USD
EURO
ALTIN

İstanbul’a kıymayın efendiler

YORUM | ALPER ENDER FIRAT TR724.COM   Temel; ABD’de müteahhitliğe başlamış ilk iş olarak 10 katlı bir bina inşa etmiş ama iki kat da fazladan çıkmış. Belediyeden kontrole gelenler ‘neden böyle yaptınız, izin alarak çok daha yüksek bir bina yapabilirsiniz.’ Demiş. Temel mecburen belediyeye gitmiş onlar bazı evraklar isteyip hemen 20 kat ruhsatı vermişler. Temel […]

İstanbul’a kıymayın efendiler
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

YORUM | ALPER ENDER FIRAT TR724.COM

 

Temel; ABD’de müteahhitliğe başlamış ilk iş olarak 10 katlı bir bina inşa etmiş ama iki kat da fazladan çıkmış. Belediyeden kontrole gelenler ‘neden böyle yaptınız, izin alarak çok daha yüksek bir bina yapabilirsiniz.’ Demiş. Temel mecburen belediyeye gitmiş onlar bazı evraklar isteyip hemen 20 kat ruhsatı vermişler. Temel 20 kat bitince üzerine fazladan üç kat daha çıkmış. Yeniden kontrole gelenler aynı şeyi söylemiş. Temel bakmış bu kısırdöngü bitmeyecek müteahhitliği bırakıp memlekete dönmüş. İdris sebebini sorunca ona dert yanmış,  “bu ne biçim iştur arkadaş hiç kaçak kat çıkamayrum, her şey ruhsatlı, nerede kaldı bunun kârı, ben nereden para kazanacağum.”

 

Türkiye’nin 60 yıllık, özellikle de son 25 yıllık kentleşmesini çok iyi özetleyen bir fıkradır bu. Belediye eliyle bile kaçak yapılaşan, imara aykırı şehir kurulan bir ülkedir burası. Ne zaman Başakşehir’i ve TOKİ kentlerini düşünsem bu fıkra gelir aklıma. Neredeyse uçsuz bucaksız arazilerde eski kentlerden esinlenerek, insan yüzlü yeni kentler kurma fırsatı bulan siyasal İslamcılar bütün yetkiler ellerindeyken bile kaçak yapılaşmalar, imar oyunları ve insan istifi konutlar yapmaktan öteye gitmediler.

 

Yüzbinlerce, milyonlarca kişinin yaşadığı şehirler bugün medeniyete hiçbir katkıda bulunmuyor, bulunacak gibi de durmuyor. Bu şehirlerin hepsi fıkradaki gibi, Doğu Karadenizlilerin kurduğu ve o kafalar haricinde hiç kimsenin olaya müdahil olmadığı, olamadığı kentler olarak kuruluşlarını tamamladılar. Kenti, kentli olmayı bilenlerin, sanatçıların, mimarların, şehir üzerine kafa yoranların yani değer üretebilecek hiç kimsenin katkısını almadılar.

 

Dünyada da buna benzer şekilde yapılan kentler var. Çok parası olan herkes bomboş hatta çöl olan bir araziye içinde gökdelenlerin, evlerin, iş merkezlerinin olduğu binlerce binayı inşa edip orayı yüzbinlerce, milyonlarca kişinin yaşadığı bir yerleşim alanına dönüştürebilir. Nitekim Dubai tam da böyle ortaya çıkmıştır. Bu tip şehirleri var eden tek şey paradır. Oranın bir geleneği, kültürel bir alt yapısı, aidiyeti, kimliği yoktur. Çok parası olan birilerinin yüzlerce kilometrekare büyüklükte devasa bir AVM inşa etmelerinden öte bir şey değildir. Sonradan kurulan kentlerin bir kimlik kazanabilmesi için orada yaşayanlarda aidiyet duygusunun oluşması ve daha sonra da ‘değer’ üretimlerinin gerçekleşmesi gerekir. Binalara insan istiflemekle, başka yerlerde üretilmiş şeylerin aracısı ya da tüketicisi olmakla bir kent aidiyeti, bir kent kimliği olmuyor haliyle.

 

Çok paranızın olması, çok gücünüzün olması iyi ve itibarlı bir kent kurmaya yetmiyor. Dubai çok büyük paralarla kurulmuş, zengin ve şatafatlı bir şehir ama değer üreten değil dünyanın başka kentlerinde üretilmiş moda, sanat, sinema, eğitim, gibi şeylerin yani üretilen değerlerin müşterisi olduğu için onda bir New York’un, Paris’in, Barcelona’nın itibarı yok? Zamanla Dubaili sanatçılar, mimarlar, ressamlar,  modacılar ya da üniversiteler gibi kendine özgü işler üretmeye başladığında burası da saygın bir kent olabilir.

 

Bugün Dubai; itibarı yine başka kentlerde kurulmuş ve üretime geçmiş televizyon Kanalları, medya, Sinema aracılığıyla kendini dünyaya anlatmaya çalışıyor. Ancak bu çaba kendine özgü etkin değer üretimiyle beslenmedikçe hiçbir zaman gerçek bir saygınlığa ulaşamayacak. Oysa Araplar tarihte Bağdat, Kahire, Şam, Gırnata gibi döneminin en etkili kentlerini kurmuş, bu kentler alimleri, düşünürleri, kütüphaneleri, sanatçıları ile tarihe ciddi etki etmiş yani ‘değer’ üretmişlerdi. Tıpkı İstanbul gibi.

 

İstanbul, Dubai’nin tam tersidir. Onda kök vardır, tarih vardır, gelenek vardır. O medeniyetin ve ‘kentin’ diğer adıdır. O, binlerce yıldır, siyasal ve kültürel olarak dünyanın ‘değer’ üreten bir kaç merkezinden birisidir. İstanbul bizim için de her şeydir. Bizim Türkçemizdir, dilimizdir, şiirimizdir, müziğimiz, mimarimizdir. Sanatımız, sözümüzdür.

 

Böyle bir şehri Başakşehir’e ya da Dubai’ye dönüştürmeye, ona benzetmeye çalışmak nasıl bir medeniyet cinayetidir düşünebiliyor musunuz?

YORUMLAR






    0 YORUM