USD
5,4717
EURO
6,2065
ALTIN
229,2826

Şakik-i Belhi

Bu haftaki makalemizde okuyucularımızın az çok tanıdığını tahmin ettiğim…

Şakik-i Belhi
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Bu haftaki makalemizde okuyucularımızın az çok tanıdığını tahmin ettiğim Belhli Şakik’i tanıtmaya çalışacağım.
İmam Kuşeyri, Horasan velilerinden olan bu zatın İbrahim b. Edhem’in talebesi ve Hatimü’l-Esemmin üstadı olduğunu söyleyerek tanıtmaya başladığı Şakik, Belh’de doğmuştur. Ebu Ali lakabıyla bilinen bu zatın babasının adı İbrahim’dir. Doğduğu tarih kesin olarak bilinmemektedir. Gençlik yıllarında Belh’den ayrılmış seyahat için ilim merkezlerine seyahat erek ilim öğrenmiş ve büyük bir alim olarak yeniden Belh’e dönmüştür.O, son derecede abid ve zahid bir insandır.

Kendisi haram ve şüpheli olan şeylerden son derece kaçınır ve asla harama yaklaşmazdı. Tevekkülde söz sahibidir, tevekkül konusunda çok ikna edici ve güzel şeyler anlatırdı. Hocalık yaptığı Hatim el-Esemm de çok abid, zahid ve faziletli devrinin büyük velilerinden biridir. Şakik’in dünyadan elini eteğini çekmesi ve zühde yönelmesine vesile olan tevbesini hem İmam Kuşeyri hem de birçok kaynak tevafuklar zinciri içerisinde şöyle anlatılır: Şakik, Belh’in zenginlerinden birinin oğludur. Gençken ticaret yapar ve çok kazanır hatta dış ülkelere de ticaret için gider gelirdi.

Bir seferinde mal satmak üzere gittiği Türkistan bölgesinde bir yerde putlarla dolu olan bir put haneye rastlamış ve merak ederek içeri girmişti. İçerde putlara hizmet eden ve saçını sakalını tıraş etmiş, erguvan renkli elbise giyinmiş bir hizmetçiyi putlardan bir şeyler istediğini görür. Ona: Senin Hayy (Diri), Alim ve her şeye gücü yeten bir Yaratıcın vardır, O’na tapınıp O’ndan istesene! Hiçbir zarar ve faydası olmayan bu putlara da tapınma! dedi. Bunun üzerine o hizmetçi : Eğer dediğin gibi ise O, sana memleketinde de rızkını vermeye kadir olduğu halde Niçin bunca zahmet çekip ticaret için ta buraya kadar geldin, demiş. Hizmetçinin bu sözü üzerine Şakik, tefekküre dalmış ve kendine gelince memleketi Belh şehrinin yolunu tutar. dönerken de bir Mecusi ile yol arkadaşlığı yapar. Mecusi¸ Şakik-i Belhi hazretlerinin tüccar olduğunu öğrenince, O’na: Eğer kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen¸ kıyamete kadar gezsen de onu ele geçiremezsin. Şayet kısmetin olan bir rızık peşindeysen onun arkasından koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın, seni mutlaka bulur, der. Bu söze hayran kalan Şakik, hazretlerinin dünyaya karşı meyli iyice azalır ve artık ahiret için çalışacağına dair kendi kendine iyice söz verir. Bu düşüncelerle Belh şehrine gelir.

