USD
EURO
ALTIN

Cennet Vatanımızın Gizemlerle Dolu Yeraltı Dünyası

Kapadokya’daki Derinkuyu Yeraltı Şehrinin kayalara oyulmuş nadir görülen…

Cennet Vatanımızın Gizemlerle Dolu Yeraltı Dünyası
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Kapadokya’daki Derinkuyu Yeraltı Şehrinin kayalara oyulmuş nadir görülen yeraltı dünyası olduğunu hepimiz az çok bilmekteyiz.

Kapadokya’da 36 yeraltı şehirlerinden en büyüğü olarak bilinen Derinkuyu; 1960’lı yılların başında bir köylünün, evinde tadilat yaparken duvarını yıkmasıyla, evinin büyük bir tünele açıldığını fark etmesi neticesi keşfedilmiştir.

1967 yılında turizme açılan 8 katlı bu devasa gizemli şehri, cennet vatanımız Türkiye’de bulunması hasebiyle tanıtmak istedim.

Bu olağanüstü yeraltı şehrinin keşfedilmesi meraklı köylünün eline bir fener alarak içeri girmesiyle başlar.

İlk başta küçük bir mağara olduğunu düşünen adam içeriye girince yeraltında her türlü odaların bulunduğu gizli bir dünya ile karşılaşır.

İçerde ahır, kiler, yemekhane, kilise, şaraphane, misyonerler okulu, uyuma ve dinlenme birimleri, tımarhaneler, kiliseler, garip ibadethaneler ve mezar odaları olduğunu görür.

Odaların katlara göre düzeni ise sırasıyla şöyle;

1-Derinkuyu yeraltı şehrinin birinci katında ahır, şaraphane, misyoner okulu ve vaftizhane bulunmaktadır. Birinci kat girişin de bulunduğu en üst kat olup, genel bir tarihlemeyle Protohitit dönemine kadar (M.ö.2000–1750) indirilmektedir.

2-İkinci katının gezilebilen bölümlerinde, oturma odası olarak kullanılan mekânlar, günümüzde yeraltı şehrinin girişi olarak kullanılan bölüm, mutfak, mutfakla alakalı birimler, şaraphane, erzak depoları ve mutfağın devamında ahır olarak kullanıldığı belirtilen bir bölüm bulunmaktadır.

3-Üçüncü katını yeraltı şehrinin tüm katlarına inen bir havalandırma bacası oluşturmaktadır. Ayrıca üçüncü katta bulunan bir tünelin 9 km. uzakta bulunan Kaymaklı yeraltı şehrine bağlandığı belirtilmektedir.

4-Yeraltı şehrinin dördüncü katında oturma-yatma odaları ve erzak depoları bulunmaktadır.

5-Yeraltı şehrinin dağılım merkezi olarak düşünülen besinci katta, üçüncü kattan gelen tünelin sonlandığı sahanlık, havalandırma bacası, havalandırma bacasının devamında birbiriyle bağlantı odalar ve besinci katı yedinci kata bağlayan tünelin başlangıcı bulunmaktadır.

6-Altıncı kat, besinci katı yedinci kata bağlayan bir tünelden ibarettir. Tünel üzerinde ikisi kapı odası, üçü ise tünel kontrolünün yapıldığı birer güvenlik noktası olduğunu düşündüğümüz beş birim bulunmaktadır.

7-Yedinci katta toplantı salonu, mezar odası, kilise, kilisenin devamında bir salon ve su kuyusu bulunmaktadır. Yedinci kat yeraltı şehrinin en geniş mekânıdır. Beşinci kattan başlayan tünelin bittiği yerde yedinci kat şekillendirilmiştir. Tünelin bittiği yerden itibaren dört merdiven basamağıyla yedinci kata inilmektedir. Yedinci katın merkezinde toplantı salonu bulunmaktadır.

Peki, o dönemin teknolojisiyle imkânsız olacağını düşündüğümüz bu muhteşem yeraltı dünyası kim tarafından ve niçin yapılmıştır? O zamanın insanları neden yüzyıllar boyunca yeraltında yaşamayı tercih etmiş veya yaşamak zorunda kalmıştır?

