargoları gibi müeyyideler de masada. (Buna dair detaylar, bir önceki yazımızda)

 

Raporda, Türkiye’deki ağır insan hakları ihlallerinden, 5 bin kadar yargı mensubunun hukuksuzca ihraç edilmesinden ve bağımsız yargının ortadan kaldırıldığından bahsediliyor ve bu haliyle üyelik sürecinin daha fazla sürdürülemeyeceği vurgulanıyor. Cuma günü de AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısı sonrası bir  Basın toplantısı vardı. Toplantıda Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Yargımız bağımsız ama…” demeye çalışıyordu. Bunları söylerken bile “Yav inşallah böyle büyük yalanda şimdi ağzım çarpılmaz, ya da birisi şimdi şurada botunu ağzımın ortasına fırlatmaz umarım” der gibiydi. AP Parlamenterinin tavrı daha da çarpıcı, “Come onn!!” dercesine gözlerini deviriyordu.

 

Dünya hukuk indekslerinde şu son bir kaç yılda listenin en son sıralarına düşmüş ve dünyada en çok gazeteci hapsetmiş bir ülke adına “yargımız bağımsız” demeye kalkarsan adama böyle bakarlar işte. Ya da bu adaletsizlikleri kurumsal olarak organize eden HSK olarak bunun üstüne “Etik İlkeler” yayınlamaya kalkarsan, komik bile olamazsın, rezil olursun!

 

BAĞIMSIZLIK ALAMETLERİ ŞUNLAR (!)

 

T24’deki köşesinde bu bildiriyi değerlendiren Mehmet Y. Yılmaz, haklı olarak yazısına “Etik, bir et lokantası mıdır?” diye başlarken, değişik nedenlerle, karar verirken gözünün ucuyla muktedire bakan, onun talimatlarını emir telakki eden bir yargı mensubunun, bütün meslektaşlarını aynı düzeysiz duruma düşürdüğünü hatırlatıyordu.

 

“Onu yapmayı gururuna yedirebilen, meslektaşlarının böyle bir zillete düşmesinden de rahatsız olmaz” diyorsanız, size hak vermekten başka çarem kalmaz” diyen Yılmaz, yazısını şu soru ile bağlıyordu: “Memleketin düzgün hâkim ve savcıları, bu tiplere karşı hukuku ve adaleti yüceltmek için neyi bekliyorlar?”

 

Neyi bekleyecekler? Meslek Etik İlkelerindeki hususlara dikkat etmeye çalıştıkları için mesleklerinden olan, ihraç olan meslektaşlarının başına gelenleri gördükleri için, “kalkamadıkları için oturuyorlar”. Kolay değil, istikbal korkusu ve malum, “Silivri şimdi soğuktur.”

 

Yazısının ikinci bölümünde gazeteci Yılmaz, meselenin özünü özetlemiş oluyordu: “Adaletin sorunu Reis’ten kaynaklanıyor.”

 

Biraz örneklendirelim:

 

– Erdoğan ki “Açtığım her davayı kazanıyorum” diye meydanlarda övünen bir siyasi ve hakimler de kararlarıyla onu teyite yarışıyorlar.

 

– Cumhurbaşkanı hedef göstermiş, ertesi günü erken vakitlerde sabah Müjdat Gezen ve Metin Akpınar gözaltına alınmışlardı.

 

– Erdoğan, daha  bir kaç gün önce Akşener’e, “Birileri cezaevinde gün sayıyor, sen de düşebilirsin” diyerek bunu yargı eliyle yapabileceğini söylemişti. Tabii ki Erdoğan bunu, “Yargısı”na güvenerek, emin bir şekilde ifade ediyordu!

