USD
EURO
ALTIN

Namaz Aşığı İnsanlar Haline Gelme

Namaza alışmış ve onunla beslenen insanlar…

Namaz Aşığı İnsanlar Haline Gelme
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Namaza alışmış ve onunla beslenen insanlar, ona hiçbir zaman doymazlar. Doymak şöyle dursun, her namaz bitiminde “Daha yok mu?” der, nafileden nafileye koşar; duhâ ile güneş gibi yükselir, evvâbînle gidip kurbet tokmağına dokunur, teheccüdle berzah karanlıklarına ışıklar gönderir ve ömrünü âdeta ibadet atkıları üzerinde bir dantela gibi örmeye çalışır ve kat’iyen içinde yaşadığı nurlardan, ruhunu saran mânâlardan ayrılmak istemez.. istemez ve hep ibadetin vaat ettiği güzelliklere koşar dururlar.

Nitekim Cenâb-ı Hak, kurtuluşa eren mü’minlerin ilk vasfı olarak, namazlarını ciddi bir huşû, kalplerini Allah’a vermişlik içinde, ihsan şuuruyla, görülüyor olma mülâhazasıyla eda etmelerini zikrediyor. Ayrıca insanın bu seviyeye ulaşabilmesi için amellerinin ahirette arz edileceğine inanıyor olması gerekir.

İnsanı Allah’tan uzaklaştıran namaz..

Hocaefendi namazın bir çeşidinin de insanı Allah’tan uzaklaştırdığını söyler. Çünkü namaz, bir huşû, bir iç saygısı ve bir edeb işidir. Bu mânâ ile eda edildiği müddetçe iç âlemimize daima bir duruluk getirir, fikirlerimize bir istikamet kazandırır. Bu şuur ve anlayış içinde eda edilmeyen namaz, ise insanın sırtında bir yük ve insan için bir yorgunluktur; kurbete vesile olması bir yana, kulun Allah’tan uzaklaşmasına bile sebep olur.

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem  “Kimin namazı onu fuhşiyat ve kötülükten men etmezse, o namazın, o insana, kendisini Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir katkısı olamaz.”[1] buyurmuştur. Haddizatında namaz, kişiyi Allah’tan uzaklaştırmaz; ama o gafletten sıyrılamadığı, nisyandan kurtulup kendini aşamadığı, dolayısıyla gönlünü sahibine vermesi gerektiği yerde dahi veremediği için, Rabbinden uzaklaşmasına sebep olur. O hâlde kul, namazını eda ederken, âdeta nuranî bir ipe tutunuyor gibi onu eda edecek ve dikkatli davranacak; ayağı sürçüp bir lahza gaflete girse hemen nazarını yüceler yücesi âleme çevirecek, onu seyre dalacak ve böylece kulluk vazifesini eda edecektir.

Namaz Kahramanları

Muhterem Müellif kitabında ifade edilen bu düşüncelerin hayalden ibaret olmadığını, kalp ve gönül erbâbı, maneviyat kahramanları tarafından bu mesenin çok üst perdeden temsil edildiğini göstermiştir. Sahabe’den itibaren selef-i salihîn içerisinde namaz kahramanlarından kesitler vererek anlatılan şeylerin ütopik ve nazari bilgiler olmadığını göstermiştir.

Ayrıca yapılan amellerin başkalarına misal olması açısından onlara da sirayet edeceğini vurgulamıştır. Nitekim selef-i salihin içerisinde namazda bayılan hatta ruhunun ufkuna yürüyen kimselerin bulunduğu ve bunun cemaate çok derinden tesirinin olduğunu ifade etmiştir. İşte bunu hayatının bir parçası haline getirmiş nur halkasından bazı örnekler:

Sahabe efendilerimiz, Fudayl İbn İyâz’ın ifadeleriyle söyleyecek olursak, benizleri atmış, yüzleri sararmış bir şekilde sabahı karşılarlardı. Çünkü gecenin çoğunu namazda geçirirlerdi. Bazen saatlerce kıyamda kalırlar, bazen de uzun müddet secdeye kapanırlardı.

Cenâb-ı Hakk’a içlerini dökerken, rüzgârlı bir günde sallanan ağaçlar gibi sallanır; gözlerinden, elbiselerini ve yeri ıslatacak kadar yaş dökerlerdi. Namazın lezzeti onlara bedenî yorgunluklarını unuttururdu da artık o vuslat dakikaları hiç bitmesin isterlerdi. Sabah olunca, yüzlerine yağ sürer, gözlerine sürme çekerler ve halkın içine sanki geceyi hep uykuyla geçirmiş ve iyice dinlenmiş gibi çıkarlardı.

Abdullah İbn Ömer (radıyallâhu anh), namaza giderken –vazifenin ağırlığını duyma havası içinde– o kadar yavaş yürürdü ki, onu görenler, “Eğer bir karınca onunla birlikte yola çıksa mutlaka onu geçerdi.” derler. Aslında ciddi mânâda bizi endişeye sevk edecek ehemmiyetli bir iş karşısında etrafımızı görmez olur, hiç kimseyi tanımayız.