O günlerde Belh’de müthiş bir kıtlık vardır. İnsanlar yiyecek bir şey bulamamakta ve bu yüzden hiç kimsenin yüzü gülmemektedir. Herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda Şakik-i Belhi hazretleri¸ çarşıda neşeli bir köle görür ve ona; Ey köle¸ herkes üzüntü içindeyken¸ senin neşelenmenin sebebi nedir? diye sorar. Köle; Niçin üzüleyim. Benim efendim zengin bir kimsedir. Beni aç¸ açık bırakmaz ki! der. Şakik-i Belhi hazretleri¸ kölenin bu sözü karşısında; Aman ya Rabbi! Az bir dünyalığı olan şu köle böyle neşeli, sürurlu. Halbuki Sen bütün canlıların rızklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım, diyerek dünya meşguliyetlerinden elini eteğini çeker. Samimi bir tevbe ile Allah’a (c.c.) yönelir ve maneviyat aleminin seçkin simaları arasındaki yerini alır. İbrahim Edhem hazretlerinin sohbetlerine devam etmeye başlar ve ondan feyz alarak olgunlaşır…

ve zühd yolunu tutar. Zühd yoluna salik olmasını pekiştiren başka bir olayı da talebesi Hatimi Esemm, şöyle naklediyor ve diyor ki: Şakik b. İbrahim mal mülk sahibi zengin birisiydi. Devamlı gençlerle düşer kalkar yiğitlik ederdi. Ali b. İsa b. Mahan isimli birisi Belh emiriydi. Bu emir av köpeklerini çok severdi. Köpeklerinden birini kaybetti. Bu iş yanında bulunan adamlarından birinin üzerine atıldı. Şüphe edilen bu adam, Şakik’in komşularındandı. Emir onu arattı, fakat o kaçıp Şakik’in evine sığındı. Şakik de Emirin yanına gidip Emire: Bu adamın yakasını bırak çünkü köpek bendedir. 3 güne kadar onu size teslim ederim, dedi.

Bunun üzerine emir o adamın yakasını bıraktı. Şakik yaptığı bu hareketini düşünerek geri döndü. 3. gün olunca Şakik’in arkadaşlarından o sırada Belh’te bulunmayan biri şehre dönerken yolda boynunda tasma bulunan bir köpek buldu. Bunu Şakik’e hediye ederim, çünkü o cömerttir karşılığını verir diyerek köpeği getirdi. Şakik bir de baktı ki getirilen köpek Emirin köpeği, Sevindi ve onu Emire götürüp taahhüdünden kurtuldu. Allah da Şakik’i uyanıklıkla rızıklandırdı. İçinde bulunduğu halden tevbe edip zühd yolunu tuttu. Şakik’le alakalı şöyle bir hadise daha nakledilir. Cafer b. Muhammed (Cafer-i Sadık) Şakik-i Belhi’ye fütüvvetten sordu ve dedi ki bu hususta ne dersin? Şakik, cevaben bize verilirse şükr ederiz, verilmez ise sabrederiz, deyince, Cafer ‘bizim şehrimizin köpekleri de böyle yapar. Şakik, Ey Allah Resülünün kızının oğlu, peki size göre fütüvvet nedir? Cafer (Sadık), bize verilirse isar eder yani verilenleri başkalarına dağıtır, men edilirsek şükrederiz, dedi.

Şekik Belhi, devrinin birçok büyük insanlarıyla görüşmüş onlardan ilim almış, takva ve faziletini geliştirerek ilerletmiştir. Nitakim İmam Cafer Sadık’la görüşüp feyz almış, Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve İmam Züfer’den fıkıh dersleri almıştır. Başlangıçta Irak rey ekolüne mensupken daha sonra hadiste derinleşerek hadis ehli olmuştur. İsrail b. Yunus es-Sebii, Abbad b. Kesir, Kesir b. Abdullah’tan hadis aldığı ve sünnete titizlikle uyduğu rivayet edilir.
Şakik-i Belhi tevekkülün mahiyetini, sebeplerini, hikmetlerini, tevekküle ulaşmanın yollarını inceleyerek bunun müridin süluküne yapacağı tesir üzerinde duran ilk zahid olarak tanınır. Şakik, hac vazifesini yaptığı sırada karşılaştığı İbrahim b. Edhem’e geçimini nasıl temin ettiğini sormuş, İbrahim b. Edhem, eline bir şey geçerse şükrettiğini, geçmezse sabrettiğini söyleyince, belki biraz sertçe: Belh köpeklerinin de yaptığı budur, demiş, bunun üzerine İbrhim b. Edhem, aynı soruyu kendisine sorunca, Bulduğumuzda dağıtırız, bulamadığımızda şükrederiz karşılığını vermiştir. Şakik bu olaydan sonra İbrahim b. Edhem’in müridi olmuştur.