Aslında hikâye Hristiyanlığın ilk yıllarına, güçlü Roma İmparatorluğuna kadar dayanmaktadır. Roma askerlerinden kaçan Hristiyanlar Antakya ve Kayseri üzerinden yola çıkarak, Kapadokya’da ilerlerken kendilerini gizleye bileceği bu yeraltı şehirini inşa ederler. Girişi fark edilmeyecek bir şekilde, çalıların arasında küçük bir oyuktan oluşan bu yeraltı şehri öyle müthiş dizayn edilmiş ki bütün odalar birbirine bağlı olarak hazırlanmış. O dönemin teknolojisi ile imkânsız olduğu düşünülen havalandırma sistemi sayesinde yıl boyu bütün şehir aynı sıcaklıkta ve temiz havayla yaşama imkânı sağlamaktadır.

Evet, anlayacağımız bu koca yeraltı şehrinde 50 bin kişilik yaşama imkânı sağlanmış bir barınak inşa etmişler.

Dünyanın hiçbir yeraltı şehrinde böylesine komplike bir sistem bulunmamaktadır. Hatta içeride bulunan evlere sürgülü kapılar bile düşünülmüş.

Bu devasa yapının tamamı günümüz teknolojisiyle bile keşfedilemedi. Derinkuyu incelendikçe binlerce ardı ardına sorulan sorular maalesef cevapsız kalmakta.

Hikayeden yola çıkacak olursak Hristiyanların, askerlerden korunmak amacıyla düşünülen akıl almayan bu devasa yapıyı bugünün teknolojisi ile bile imkansız olmasına rağmen o zamanın şartlarıyla nasıl inşa etmişler?!

Onların bu muhteşem şehri inşa ettiklerini düşünsek bile böyle bir çalışma için binlerce çalışanın istihdam edilmesi ve aynı zamanda yüzyıllar süreceği malum…

Bununla da bitmiyor! O kadar taş ve toprak yığının tahmini rakamlar dairesinde ortalama sekiz milyon ton olduğunu da göz önünde bulundurmak gerek.

Akla hemen şu soru geliyor! Sürgülü kapıları, okulları, akıl hastaneleri, su sistemleri, havalandırma yöntemi bile düşünülmüş bu üstün teknoloji harikası yapıt o dönem insanı veya kaçakların, kısa sürede inşa etmesi mümkün olabilir mi?

Bu gizemli şaheser şehri araştırmak için dünyanın dört bir yanından araştırmacılar Türkiye’ye akın etmekte.

Kimi bilim adamlarına göre bu şaheser ancak dünya dışı saldırılardan korunmak için inşa edilmiştir.

Derinkuyu Yeraltı Şehrine yakın olan Derinkuyu köy sakinleri ise olaya farklı bir açıdan bakmakta!

Nesilden nesille geçen köylülerin rivayetlerine göre; bu topraklarda çok eskiden melekler veya bir takım başka varlıklar yaşarlarmış. Ama bir süre sonra oraya cinni varlıklar da yerleşmek istemiş. Bunun üzerine iyi ve kötü varlıklar arasında bir savaş meydana gelmiş. Daha sonra iyi niyetli varlıklar kötü cinni varlıklara baş gelemeyince yeraltı şehrini inşa etmişler. Köy sakinlerinin iddiasına göre o varlıkların hala yeraltında yaşadıkları söylenir. Zaman zaman tünel girişinden mum ışığı şeklinde gökyüzüne yükseldikleri de oluyormuş.

Akla turizm amaçlı, uydurulmuş bir hikâye olduğu gelebilir. Ama bu hikâyenin anlatılması yüzyıllara dayandığı ve o zamanlarda henüz yeraltı şehrinin keşfedilmemiş olması, bu olasılığı çürütmektedir.

Peki, sizce o zamanlarda kimler yaşamış? Kimler bu yeraltı ülkesini inşa etmiş? Neden yeraltında yaşamak istemişler? Sizce cennet vatanımız, güzel ülkemiz Türkiye hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Bu güzel topraklarda kim bilir daha ne kadar sırlarla dolu hadiseler yaşanmıştır?

Eminim hepimiz güzel ülkemiz Türkiye’yi canı kadar sevmektedir… Cennet vatanımız Türkiye’yi tanımalı ve herkese tanıtmalıyız diye düşünüyorum. Umarım tercih ettiğim bu konu sizi sıkmamıştır.

Fikirlerinizi almaktan çok memnun oluruz… Yorumlarınızı büyük bir sabırsızlıkla bekliyoruz…

“Kapadokya bölgesi gerek yer üstünde bulunan kültürel varlıklarıyla gerekse yeraltında bulunan özel dünyasıyla Anadolu’nun kültür merkezlerinden biri olarak yüzyıllar boyunca önemini korumuştur.”

Erkam Yerenler

YORUMLAR






    0 YORUM