Müslim İbn İbrahim, tebe-i tabiînin büyük imamlarından Şu’be İbn Haccac (radıyallâhu anh) hakkında şu ifadeleri kullanıyor: “Ne zaman Şu’be’nin yanına girsem –kerahet vakitleri dışında– onu hep namaz kılarken görürdüm.”[2] Ebû Katan da şu ilavede bulunuyor: “Şu’be’nin rükûda beklediği süreye şahit olsaydınız ‘Herhalde secdeye gitmeyi unuttu.’ derdiniz; onu iki secde arasında otururken izleseydiniz bu defa da ‘Galiba ikinci secdeyi unuttu.’ diye düşünürdünüz.”[3]

Evet günümüzde en çok eksikliği hissedilen şeylerden birisi de selefin namaz tutkusudur. Başka bir ifadeyle günümüz insanı bir manada namazlaşmış gönül erleri fakirliği yaşamaktadır.

Netice

İnsan, namaz ibadeti ile tıpkı günebakan çiçeklerinin güneşe bakarak gelişimlerini tamamlamaları gibi gelişmesini tamamlayabilir. Günde beş defa Rabbine teveccüh ederek, pörsüyen duygularını, solan şuurunu yeniden canlandırabilir. Zindeliğini yeniden kazanıp O’na olan ahd ü peymânını yenileyebilir.

Bizler hizmet gönüllüleri olarak namazın hakikatini idrak etme hususunda hep yüce himmetli olmalıyız; Cenâb-ı Hak’tan, selef-i salihînin ibadet aşk u iştiyakını, onlardaki kulluk temkinini dilenmeli ve namazı şuurluca ikâme edebilmek için inâyet-i ilâhiyeyi talep etmeli, dua dua yalvarıp yakarmalıyız.

Eğer namaz kahramanlığına aday olduğumuzu düşünüyorsak bizleri o ufka taşıyacak hiçbir argümanı kullanmayı ihmal etmemeliyiz. Hangi ses, hangi soluk bizi şahlandırıyor ve kalbimizi coşturuyorsa bir kere değil, belki yüz kere aynı vesileye başvurmalıyız. Belki bir kitabı onlarca kez okumalı, bir kaseti birkaç kere dinlemeli, bir büyüğün sözlerine defalarca kulak vermeli ve oturup-kalkıp hep gözünüzü diktiğiniz hedefi düşünmeliyiz. Zira namaza duruş bu muamma içinde mânâsını bulur. Rable başbaşa kalma.. dünya ve mafihayı kalbden çıkarıp atma.. hatta nefsini dahi unutup kendinden geçme.. ve bir kerecik olsun böyle bir namaz kılmaya muvaffak olmaya çalışma.

Eğer yeni neslin derin bir ibadet şevki ile yetişmesini, çevremizde iman haleleri oluşmasını istiyorsak günlük meşgalelerden sıyrılarak namazlarda miraçlar yakalamayı hedef haline getirmeliyiz. Eğer hizmet şevkimizi her gün taptaze duymak istiyorsak gelin seccadelerimize yeniden koşalım, arada oluşmuş mesafeleri göz yaşlarının kanatlarıyla kapatmaya çalışalım. O kadar ki dışardan bakanlar bunlar namaz delisi olmuşlar desinler. Gelin bir kere daha namazlaşmaya azmedelim..

Ve son bir husus olarak Hocaefendi’nin gece ibadeti hakkında insanın içini ürperten şu ifadeleriyle bitirelim: “Bin bir tecrübe ile sabittir ki, gecelerini ihya edenler, gündüzleri de küheylanlar gibi koşarlar. Benim şimdiye kadar bu vasıflarıyla hiç çizgi değiştirmeden hayatlarını sürdüren, tanıdığım dünya kadar insan oldu. Senelerdir başlarını bu eşikten hiç mi hiç kaldırmadı ve gece hayatlarını hiç mi hiç aksatmadılar; tabi, millete hizmetten de hiç geri kalmadılar.”

Aksine, gece hayatında zikzak yapanlar, gündüzleri de Hizmet hayatlarında hep zikzak çizdiler. Böyleleri bazen Hizmet’te önde koşar gibi gözükseler de zorluk ve sıkıntılarla karşılaşınca hemen geri durmuşlardır. Evet, bunlar tazyik, meşakkat ve sıkıntının en küçüğüne bile dayanamamışlardır. Diğerlerine gelince, onlar tanıdığım günden beri, geceleri hep engin bir ruh hâli içinde, ırmaklar gibi çağlamış, gündüzleri de küheylanlar gibi çatlayıncaya kadar koşmuşlardır.”

Osman Nuri

YORUMLAR






    0 YORUM