Şakik’in Rabia el-Adeviyye ile görüştüğü ve büyük veli Malik b. Dinar ile sohbet ettiği de rivayet edilmektedir..
İnsan değerlendirmesinde Şakik’in önemli ve enteresan tesbitleri vardır. Mesela Şakik’e göre bir kişiyi tanımanın yolu, onun Hakk’ın vad ettiğine mi, yoksa halkın vad ettiğine mi daha çok güvendiğini bilmekten geçer, diyor. Allah nasıl sizi yarının namazından sorumlu tutmuyorsa siz de yarının rızkını Allah’tan isteyemezsiniz, belki yarına varamayacaksınız, diyen Şakik’a göre kişi yarınını düşünmemeli, yarının rızık kaygısını taşımamalıdır. (Hilyetü’l-Evliya, c. 8. 68-70) Şakik’in insan hayatına ve İslami yaşayışına çok faydalı nasihatleri vardır. Bunların bazıları insanlara, zenginlerden sakının aranıza mesafe koyun, menfaat noktasında kalbinizi onlara ne zaman bağlar ve onlardan bir şeyler ummaya başlarlarsanız Allah’tan gayri rabler kabul etmiş olursunuz.!

Kendilerine nasihat kâr etmeyen bir grup insana bir gün şöyle buyurdu: Ey insanlar! eğer çocuk iseniz mektebe¸ deli iseniz tımarhaneye¸ ölü iseniz kabristana gidin. Ama Müslüman iseniz Müslüman olmanın şartlarını yerine getirin!
Şakik-i Belhi hazretlerine bir gün¸ İnsanları hangi şey helak eder? diye soruldu:
İnsanları iki şey helak eder: Biri¸ tevbe ederim diyerek günah işlemeye devam etmeleri; diğeri de¸ zamanında yapması gereken tevbeyi sonra yaparım diye geciktirmeleri! diye karşılık vedi. Cidden çok önemli bir hakikate işaret buyurmuştur ki, Efendimizin ve Rabbimizin de çok açık emirleri vardır bu hususta.

Yine büyük veli bir gün şöyle buyurdu:
Biz beş şeye nail olmak için çalıştık ve bunlara nail olmayı beş şey işlemekle bulduk:
1. Günahları terk etmek istedik, bunu kuşluk namazına devamda bulduk.
2. Ölünce kabirlerimizi nasıl aydınlatabiliriz¸ diye düşündük; bunu da gece namazlarında bulduk.
3. Münker ve Nekir’in suallerine nasıl cevap veririz¸ diye düşündük¸ bunu da çokca Kur’an okumakta bulduk.
4. Mahşer günü sıratı nasıl geçeriz diye düşündük; bunu da doğruluk ve oruç tutmakta bulduk.
5. Mahşerde arşın gölgesinden başka gölge olmadığı zaman arşın gölgesinden nasıl istifade edebiliriz¸ diye düşündük, bunu da malayaniyi (insanın dinine ve dünyasına faydası olmayan şeyleri) terk etmekte bulduk. Zaten Efendimiz de: Kişinin İslami güzelliği onun malayaniyi terk etmesiyledir, buyurmuştur.