 

Sedat Peker isimli mafya liderinin ölüm tehditli sözleri hakimlerce düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilirken Hakim Aydın Başar, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçu iddiasıyla yargılanan sanığın sözlerini düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirdiği için HSK tarafından sürgün edildi daha geçenlerde. Bu satırları yazan da; Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın eşinin malvarlığı ile ilgili sosyal medyada paylaşımda bulundu diye hakkında terör propagandası davası açılmış Hollandalı bir gazeteciye ceza vermeyip bunu bir “basın, ifade özgürlüğü olarak” değerlendirip beraat kararı verdiği için ihraç olmuş eski bir yargı mensubu! Bu HSK’nın “Hakimlik teminatı”, “Yargı bağımsızlığı” Etiğine güzel bir örnek olsun! (Kapak olsun ya da…)

 

– Ağır Ceza Mahkemesi üyesi bir hakime hanım, Başkan tarafından verilecek kararlarda baskıya uğradığını söyleyince HSK tarafından üye hakimin mahkemesi alelacele değiştirilmişti. Kendi mahkememde de, benim gibi beraat yönünde rey kullanan üye hakime hanımın da odası Komisyon Başkanı ve adamlarınca basılmış, “Ayağını denk alması, yoksa mesleğinden olacağı, perişan olabileceği” tehditleri savrulmuş ve hüngür hüngür ağlamasına sebep olunmuştu. O dönemin HSYK’sı bundan habersiz miydi sizce?

 

– Bir savcının sahada maç yapan öğretmenleri keyfince gözaltına alması, bir hakimin mağdur bir çocuğun psikolojisini dile getiren bir sosyal hizmet uzmanını tutuklaması karşısında HSK’nın tavrı ne olmuştur sizce? Bunlar, hangi Etik İlke’ye giriyordu sahi?

 

– Şule Çet davası sanıkları önce serbest bırakıldı. Sosyal medya tepkisinden etkilenen hakimler onları sonra tutuklandılar. Bunu gören Etik İlkeli HSK ne yaptı?

 

– Avukat Ömer Kavilli’yi duruşmada yerlerde sürüklediler ve tutukladılar. Avukat Selçuk Kozağaçlı ve avukat arkadaşları suçları yokken tutuklandılar, tahliyenin üzerinden bir gün geçmeden tekrar tutuklandılar… Avukatların açlık grevinde olduğu, hakimlerin hücrelerde olduğu ülkenin yargısında etik kalmış mıdır?

 

Avrupa Parlementosu’nun kabul ettiği raporda, “İnsanların delil olmadan yargılandığına”, “5 bine yakın yargı mensubunun  ihracı ile yargı bağımsızlığının etkilendiği ve bunun yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına tehdit oluşturduğu”, “570 avukatın tutuklanmasının savunma ve adil yargılanma hakkına engel teşkil ettiği” vurgulanırken, hakimlerin hukuku gözettiklerine dair etik ilkeler ne derece kıymet ifade eder!?

 

HANİ “CEMAATÇİ” YARGI?

 

Cemaatçi, Fetöcü vs deyip 5 bin kadar yargı mensubunu attınız. “Talimatla iş yapıyorlardı”, “başkalarının haklarına girdiler” dediniz.

 

Talimatla başkalarına haksızlık yapılması hem dinen, hem hukuken, hem etik olarak çok büyük bir adaletsizlik ve zulümdür! Bunu yapanlar iki cihanda da hesap vermelidir. Her kim bir başkasından etkilenerek, ya da kendisinden kaynaklı bir başkasına haksızlık yaptıysa vebalini ödemelidir.

 

En sansasyonel davalar Ergenekon ve Balyoz idi. Bunlara kumpas demişlerdi ama HSK’nın bu konudaki son kararı ortada…“Normal bir yargılama faaliyeti olduğu” söylenmişti. (Buna dair eski yazımıza bakabilirsiniz.)

 

HSK ve devletin bütün kurumları ihraç olmuş bu 5 bine yakın kimsenin vermiş oldukları kararları didik didik ediyorlar. Ortada somut bir tane hak ihlali gösteremiyorlar. Hani “talimatla insanlara haksızlıklar yapılıyordu, kumplaslar kuruluyordu”?