Şakik-ı Belhi’nin zühd anlayışının temelini, Allah’ın iradesine aykırı hareket etmemek, şöhretten sakınmak, sükut etmek, az yemek, uzlet, havf ve fakr kavramları oluşturmaktadır. Ona göre zahid kendi kusurlarıyla ilgilenmekten başkasının kusurlarını görmeye fırsat bulamaz. Bunun aksi bir tavır içinde olan kişi zahid değildir, onun yaptığı, zahidlik taslamaktır. İbadet on parçadır, bunun dokuzu halktan kaçmak, biri sükut etmektir, diyen Şakik, insanlardan uzaklaşmayı kötülüklerden korunmanın bir yolu diye kabul eder ve: İnsanlarla ateşle arkadaş olur gibi arkadaş ol; faydalı taraflarını al, alevlerinden kaç, tavsiyesinde bulunur.

Sufinin yaşadığı manevi tecrübeler hakkında konuşmasını afet olarak gören Şakik, müridi Hatim’e dilini korumasını, konuşmadan önce iyi düşünmesini hep tavsiye eder. Onun suskunluğu tercih etmesi zühd anlayışının en önemli unsurlarından biridir. Yine ser-levha yapılacak mükemmel bir sözü. O’na göre zahidin zühdü fiiliyle, zahid geçinenin zühdü sözüyledir. Nefsin sıkı bir riyazetle terbiye edilmesinin ardından kalbin dünya arzularından temizlenmesi nispetinde marifete ulaşılabileceğini düşünen Şakik’in marifet anlayışında dört temel unsur bulunmaktadır:
Allah’ı
nefsini,
Allah’ın emir ve yasaklarını,
Allah’ın ve kendisinin düşmanlarını bilmek.
O’na göre bilgi, Allah’a yaklaşmaya vesile olduğu ölçüde değer ifade eder. Şakik’in marifetle ilgili bu yaklaşımı sadece Horasan sufiliği ile sınırlı kalmamış, Bağdat sufiliğini de etkilemiştir. Bağdat sufiliğinin önemli temsilcilerinden Haris el-Muhasibi anılan unsurları sistemli bir şekilde er-Riaye li hukukillah isimli eserinde mükemmel işlemiştir. Muhasibi’nin marifet anlayışıyla Şakik-i Belhi’nin görüşlerinin örtüşmesi onun tasavvuf anlayışının çerçevesini ve etki alanını göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Şakik-i Belhi fakr konusunu da marifet anlayışının bir parçası olarak değerlendirir. Ona göre kişi zenginliğini kaybedeceğinden korktuğu gibi fakirliğini kaybedeceğinden de korkmadıkça gerçek anlamda fakr sahibi olamaz. Yani Marifet Allah’ın kudretini bilmekle orantılıdır. İnsan, elindeki varlığı Allah’ın alıp başkasına vermeye; kendisinin ihtiyaç duyduğu, fakat elde edemediği şeyi ona ihsan etmeye gücü yettiğini bihakkın bilirse Allah’ın kudretini de bilmiş olur. Bu bilince ulaşan kişi nefsinde bir varlık görmez, bütün mülkün sahibinin ve mülkiyetinde dilediği gibi tasarruf yapacak olanın Allah olduğunu bilir.

Rzık konusunda insanlara çok tenbihte bulunur ve Rızkı hususunda Allah Taala’ya tevekkül eden kimsenin güzel huyları fazlalaşır¸ cömert olur ve ibadetlerinde vesvese bulunmaz, diyerek insanları tevekkül etmeye sevk ederdi.
Şakik-ı Belhi, Maveraünnehir bölgesindeki savaşlara katılmış ve Kulan savaşında Hicri 194/miladi 810 yılında şehid olmuştur.

Makaleyi hazırladığımızda istifade ettiğimiz kaynaklardan bazıları;
Hilyetü’l-Evliya, Ebu Nuaym el-İsfehani Siyerü Alami’n-Nübela, Hafız Şemseddin ez-Zehebi Harisi Muhasibi, er Riaye li Hukukillah. İslam Ansikilopedisi Diyanet

Dr. Dursun Ali Erdem

YORUMLAR






    0 YORUM