 

İhraç olmuş bazı hakim ve savcıların üzerine atılan KCK ve Gezi Davası seyirlerine bakın bir de… Diyorlar ki, “Bu davaları Fetöcü hakim savcılar başlatmıştı, onların hatası.” E o zaman düzeltsenize? O zamanlar daha kısıtlayıcı yasalar vardı, sonrasında AB uyum paketi kapsamında daha özgürlükçü düzenlemeler gelmişti, onlara göre bu soruşturmaları tamamen bitirsenize? AİHM kararını bari uygulayıp Selahatttin Demirtaş’ı serbest bıraksanıza? HSK, size diyorum?!

 

İhracımdan son 6 ay öncesine kadarki kısmını söyleyeyim. Ankara’dan, HSK’dan sürekli olarak müfettişler gelir, günlerce bizim gibi önceden fişlenmiş kimselerin dosyalarını satır satır inceler, bir usulsüzlük göremeyince kös kös geri dönerlerdi. Muhtemelen, bir açık bulamadıkları için merkezden fırça yiyip tekrar damlarlardı bizim adliyelere ve sil baştan dosyalarımızı inceler, tekrar umutsuzca dönerlerdi. Yasa gereği, görev icabı soruşturma açılmış, yasa gereği kararlar verilmiş. Hadi buyur, varsa bir kanunsuzluk, söyle! Bütün baskılarına rağmen sizlerin AB Uyum Yasaları çerçevelerinde beraat kararları vermişiz ve bundan dolayı ihraç etmişsiniz. Yüzsüzce bir de bu kararlarımızı İngilizceye çevirip AP’ye “Böyle örnek özgürlükçü kararlarımız var” demişsiniz.

 

Böyle çift tarafı kesen “Etik İlkeler”iniz var yani..

 

SON BİR DE ÖNERİ…

 

AB baskısıyla olsun Yargı Etiğini hatırlamak iyidir. HSK’yı bu konuda teşvik ediyorum.

 

Türkiye demokrasi ve hukuk anlamında hiçbir zaman örnek olmadı, hep sorunluydu, evet. Ama hiç bu kadar dip yapmamıştı. Şimdilerde Anayasadaki “Temel Hak ve Hürriyetler” bölümünde sayılan hemen her fiil, bugün suç olarak insanların karşısında! 500 binin üzerinde insan, bu temel haklarını (AY. 22, 24, 25, 26, 48, 51 vd m.) kullanmış olmaktan dolayı “silahlı terör suçu işlemekten” soruşturulmakta, yargılanmakta…

 

Gazeteci Mehmet Yılmaz’ın yazısında işaret ettiği gibi, bunun organizesi Saray merkezli. Ama bunun alt şubesi olarak çalışan da HSK’dır. Yargı bağımsızlığına dair yaşanan her ihlalden direkt bu kurum sorumludur. Şimdi eğer HSK, başkanı Adalet Bakanı eşliğinde bu ilkeleri açıkladığına göre, hakkında soruşturma ve davası olan kimselere nacizane bir tavsiyem var. Linkini vermiş olduğumuz Resmi Gazete’deki ya da HSK sayfasındaki metnin bir çıktısını alınız.

 

Bunu dosyanıza bir üst yazı ile iliştiriniz ve deyiniz ki: “Sizden ekstra bir şey istemiyorum. Meslek çatı örgütünüz HSK’nın size şart koştuğu şu ilkelere uyun, başka da birşey istemiyorum, başka da bir şey demiyorum.”

 

Buna rağmen de o mesnetsiz davaları ve soruşturmaları devam ettiriyorlarsa da o Etik İlke çıktısını HSK’ya götürüp iade edebilir ve “Bu etiğinizin ettikleri bu kadar. Hadi şimdi siz temizleyin” diyebilirsiniz.

 

O zaman 7 üyenin AKP- MHP’nin çoğunlukta olduğu meclisten, 4 üyenin AKP li CB tarafından seçildiği, başkanı AKP’li bakan ve onun AKP’li müsteşarının doğal üye olduğu 22 kişiden birisi belki utanır. Teoman Gökçe gibi değerli üyeleri hücrede can verdiydi geçenlerde, o zaman etik, metik bir sıkıntı hissetmemişlerdi, belki o zaman olur.

YORUMLAR






    0 YORUM